Yaşam sorununu üç farklı boyutta keşfedebiliriz: 1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek.
Sayfa 125·Kitabı okuyor
Son halife Abdülmecid ;
Hilâfetin kaldırılmasına kadar (3 Mart 1924) Türk-Hint ilişkileri halifenin bağımsızlığını destekleme konusu üzerindeydi. Saltanatın kaldırılmasından sonra Hint Müslümanları, Abdülmecid'in meclis tarafından halife seçilmesini İslâm geleneğine uygun bulmuşlardır. O zaman Mustafa Kemal'e Seyfü'l-İslam, Mücahid-i Hilafet gibi unvanlar verildi.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hz. Ali'nin "ben" demesi, başta Ebû Leheb olmak üzere orada hazır bulunanların alaylı sözlerine konu olacaktı. Diyeceklerdi ki: "Ey Muhammed! Sana bu çocuk yeter, bizi bırak! Bu çocuk sana yeter!”[35] Onlar alay etmişlerdi ama tarih gösterecekti ki, gerçekten o çocuk, Efendimiz'e (sas) yetecekti. O çocuk nübüvvet davasının yiğidi olarak, Risalet davasının abisi olarak bu davaya yetecekti.
Abdullah b. Amr, bir gün Efendimiz'e (sas): "Ya Resûlullah! Bana üç tane hayır, üç tane de şer söyler misin?" diye bir talepte bulunur. Efendimiz (sas) buyurur ki: “Üç hayır, doğru söyleyen bir dil, Allah'tan korkan bir kalp ve saliha bir hanımdır. Üç şer ise; yalana alışan bir dil, Allah korkusu ile titremeyen bir kalp ve kötü huylu bir kadındır."[63]
Sayfa 353
"Gel, gel, ne kadar yanılmışım," diye düşündüm. "Gel yanımda yerini al yine, seni görmeyi becerememişim. Gel. Yanıma gel. Geri dön. Ve temelli burada kal." Geceler geçip gidiyor, ben bunlara benzer, bunlarla özdeş tek kelime duymuyordum, çelişkili bir mırıltı ya da falsolu bir yankı bile. Pérez Nuix haklı olabilirdi, belki orada bekliyordum sadece, daha sonra nicelerinin taklit ettiği bir İngiliz şairin dediği gibi "waiting without hope".* Ama o sesi telefonda, beklenmedik bir mektupta ya da nihayet çocuklarımı görmeye gittiğimde yüz yüzeyken hiç duymazsam, bir gün gelecek, artık beklemediğim hissiyle uyanacaktım ("Dün gece hâlâ bekliyordum, evet, peki ya bu-gün? Bir gün yaşlandım, aradaki yegâne fark bu; buna rağmen hayatım değişti. Artık beklemiyorum"). O sabah Londra'ya, Tupra'ya, Pé-rez Nuix'e, Mulyran'a ve Rendel'a, adsız işyerine, günlük işlerime, ara sıra Luisa'yı tanıyan ve ansızın unutuşumla aramdaki bağa dönüşecek olan Wheeler'a alışmış olduğumu keşfedecektim. Tamamen alışmış olduğumu keşfedecektim, yani gözlerimi açtığımda şaşırmayacak ve artık onlara kafa yormayacak kadar alışmış olduğumu. Onlar benim gündelik hayatım, dünyam, etrafımdaki sebepsiz unsurlar, soluduğum hava olacaktı; ne Luisa'yı özleyecektim, ne de geçmişteki şehrimi ve hayatımı. Sadece çocukları özleyecektim.
1000Kitap
Düşünce hürriyeti kısıtlanan, insan batılın kölesi olur. Hak'ka yani Hakikat'e aykırı olan batıldır. Hurafe, boş inanç, vesvese, korku, vehim, yalan ve doğrunun zıttı, batıldır. Hak gelince batıl zail olur. Batılın ortadan kalkması için asıl hedef cehalet ve taassuptur. Çünkü, cehalet ve taassup olduğu sürece Hak gelmez, Hakikat ortaya çıkmaz, batıl zail olmaz. Hak ve batıl karışırsa Hakikat görünmez.
Sayfa 186