"Bir kadın var. Tek başına kalakalmış. Bir gecenin içine hapsolmuş gibi.
Bir yerde sıkışmış. Sanki dünya daralmış da küçük bir oda kadar kalmış. Bir kapı var ama nereye açıldığı meçhul. Açılıp açılmayacağı da öyle.
Güvenilmez bir kapı. Bir çıkış ihtimalinden ziyade kaybolma endişesi uyandırıyor. Kadının yüzü pencereye dönük. Küçük bir pencere. Tek umut. Kırmızı bir ışık sızıyor o küçük pencereden. Kan mı, güneş kızılı mı belli değil. Her şeye bir belirsizlik sinmiş. Kadının korkusu bu yüzden.
Korku değil de güvensizlik. Aslında güçlü görünüyor. Zayıf düşmüş bir hali yok. Aslında belli belirsiz, etrafında birileri var. Ama nasıl söylemeli? Tam değiller. Bir şeyleri eksik. Hepsi yarım yarım. Kırık eşyalar gibi. Kadın onlarla ilgilenmiyor. Bir kenarda kırılmış duran kanatlar var. Sadece kanatlar. Bir meleğin kanatları gibi ama melek yok. Koparılmış daha doğrusu. Evet, koparılmış kanatlar. Belki de kadının kanatlarıydı. Belki de kadının kanatları koparıldı diye buraya sıkışıp kaldı. Ya da kurtulmak isterken kanatlarını kaybetti. Kapıda, pencerede, bir yerde. Ayaklarının dibinde bir kuş ölüsü var. Tuhaf bir kuş. Sanki başka dünyadan gelmiş. Bildiğimiz kuşlara benzemiyor. Kadına yardım için gelmiş belki de ama başaramamış. Bir duvarın üzerinde birbirine karışmış renkler var. El izleri. Sanki elleriyle duvarları boyamaya niyetlenmiş ama hangi rengi seçeceğine karar verememiş. Kırık bir ayna var kadının hemen karşısında. Kadının aksi aynanın kırıklarında çoğalmış... Bir de bütün bunlar kötü bir rüyaymış da kadın kendi rüyasına hapsolmuş gibi."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Pırıl pırıl bir sabahtı, güneş henüz ufuk çizgisinin üzerine çıkmamıştı. Kar yağmıyordu, ama gece o kadar çok yağmıştı ki pürüzsüz, kalın bir kar tabakası neredeyse her şeyin üstünü yumuşak sonsuz bir halı gibi kaplamıştı. Dünya bu haliyle çok temiz, beyaz ve güzel görünüyordu.
Namazın, kalbin amellerinden olan iç şartları
A. Namazda huşû ve kalp hazırlığının şart oluşu Buna dair birçok delil bulunmakta olup biri de yüce Allah'ın
"Beni anmak için namaz kıl buyruğudur. Bu âyetteki açık buyruk (huşûun) farz olduğunu göstermektedir. Gaflet hali anma (zikir) hâline aykırıdır. (Bedeni namazda olduğu hâlde kalbinde ve zihninde yaptığının farkında olmama durumu, Allah'ı hatırlayıp anma ve yaptığı ibadetin bilincinde olma durumuyla çelişir.) Bir kimse kıldığı namazın tamamında gaflet hâlinde olmuşsa onun Allah'ı anmak için namaz kıldığı nasıl söylenebilir! Yüce Allah'ın "Gafillerden olma*sözü de bir yasaklamadır ve bu ifade açıkça "gafleti haram kılma" anlamını içerir. Yine "(Sarhoşken) ne dediğinizin farkında oluncaya kadar (namaza yaklaşmayın)*78 anlamındaki âyet de sarhoşlukla ilgili bu yasaklamanın gerekçesini göstermek-tedir. Bu yasaklama, birtakım vesveseler yüzünden aklı fikri korku → ve kaygılarla, dünya işleriyle dolu olan gafil kimse için de geçerlidir. Peygamber'in (s.a.s.) "Namaz özellikle ağırbaşlılık, tevazudur... sözü de konunun delillerindendir. Bir başka delil ise Hz. Peygamber'in "Bir kimsenin namazı kendisini kötülük ve çirkinliklerden alıkoymuyorsa bu namaz o kişinin (Allah'a) uzak kalmasından başka bir işe yaramayacaktır" anlamındaki sözleridir. Nitekim gaflet hâlinde olanın namazı kendisini kötülük ve çirkinliklerden alıkoymaz. Benzer bir hadis de şöyledir: "Nice namaz kılanlar var ki, onların nasipleri, sadece çektikleri yorgunluk ve sıkıntı olacaktır." Burada da Resûlullah gaflette olandan başkasını kastetmiş değildir.
Oysa gelenekteki yalnızlık hâli ve hissi kemalle
ilgili bir durum, bir hâldir. Marifete ve hakikate ulaşmak için terk-i dünya tek başınalık değildir.
Kendini bilen nasıl yapayalnız, yani tek başına olur? Kendini bilmek bu anlamda, yaratanını ve yaratılanı bilmekle ilgilidir. Dolayısıyla kendini bilmek, kendine dönmek demektir. Ene'l Hak işte burada hissedilebilir ve anlaşılabilir. İnsan kendini, kendine ait olmayandan, yani arızi olandan soyutlamadıkça hakikate ulaşamaz.
Yalnızlık ile tek başınalık arasındaki farkı idrak edemez.
18. yüzyılın sloganı mutluluk, 19. yüzyılınki özgürlüktü, 20. yüzyılın sloganı ise sağlıktır. Dünya Sağlık Örgütü 1949'da sağlıklı olmayı evrensel bir mesele olarak benimsemekle 20. yüzyılda insan haklarına bir yenisini eklemiş oluyordu. Bu hak bugün pek çok ülkenin anayasasında mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütünün "insanın bir bütün olarak, bedensel, zihinsel ve toplumsal anlamda iyi olma hali" şeklindeki sağlık tanımı olmazsa olmaz bir referans haline gelmiştir. Örgüt, sağlığı bilinen bir hastalığın ya da engelin mevcut olmamasıyla tarif etmektense, pozitif sağlık kavramına öncelik vererek yeni bir ideal sunmuştur, ama ulaşılması zor bir idealdir bu.
Organizma ve Bilimler/Tıbbın Karşısında Beden/20.Yüzyılda Beden: Ne Hasta Ne de Sağlıklı