İlahiyatçı Prof. Dr. Şahin Filiz’in “Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği” kitabında aslında hem teolojik hem de sosyopolitik bir çözümlemenin izlerini taşıyor. Yazar, İslam’ın özündeki kadın-erkek ilişkisini ve “örtünme” kavramını merkeze alarak, tarihsel süreçte başörtüsü söyleminin nasıl kültürel, siyasal ve ideolojik bir araç haline getirildiğini tartışıyor.
1. Tarihsel ve Kur’ani Dayanaklar:
Filiz, Hz. Peygamber döneminde ve İslam’ın ilk yükseliş çağında kadın-erkek haklarının ve rollerinin cinsiyet farkına göre değil, “insan” olma ortak paydasına göre belirlendiğini vurguluyor.
Kur’an’ın kadını “tözsel/ontolojik” yani özünde farklı bir varlık olarak değil, işlevsel olarak andığını, bu yüzden kadınların toplumsal hayatta daha saygın ve aktif bir konumda bulunduğunu öne sürüyor.
Başörtüsü meselesinde ise Kur’an’da başın ve saçın örtülmesini emreden bir hüküm bulunmadığını, Nur Suresi 31. ayet dahil hiçbir ayetin bu yönde kesin emir taşımadığını belirtiyor. Yani başörtüsü, dinsel bir zorunluluk değil, sonradan geliştirilen yorumların ve kültürel geleneklerin ürünü.
2. Dini ve Hukuki Boyut:
İslam kelamı ve fıkhında başörtüsünü örtmemenin, “büyük günahlar” arasında bile yer almadığını dile getiriyor.
Namaz, oruç gibi farz ibadetlerin yanına konulamayacak bir pratik olduğunu, dinin özünde merkezi bir farziyet taşımadığını ifade ediyor.
Bununla birlikte, başörtüsü takmanın haram ya da günah da olmadığını, yani dini açıdan nötr bir uygulama olduğunu vurguluyor.
3. Sosyopolitik Eleştiri:
Yazarın asıl sert eleştirisi, başörtüsü meselesinin siyasallaştırılması üzerine:
Başörtüsü, “kadın cinsinin fitne/avret olduğu” tezine yaslanarak, toplumda kadına karşı düşmanlığı gizleyen bir araç haline getiriliyor.
Türkiye özelinde başörtüsü söylemi, AB ve ABD’nin “ılımlı