Biraz da tarih incelemeleri :)
Puan vermedi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki Türkiye Hüner Tuncer Doç. Dr. Hüner Tuncer’in titiz bir arşiv çalışması ve diplomatik birikimiyle kaleme aldığı Menderes’in Dış Politikası eseri, Türk dış politikası tarihinin en radikal dönüşüm süreçlerinden birini uluslararası ilişkiler disiplininin temel yapı taşları üzerinden analiz eden sarsıcı bir kitaptır, Tuncer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ve geleneksel dış politikayı biçimlendiren Atatürkçü ilkeler ile 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti (DP) iktidarı tarafından hayata geçirilen pratikler arasındaki derin kırılmayı mercek altına almaktadır. Kitap, temelde realist bir uluslararası politika perspektifiyle yazılmış olup, bir devletin kendi ulusal gücüne dayanmaksızın, salt bir süper gücün koruyuculuğuna ve dış yardımlara yaslanarak tam bağımsızlığını sürdüremeyeceği tezini savunmaktadır. Tuncer, yapısal analize geçmeden önce, Atatürk dönemi dış politikasının "gerçekçilik", "tam bağımsızlık", büyük güçler arasında denge kurma ve ideolojik dogmalardan uzak durma gibi temel prensiplerini anımsatarak, Menderes dönemindeki "sapmanın" teorik ve pratik boyutlarını daha görünür kılmaktadır. Uluslararası sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok kutupluluktan iki kutupluluğa evrilmesi ve Soğuk Savaş’ın tırmanması, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kırılgan bir zemine taşımıştır. Eserde, bu dönemin en kritik eşiklerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı ertesindeki Türk-Sovyet ilişkileri ve SSCB’nin Boğazlar ile Doğu Anadolu üzerindeki haksız talepleri teferruatlı bir biçimde incelenmektedir. Yazar, bu noktada önemli bir tarihsel ayrım yapmakta; İsmet İnönü dönemindeki Batı’ya yakınlaşma hamlelerinin savaş sonrası koşulların ve Sovyet tehdidinin dayattığı istisnai, konjonktürel bir zorunluluk olduğunu belirtirken, DP iktidarının bu çizgiyi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki TürkiyeHüner Tuncer · Kaynak Yayınları · 20133 okunma
5/10
·408 syf.·
2026 25. kitabı
Roman, 1980’lerin başında Paris’te geçer. Diskoların, gece kulüplerinin, özgürlük hissinin zirvede olduğu bu dönemde, aynı anda gizemli ve ölümcül bir hastalık (henüz adı konmamış AIDS) yayılmaktadır. Tam bu ortamda, ölümcül hastalığa yakalanmış bir genç vahşice öldürülür ve olay bir seri cinayet zincirine dönüşür. Patrick Swift → Soğukkanlı, klasik kalıplardan uzak bir dedektif Dr. Daniel Ségur → Hastalıkla uğraşan ve kurbanlarla bağlantılı doktor Heidi → Zeki, genç ve olaylara farklı bakış getiren bir karakter Bu üçlü, farklı bakış açılarına rağmen aynı davada birleşir. Hastalık + Cinayet Paris’te özellikle eşcinsel bireyler arasında yayılan gizemli bir hastalık vardır. Bu hastalığa yakalanan kişilerden biri Frederico, vahşice öldürülür. Başta bu cinayet sıradan gibi görünse de, aslında bir seri katilin işareti olduğu anlaşılır. Gece Hayatının Karanlık Yüzü Swift ve ekibi, soruşturma için Paris’in diskolarına ve yeraltı dünyasına girer. Hikâye sadece cinayet değil: Eşcinsel topluluklar Toplumsal dışlanma AIDS korkusu Siyasi mülteciler gibi konularla derinleşir. Katilin özellikle aynı grubu hedef aldığı fark edilir → bu da olayın nefret suçuna dönüşebileceğini düşündürür. Katil Kim? Kurbanların ortak noktaları araştırılır. Katilin yöntemi: Çok vahşi Sistematik
Cehennem DiskosuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap Yayınları · 20251,117 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnançtan İdeolojiye: Başörtüsü Söyleminin Dönüşümü
8/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2025 11:52
İlahiyatçı Prof. Dr. Şahin Filiz’in “Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği” kitabında aslında hem teolojik hem de sosyopolitik bir çözümlemenin izlerini taşıyor. Yazar, İslam’ın özündeki kadın-erkek ilişkisini ve “örtünme” kavramını merkeze alarak, tarihsel süreçte başörtüsü söyleminin nasıl kültürel, siyasal ve ideolojik bir araç haline getirildiğini tartışıyor. 1. Tarihsel ve Kur’ani Dayanaklar: Filiz, Hz. Peygamber döneminde ve İslam’ın ilk yükseliş çağında kadın-erkek haklarının ve rollerinin cinsiyet farkına göre değil, “insan” olma ortak paydasına göre belirlendiğini vurguluyor. Kur’an’ın kadını “tözsel/ontolojik” yani özünde farklı bir varlık olarak değil, işlevsel olarak andığını, bu yüzden kadınların toplumsal hayatta daha saygın ve aktif bir konumda bulunduğunu öne sürüyor. Başörtüsü meselesinde ise Kur’an’da başın ve saçın örtülmesini emreden bir hüküm bulunmadığını, Nur Suresi 31. ayet dahil hiçbir ayetin bu yönde kesin emir taşımadığını belirtiyor. Yani başörtüsü, dinsel bir zorunluluk değil, sonradan geliştirilen yorumların ve kültürel geleneklerin ürünü. 2. Dini ve Hukuki Boyut: İslam kelamı ve fıkhında başörtüsünü örtmemenin, “büyük günahlar” arasında bile yer almadığını dile getiriyor. Namaz, oruç gibi farz ibadetlerin yanına konulamayacak bir pratik olduğunu, dinin özünde merkezi bir farziyet taşımadığını ifade ediyor. Bununla birlikte, başörtüsü takmanın haram ya da günah da olmadığını, yani dini açıdan nötr bir uygulama olduğunu vurguluyor. 3. Sosyopolitik Eleştiri: Yazarın asıl sert eleştirisi, başörtüsü meselesinin siyasallaştırılması üzerine: Başörtüsü, “kadın cinsinin fitne/avret olduğu” tezine yaslanarak, toplumda kadına karşı düşmanlığı gizleyen bir araç haline getiriliyor. Türkiye özelinde başörtüsü söylemi, AB ve ABD’nin “ılımlı
Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslam Felsefesi Açısından EleştirisiŞahin Filiz · Yeniden Ana. ve Rum. Yayınları · 200817 okunma
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 162. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2025 21:40
Modernleşme Kuramı, Türk akademisyen ve bürokrat, 2018'den beri Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı görevini yapan Prof. Dr. Fahrettin Altun'un Arasturma-İnceleme sosyoloji ve Tarih türünde yazdığı eseridir. Modernleşme Kuramı, en özlü ifadesiyle, modern Batılı sosyal bilimcilerin modern olmayan toplumlar için yazdığı sosyolojik reçetenin adıdır. Eğer bugün toplumsal mühendislik diye bir şeylerden bahsediyorsak bunun duayenleri modernleşme kuramcılarıdır. Modernleşme Kuramı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin önde gelen üniversitelerinde geliştirilmiş teorik bir çerçevedir. Homojen bir çerçeve olmamakla birlikte batılı sosyal bilimcilerin batı dışı toplumlara bakışlarına yön vermiş ve hâlâ yön veren bir paradigmadır. Küreselleşme ve modernleşme sorunlarına farklı bir pencereden bakan bu kitap, gelişme tartışmaları bağlamında, modernleşme kuramının üzerinde yükseldiği teorik ve toplumsal zemini, kuramın öncü düşünürlerini ve temel argümanlarını masaya yatırıyor.
Edebiyat
Modernleşme KuramıFahrettin Altun · İnsan Yayınları · 201733 okunma
10/10
·430 syf.··
2024 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2024 23:39
Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Yalom aynı zamanda ABD’nin en tanınmış psikanalistlerinden biridir. Bu kitabında da kendi psikoloji bilgisini derinlemesine, çok etkili cümlelerle okuyucuya aktarmış bana göre. Kitaba konu olan baş karakterler Nietzsche ve Salome’nin hayatlarını Dahiler ve Aşkları kitabında okuduğum için kitabın atmosferine girmekte zorlanmadım. Salome tarihin en etkileyici kadınlarından biri. Zamanında bir çok erkeği etkisi altına almış bir kadın. Aynı zamanda yazar, öykücü, denemeci ve psikanalist. Bende Ruth kitabını okumuştum. Nietzsche kendine itiraf etmek istemese de Salome’ye aşık. . Kitapta yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da karakterlerin çoğu gerçek kişilerden oluşuyordu. Gerçek karakterler ile hayali kurgu çok güzel harmanlanmıştı. Okurken yaşananların da gerçek olduğunu izlenimine kapılıyorsunuz. Nietzsche, Salome, Freud gibi gerçek karakterleri yazar çok yakından tanımış ve özümsemişti. Ve böylece çok başarılı bir kurgu ortaya çıkmış. İnsan hayatında tekrar tekrar belli dönemlerde okunup, her seferinde farklı hissedişler içine gireceğiniz bir kitap. O nedenle ilerleyen yıllarda bende tekrar okumayı düşünüyorum. Okurken bilinçaltınızda sakladıklarınızla yüzleşiyorsunuz. Farklı düşünceler içine girip, kendi benliğinizin farkına varıyorsunuz adeta. Dr. Breur ve Nietzsche’nin sohbetleri okur olarak beni hem çok etkiledi hem de farklı duyguları sorgulamama sebep oldu. Felsefe ve Psikolojinin iç içe geçtiği şimdiye kadar okuduğum en başarılı kurguydu. . Konusundan bahsedeyim; Kurgu, 19. yy’da Viyana’da geçiyor. Psikanalizin henüz yeni yeni yeşermeye başladığı dönemler. O dönemde ünlü doktor Breur’un kapısını Lou Salome çalıyor ve arkadaşı Nietzsche’nin hasta olduğunu, onu tedavi etmesini istiyor. Breur Salome’den etkilenip bu teklifini kabul
2024 Okuma Raporları
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
10/10
·696 syf.··
Beğendi
·
2024 45. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2024 18:59
Uluslararası Çatışma Bölgeleri, Aktörler, Eylemler ve Dönüşümler, Dora Yayınlarından çıkan 696 sayfadan oluşan Prof. Dr. Zafer Akbaş, Dr. Veysel Babahanoğlu ve Mehmet Fatih Argın’ın editörlüğünde akademisyenler ile doktora ve yüksel lisans öğrencilerinin makalelerinden oluşmaktadır. Kitap, dünyadaki çatışma ve kriz bölgelerin incelemektedir. Krizlerin sebepleri, tarafları ve etkileri üzerinde durmaktadır. Kitapta Afrika ülkelerine geniş yer verilmiştir. Portekiz ile başlayan sonrasında İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Almanya ile devam eden sömürgecilik sürecinde önce Afrika’nın kıyı bölgeleri 1885 yılında toplanan Berlin Konferansı ile de tüm Afrika bu ülkeler tarafından paylaşılmış ve sömürülmüştür. Sömürgecilik sürecinde günümüz Afrika ülkelerinin sınırları oluşturulurken bu ülkelerin iç dinamikleri değil de Avrupalıların çıkar alanları baz alınmıştır. Bu sebeple binlerce etnik ve dini grubun yaşadığı Afrika’da bu yapılar bölünmüştür. Bir ülkede çoğunlukta olan grup, hemen sınırdaş ülkede azınlık durumuna düşmüştür. Avrupalı ülkeler de bu ülkeleri rahat sömürebilmek için bazen çoğunlukta olan grupları, diğer azınlıklara karşı bazen de azınlıkları çoğunluğa karşı desteklemiştir. Bu durum ise bu ülkelerde kaos ve krizin hiç bitmediği süreçleri başlatmıştır. Ayrıca, kendi ülkesinde hakimiyetini sağlayan etnik grup, bu defa da sınırdaş ülkede bulunan baskı gören kendi etnik grubundaki insanlara yardım etmek veya onlarla birleşmek adına komşu ülkelerin iç işlerine müdahale etmeye ve o ülkelerdeki çatışma ve krizlerin tarafı olmaya başlamıştır. Sömürgecilik öncesinde dünyanın diğer kesimlerinden oldukça izole bir hayat yaşayan Afrika’da ulusal bilinç, devlet geleneği, ortak kültür ve tarih etrafında birleşme, demokrasi gibi düşünce ve
Uluslararası Çatışma BölgeleriKolektif · Dora Yayınları · 20242 okunma