Çağdaş insanın bir kaçış insanı olduğunu ya da olması gerektiğini söylemek abartılı olmasa gerek: Ya geriye, geçmişe doğru bir özlem; ya bilinmez bir gelecek düşüne ve umuduna tutunma çırpınışı. Hani Çehov diyor ya: "Gerçek bir yaşam olmayınca onun yerini düşler alır."
Öylesine mutsuzsunuz ki hep, asıl suçlu benim, diye düşünüyorsunuz.
..Zerrece suçum olmadığı hâlde birtakım düşler kurarak kendi kendimi suçlu bulduğum olmuştur.
GÖKLERİ
Meltem mi ki bu esen, renk mi ki, şarkı mı ki ?
Şu dağdan aşağı ak bir bulut salkımı ki İçime bir buruksu sarhoşluk akıtmada.
Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada, Renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir ?
Kork ! Bahar seni bir al güle döndürebilir Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü.
Ah, bu gökyüzünden bir gün ayrılmanın hüznü.
Yattım coşkun çimenler üstünde uzun zaman.
Kuşlar değil başımın üstünde hızla uçan;
Kardeşlerin yüzyıllar önce kopmuş ahları Ta sonsuza dek bu bengi gökyüzünden ayrı.
Havada kavuşmanın bayıltan kokusu var;
Durma, durma, gözünün alabildiği kadar Sar bu şarkı söyleyen, bu danseden evreni
Ve ayırma güzel gökyüzünden gözlerini;
Yaşamak kadar güzel, saf, mavi gökyüzünden,
Bağışlayan gökyüzünden, ebedi gökyüzünden.