Hiçbir zaman şimdiki zamanda değiliz. Her zaman gelecekteyiz. Korku, arzu, umut bizi geleceğe doğru yönlendiriyor ve bu arada bizi mantıktan uzaklaştırarak gelecekteki ne olacağı düşüncesiyle oyalıyor ancak belki de o gelecekte biz var olmayacağız bile.
İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.
Ben bir maskara değilim ama, bir safderun
olduğum, bir koca çocuk olduğum muhakkaktır. Bundan bir türlü kurtulamıyorum. Feleğin nice cevr, nice aldanışlar, nice hayal ve umut kırılışları beni pişirmeye yetmedi. Hala, ne çocukça sevinçlerim, ne boş hayallerim, gönlümün ne safça akışları var.
İnsan yalnız olunca neler neler düşünür... gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını... O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o günleri yeniden yaşıyor olmaktan hoşlanır.