Düzce’ den bahsediyor ..
Yapacak bir şey kalmadı burada . Bataklık gibi burası . İçine çekiyor her şeyi !
Sayfa 146·Kitabı okudu
Bolu-Düzce-Adapazarı bölgesindeki bu irticai ayaklanma Mudurnu-Göynük yöresinde Halil Ibrahim Bey, Bolu-Düzce kesiminde ise Binbaşı Nazım kuvvetleri tarafindan bastırılır. Şimdi Türk subaylarına bu katli, bu hakaretleri reva görenlerden hesap sorulmalıdır. Ancak katil eşkıyalar Teğmen Abdülkadir'in sünnetsiz olduğu yönünde bir söylenti yaymış, halk da buna inanmıştır. Eşkıyalar "Millicilerin aslında gavur olduğu" iddialarını buna dayandırmaktadır. Bunun üzerine Binbaşı Nazım Bey bir doktor ve şehrin ileri gelenleri huzurunda şehit teğmenin kabrini açtırır. Eşrafın ve bilhassa katillerin gözleri önünde yalan söylediklerini ortaya koyar. Burada Kuvayı Milliye'nin amacının İslam topraklarını düşmandan kurtarmak olduğunu kanıtla anlatmış olur. Bir anda şehirdeki hava tersine döner. Genç teğmeni katledenler ve katillere yardım ettiği kanıtlananlar, katliamı gerçekleştirdikleri yerde kurulan sehpalarda idam edilir.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
mondros sonrası,
Genel durum şöyle idi: Halife ve Damad Ferid Hükumeti'nin İngilizlerin maddi yardımlarıyla "polis kuvveti" namı altında oluşturduğu kuvvetler İzmit mıntıkasını işgal etmiş, Geyve Boğazı'na kadar ilerlemiş, Anzavur Ahmed namında Mabeyn görevlisi bir Çerkes'in kumandasındaki bir şirzime (küçük cemaat) de İngiliz Muhipleri ve ya Nigehban Cemiyetleri üyeleri, Hürriyet ve İtilaf mensupları ve daha bunlar gibi birtakım vatansızlardan oluşturulmuş kuvvetler de Bandırma, Kirmastı taraflarında devamlı olarak melunluk yapmakta... İzmir'i işgal etmiş olan Yunanlılar saldırıya geçmişler, Bursa'ya kadar ilerlemiş, hatta Osmanlıların ilk başkenti düşman istilasına uğramış bulunuyor. Güney'de Adana, Maraş, Ayntab, Urfa ve çevresi Fransız kuvvetleri işgalinde. Oralar halkı özellikle Fransızların korudukları Ermeni haydutlarının canavarca zulüm ve tecavüzleri altında inliyor; nihayet silaha sarılmış nevmidana (ümitsiz) yurtlarını, ırz ve hayatlarını, savunmaya çalışıyorlar. Samsun ve civarındaki Rumlar Pontus istiklali namına harekete geçmişler. Yapmadık zulüm ve düşmanlık bırakmıyorlar. Doğuda İngilizlerin kışkırtması ile Ermeniler Erivan ve Kars mıntıkasında sistematik bir yok etme siyasetiyle Türkleri katlediyorlar. Memleket dört bir taraftan zulüm, tecavüz ve ateş içerisinde... Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Halife Hükumeti, Dürrizade'ye çıkarttıkları mahud fetvalarla memleketin içine ayrıca ateş salmış; saf ve gafil halkı Hilafet'in manevi etkisini kötü kullanarak, fesat çıkararak ve yok sayarak Düzce, Bolu, Bozkır, Konya, Yozgat mıntıkasını adeta kan ve ölüm denizine çevirmişti. Türk'ü Türk'e saldırtıyor, İslam'ı İslama öldürtüyorlardı. Her tarafta ihanet, ihtilal, ölüm ve kan. İhanet o kadar büyümüş, tehlike o dereceye gelmişti ki bir gün mecliste Etlik Sırtları'nda bulut
Sayfa 140·Kitabı okudu
Üniversite yönetimleri biraz da bu kızlı erkekli sosyalleşmelerin önünü kesmek için kampüsteki konserleri, festivalleri mümkün olduğunca sınırlıyor. Hatırlayanlar olacaktır; 2014 yılında Düz­ce Üniversitesi'ndeki bahar şenliğinde başörtülü kadın öğrencinin bir erkeğin omuzlarında görüldüğü fotoğrafı gündem olmuş, bu durum İslamcı camiada "Yıllarca bunun için mi mücadele verdik! Böyle rezillik olmaz!" tepkilerine neden olmuştu. Bunun ardın­dan, pek çok üniversitede öğrencilerin yıl boyunca eğlenebildikle­ri tek faaliyet olan bahar şenlikleri; güvenlik, olağanüstü hal gibi koşullar gerekçe gösterilerek yıllarca yapılmadı. Sonra araya pan­demi girdi. Nihayet 2022 yılında, seçimler yaklaşırken, iktidarın üzerinde "gençleri kazanma" baskısının arttığı bir dönemde bahar şenlikleri yapılabildi. Ancak bazı muhafazakar gruplar hem üniversite içindeki hem de dışındaki bu kızlı erkekli eğlenceleri şim­di çok daha örgütlü bir şekilde hedef alıyorlar. Bazı üniversiteler­de şenlikler konsersiz bir forma dönüştürüldü. Önümüzdeki yıl­larda şenlikleri "ehlileştirme" politikasının çoğu üniversiteye ya­yılması muhtemel.
Türkiye deprem riskini ileri sürerek tarihi bir karar aldı ve "Kentsel Dönüşüm" adı altında 1999 depremi öncesi yönetmeliklerine göre yapılan 15 milyon konutun elden geçirilmesini ve belki de yıkılmasını projelendirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıklamalarına göre dönüşüme acil bölgelerden başlanacak ve tüm kentlerin meydanlarından, ulaşımına, altyapısına ve tretuvarlarına varıncaya kadar elden geçirilmesi gerekecek. Bu yıkım nedeniyle Türkiye'nin eline bir fırsat geçtiği de söylenmelidir. Madem deprem riski nedeniyle kentler yıkılacaktır, deprem riski altındaki İstanbul gibi bir kenti Yunanistan'ın nüfusundan daha fazla bir nüfus barındırmak için yeniden tanzime gerek yok. Depremle sarsılacağını bildiğiniz bir kenti belki de mevcut nüfusundan daha yoğun bir ekümenopolis haline getirmenin anlamı yok. Anadolu'ya on beş-yirmi şehir kurmak ve coğrafyayı tarıma dayalı bir üretim politikası ile de değerlendirmek mümkün görülmelidir. Şimdi bazı sayılar vererek deprem korkutması ile gündeme gelen kentsel dönüşüm projesinin hesabının yanlışlığına işaret etmek istiyoruz. Bilindiği üzere 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nde resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı olmuş, 505 kişi sakat kalmıştır. Hasar gören konut sayısı 285.211, işyeri sayısı ise 42.902 kadardır. Resmi olmayan bilgilere göre ise ölü-yaralı sayısı önceki verilerin iki katıdır ve yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi'nde de resmi açıklamalara göre ölü sayısı 845, yaralı sayısı 4948. Depremde hasar gören bina sayısı 3395, ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450'dir. Ilkay Südaş'in 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi nedeniyle Gölcük'ün nüfus yapısı ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifade edilmiştir: "İlçe sınırları içinde nüfusun daha çok kıyı şeridinde
Sayfa 235 - MGV Yayınları·Kitabı okuyor