İmkansız mümkün olduğunda. Bunu söylemeden önce birçok şüphe ve soru yaşıyoruz. Risk alma cesaretine sahip olmak, bizi ne beklediğini bilmeden ilerleme gücü olmak, güvensizliksiz atlamaya çalışmak. Farkında olmadan boşluğa atlamak ama yine de kendine, çekim yasasının gücüne güvenmek. Korku dolu ve ellerimizi açarak gelecek olana doğru zıplayacağız. Kaçımız erteleyip kendimize çok soru soruyor, karar vermeden önce ve cesaret etmeden önce kendimizi sınırlıyoruz? İmkansızı olasılıka nasıl dönüştürürsün? Hayatımız, bir bakıma güvenlik ve türbülans bölgeleri oluşturan birden fazla sınırla dolu. Bu, sınavlar, adımlar ve ulaşmamız gereken varış noktaları olan bir yolculuktur. Gerçekten de her durumda ve her şeyin karşısında güvenliği sağlayarak konfor alanında kalarak bunu yaşamaya karar verebiliriz. Ama çabucak fark ederiz ki, çok fazla şeyi kontrol edemeyiz ve yolculuğumuzdaki zorlukların kaçınılmaz olduğunu, çünkü sosyal, eğitimsel, duygusal çevremizle ve kişiliğimizle bağlantılı iç faktörler var; bu tekillik her birine özgeldir. Tüm bu parametreler sınırlarımızı, eylem olasılıklarımıza olan inançlarımızı, fırsatları yakalamamızı ve kendimizi aşmamızı sağlayacak risk alma dürtülerimizi oluşturur. Bu alanlar sürekli hareket halindedir ama düşmek ve kendimize zarar vermek istemiyoruz, bu yüzden çoğumuz rahat, güvenli ve geçilmez sınırları olan alanlarda kalıyoruz; bunları koruma alanları gibi inşa ediyoruz. Farkında olmadığımız şey, hayatın, evrenin bazen bize bu hapis bölgelerinden çıkmamızı sağlayan işaretler, olaylar göndermesi. Hepimiz buna farklı tepki veriyoruz. Nelly Delas,
Ben kıskanç bir kardeş, kıskanç bir arkadaşım gençler. Birisi abime, veya arkadaşlarıma yürürse. O yürüdüğü ayakları ona monte ederim. Bilmem anlatabildim mi. (: Kastettiğim kişiler hakkımda kısmımdakiler. Kulağıma gelirse kötü yaparım bilesiniz. Hani siz de metres durumuna düşmek istemezsiniz sanıyorum. Kendilerinin ilişkisi var da o yüzden 😇😇 Yoksa ben çok minnoş bir insanım. Beni dinderimandan çıkaramazsınız. 🤓🤓 🔪🔪☺️☺️ (Ayrıca abazanın sadece erkeği olmadığını da belirtmek isterim. Bazı kızlar var ki... Anlatmak bile istemiyorum. Aq bi dur sor sevgilin varmı. Varsa dünya ahiret bacımsın falan yani aw. Size de mesela onun Instagramından. Hani bunu diyorum çünkü. Sevgilisi olmasına rağmen tanışalım mı diyen var. Hani bide fark etmez diye cevap almasına karşı. Tanışalım diye kendi kendine cevap veren yüzsüzler var. Lütfen yani. Kendi hemcinsimi aşağılamak huyum değildir. Siz de yerinizi bilin. Saygılar dilerim efendim.)
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Aynı kalsan şaşardım biricik TDK:|
Boy pos Çi börek Ünvan Doğubayazıt Pileli Hasır altı Hatasıyla savabıyla Yörük Küme düşmek Akçaarmut Marmaraereğlisi Horon tepmek Kayyım Yakantop Yeşil zeytin Yeşil biber
Birinin aklına ansızın düşmek kadar garip bir yakınlık yok.
Şükürlere Şifa
Uzun zamandır dinlemediğin o şarkıya denk gelmek, gökyüzüne konumlanmış yumuşak bir yastığa benzeyen o konforlu bulutun üzerine düşmek gibi. Hele bir de hafif rüzgar koyulmuşsa fona. Yanında çayın, solunda çiçeklerin, karşında astigmattan mı yoksa şenlikten mi uydurulmuş olduğu belli olmayan patlayan ışıklar. Şiirinin o bulunmayan son cümlesini bulmuş gibi hissettiriyor. Ya da sabah uyandığında o gün dünyanın en güzel günüymüş gibi hissettiren o his. Mutluluktan damlayan yaşlar, beli kırılmış kahkahalar, enine boyuna düşünülmüş korkak sevda sözcükleri, savrulan dualar. Bin tane hoşluk, yüz milyon tane mest anı. Demine bergamot katılmış saatleri güne bağlayan cümleler, aşık şairler, küskün şiirler. Yaşadığımı hissettiren her şey. Şükürlere şifa olmuş bakışlar, çocuksu sarılmalar.. Kalbine kilitlenmiş ayrılıklar. En güzel rafa koyulmuş hikayeler. Ne çok şey.. Uzaklaşınca daha çok parlayan anılar. Yakanıza çiçek olsun, mis gibi koksun bu giden aylar. Hatice Kübra Tay
Vinland saga dizisi (izleyenleri buraya alalım:)
Fırtınanın dinmesini bekleyebilirsin ama yine de sende yaralar bırakacaktır. Dizimiz babasının ölümüne canlı şahitlik eden 6 yaşındaki thorfinn'in babasının intikamını almak istemesiyle başlıyor. Şimdiden söyleyeyim 1. Sezon ve 2. Sezon farklı iki Thorfini izliyoruz. Zaten 1. Sezon intikam kan savaş ölüm öfke acı evreninde dönerken 2. Sezon pişmanlık kayıp acıyla baş etme olgunlaşma evrenine geçiş yapıyor. En çok sevdiğim kısım şuydu ki intikam ve öfke bizi benliğimizden uzaklaştırıyor tek bir şeye odaklanmak ve daha sonra gerçekleştikten sonra boşluğa düşmek ne yapacağını bilememek yaşamı değersiz ve onemsiz görmeye yaşamak için neden türetememeye yol açıyor. Bu kısmı bana martin Eden kitabını hatırlattı. Thorfinn'in (2. Sezon 9. Bölümdü sanırsam) intikam duygusundan sonra geride bıraktığı tahribatla yüzleşme anı özellikle gördüğü bir rüyada üst üste tırmanıp onu yaklamaya çalışan ölüleri görüp bunları tanımıyorum dediği ve daha sonra öldürdüğü insanlar olduklarını anladığı o an müthişti. Biraz da alıntı ekleyelim"Niye ölümden korkmak zorunda olayım ki? Sen ölmek istemediğin için mi yaşıyorsun? Hayatta olmanın verdiği iyi bir şey var mı?"," Bir şeyleri yavaş yavaş öğrenmek için çok geç değil boşsan içine bir şeyler koyacak yerin var demektir. Yeni bir hayata başlamayı düşünüyorsan boş olmak daha iyi" son olarak şununla bitireyim" batıda çok uzakta engin denizlerin ötesinde Vinland adında bir diyar var orası ılık ve bereketli o kadar uzaktaki ne köle tüccarları ne de savaşın alevleri oraya yetişemez. Eminim orada hiç acı çekmeden yaşayabilirsin."
1000Kitap