Evlilik, çekirdek aile ve tekelci sadakat; aşkın doruk noktası değil, sadece mülkiyet ve veraset hukukunu düzenlemek için devlet tarafından uydurulmuş yapay korse ve bekaret kemerleridir. İnsanlığı ve ilişkileri çökmekten kurtaracak olan şey, daha fazla baskı, dinsel vaaz veya kuşe kağıt dergi tavsiyeleri değildir. ​Kurtuluş; Alamo’nun o sansürcü, mülkiyetçi ve militarist ahlak kalesini zihnimizde tamamen havaya uçurmakla başlar. Ne zaman ki cinselliği tekelci bir pazar malı olmaktan çıkarıp, tıpkı atalarımız gibi utançtan arınmış, şefkatli, esnek ve özgür birer cinsel arkadaşlık (S.E.Ex) matrisine tahvil edebiliriz; işte o zaman kendi evrimsel cennetimize yeniden kavuşmuş olacağız.
Çağımızın asıl problemi bilgi eksikliği değil, anlam eksikliğidir. Bugünkü dünyayı büyük bir "dijital çöl"e benzetiyorum. İnsanlar ekranların ışığında birbirlerine çok yakın görünüyor ancak ruhen birbirlerinden hiç olmadığı kadar uzaklar. Herkes konuşuyor fakat kimse gerçekten duymuyor. Herkes görünür olmak istiyor ama kimse kendisini tanımıyor. Tekno-modern çağın en büyük yanılsaması da budur: Simülasyonu hakikatin yerine koymak ve gerçeğin değil, görüntünün peşinden gitmek. Kur'an-ı Kerim ise insanı sürekli hakikate çağırır, yani görünenin arkasındaki manaya. İslâm'ın "kıble" anlayışı da yalnızca coğrafi bir yön değildir. İnsan kalbinin yöneldiği yer, onun gerçek kıblesidir. Eğer kalp sürekli dünyaya, tüketime, gösteriye, dijital hazlara yönelmişse zamanla kıblesini kaybetmeye başlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yeni Türkiye'nin lideri, kısa ve uzun vadeli hedeflerini tespit ederek, iki zıt görünümlü siyaseti daha büyük bir amaca ulaştırmak için araçsallaştırmış, bir yandan bilimciliğin egemen olduğu bir resmi ideoloji yaratırken, õte yandan da kapsamlı bir din reformu projesi başlatmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Mustafa Kemal, dine açık savaş ilan eden çağdaşı Sovyet liderliğinden farklı olarak, bu kurumdan yararlanmaya çalışmıştır. O, Gorki'nin devrim üzerine yazılarını okurken, "bilim"in insanlık ve toplumların "tek dayanağı" olması gerektiği yolundaki yorumları önemli bulmuştur. Fakat, "din"e, bilimciliklerini paylaştığı Sovyet liderlerinden farklı şekilde yaklaşması gerektiğini düşünmüş, Bezbozhnik benzeri bir dergi yayımlatmak bir yana ondan dönüşüm programını hayata geçirme amacıyla istifade etmek istemiştir.
Sayfa 499·Kitabı okuyor
Kitabımda Abdülhamid'in (polisiye roman) merakından söz etmeyi planladım ve araştırmalara başladım. İlginç bilgiler buldum. Hilmi Çığıraçan'dan söz ederken kendisinden bahsettiğim Osman Nuri Bey kitabında, Abdülhamid'in sarayda kurduğu tercüme bürosunda 6.000 polisiye roman çevirttiğini yazıyordu. Hüseyin Cahit Yalçın anılarında çok pahalı olan Fransızca Larousse Ansiklopedisi'ni alabilmek için dönemin ünlü kitapçısı Karabet'in önerisiyle Abdülhamid için polisiye romanlar çevirdiğini anlatıyordu. Osman Nuri Bey'in 6.000 roman çevirttiği bilgisi bana çok abartılı geldi ve o dönem İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Abdülhamid'in kütüphanesinde inceleme yapmak istedim. Kütüphaneye gittim ve isteğimi ilgili memura söyledim. Efendi bir kişi olan memur, bunun için kütüphanenin bağlı olduğu profesör hanımdan izin almamız gerektiğini söyledi ve beni hanımın huzuruna çıkardı. Profesör Hanım asık bir suratla bana ne istediğimi sordu. Anlattım, yine asık suratla bana: - O mel'un adamdan başka inceleyecek kimse bulamadınız mı, dedi. Kafam attı, sinirle yanıt verdim: - Sorumlusu olduğunuz kütüphane onun kütüphanesi, sizin dediğiniz gibi farz-ı muhal mel'un olsa da, mel'un kişiler incelenemez mi? Örneğin Hitler hakkında tonla inceleme var! Hanım bana aynı sertlikle yanıt verdi: - Size izin vermiyorum, beni istediğiniz yere şikayet edin, deyip eliyle kapıyı gösterdi: - Buyrun! Beni huzura çıkaran görevliyle dışarı çıktık. Görevli bana döndü: - İki ay sonra emekli olacak, ondan çok sinirli, hepimizi kırıp geçiriyor. Siz en iyisi iki ay sonra gelin. Yerine geçecek profesör çok anlayışlıdır, ondan kolaylıkla izin alırsınız. *** İki ay sonra yine kütüphaneye gittim ama bu kez yanımda cumartesi yararımdan o zaman doçent olan Mehmet Ö. Alkan vardı. Bana
Anı-Hatırat
Susurluk kazası Mehmet Eymür'ü de yerinden etti. Kontrterör Dairesi kapatıldı; Eymür ikinci kez MiT'ten kovuldu. Eymür'ün kovulmasıyla Tuncay Güney'in de MİT'le ilişkisi sona erdi. Ardından, Tuncay Güney Akşam gazetesinden atıldı. Her ikisinin de kovulması tesadüf mü? Tuncay Güney Akşam'dan bir arkadaşı aracılığıyla Ümit Oğuztan'la tanıştı. 1956 İstanbul doğumlu Ümit Oğuztan gazeteciydi. Ses, Hayat, Haftasonu gibi magazin gazete ve dergilerinde çalışmıştı. Bir dönem 1 milyon tiraja kadar yükselen popüler Tan gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapmıştı. "Sisi" ismiyle biliner transseksüel Seyhan Soylu'yla evlenmiş, boşanmıştı Tuncay Güney-Ümit Oğuztan ikilisi Strateiji adlı dergiyi çıkardılar. Dergi 17 sayı çıktı. Her kapak haberi olaydı: - Afganistan Başbakan Ahmed Zeyd: "Türkiye ye 10 katrilyon liralık eroin sattım!" İkinci sayının kapağında eski başbakan Tansu Çiller vardı: - "Çiller'e eroin sattım." Derginin kapak konularının çoğunluğu gerçekdışı haberlerdi: - "54 MİT ajanı esir düştü." - "Sabancı cinayetinde naylon katil." - "Fethullah raksı' (Kapak fotoğrafında Marilyn Monroe kıyafeti giymiş. Fethullah Gülen vardı. Tuncay Güney kovulduğu cemaatten intikamını mı alıyordu?
Sayfa 64·Kitabı okudu
Alıntı
Rosalind Franklin 1950'li yıllarda, Ingiltere'nin en önemli üniversitelerinden biri olan King College'da kendisini DNAnan yapısını çözmeye adamış bir bilim insanıydı. Bu konuda çok fazla insanin cesaret edemediği bir yöntem olan X-ray tekniklerini kullanmaktaydı. O tarihler, dünyadaki tüm kadınların ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir dönemdi. İşin ilginci bu saçma bakış açısı hem bilimin içinde hem de üniversitelerin duvarları arasında bile nefes alma imkânı bulabiliyordu. O dönem bilimle uğraşan kişilerin çok büyük bir kısmının erkek olması bu kötü kokulu nefesin en önemli kaynağıydı. Rosalind Franklin'in çalıştığı laboratuvarın yöneticisi pozisyonunda olan Maurice Wilkins de kadınları ikinci sinif insan olarak gören bir bakış açısına sahipti. Ne kadar çalışkan olursa olsun Rosalind'i hep yetersiz olarak görmüştü. Ama bu durum Rosalind'in zerre umurunda değildi çünkü ken-disi böyle saçma şeylerle uğraşmak yerine tüm vaktini bilime adamıştı. Uzun zamandır kafasına taktığı şey DNA'nın yapısını çözmekti. Öyle ki, tek bir fotoğraf için yüz saatten fazla bir süre, zararlı X ışınına maruz kalmıştı. Ama sonunda amacına ulaşmış ve DNA'nın mükemmele yakın bir fotoğrafını çekmeyi başarabilmişti. Pia, Rosalind Franklin'in fotoğrafı ilk gördüğü anda kafasından neler geçmiş olabileceğini bilmiyordu. Muhtemelen çok büyük bir emeğin sonucunu elleri arasında tutmak müthiş haz veren bir duygu olmalıyolan olaylardı. Fotoğraf 51, bilim tarihinin en önemli buluşla di. Pia'nın emin olduğu tek şey, sonrasında meydana gelec bir şekilde fotoğrafla hiçbir ilgisi olmayan insanlar tüm öv rindan birinin ortaya çıkmasına aracılık edecekti. Ama ironik için maruz kaldığı X-ışınları yüzünden beş sene içerisinde güleri toplarken, Rosalind Franklin bu fotoğrafı çekebilmek kanserden
Sayfa 253·Kitabı okudu
1000Kitap