"Hiçbir şey" demek -diye lafa girdi ince ince gülümseyerek- en iyi yol budur. Ne zamandır söylüyorum size- dedi Liza Merkalova'ya, "insanın sıkılmaması için sıkılacağını aklına getirmemesi gerekir. Bu tıpkı uykusuzluktan korksan bile uykuya dalamayacağından korkmana gerek olmaması gibi bir şeydir. Anna Arkadyevna'nın size söylediği bu işte."
"Bunu söylemiş olsaydım çok sevinirdim, çünkü bu sadece akıllıca bir şey değil, aynı zamanda gerçeğin ta kendisi" dedi Anna gülümseyerek.
Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında! Vereceğim selamı bir çamur lekesini silkeler gibi öfkeyle küçümseyerek elinizin tersiyle geri çevirirdiniz. Ama daha siz beni dışlayamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafında kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi. Size ait değilim artık, içinizden biri değilim, ama yükseklerde ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. İlk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanıyamayacaksınız: Ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz!
Bu dünyada ne yapıyorum diye düşündü Ka. Kar taneleri uzaktan ne kadar zavallı gözüküyor, ne kadar zavallı benim hayatım.İnsan yaşıyor, yıpranıyor, yok oluyor. Bir yandan yok olduğunu, bir yandan var olduğunu düşündü: Kendisini seviyordu, bir kar tanesi gibi hayatının aldığı yolu sevgi ve kederle izliyordu. Babasının bir tıraş kokusu vardı, onu hatırladı. O kokuyu koklarken mutfakta kahvaltı hazırlayan annesinin terliklerinin içindeki soğuk ayaklarını, bir saç fırçasını, gece öksüre öksüre uyandıktan sonra kendisine içirilen pembe renkli öksürük şurubunu, ağzındaki kaşığı, hayatı yapan bütün o küçük şeyleri, hepsinin birliğini, kar tanesini...
"Mutsuzluk her yerimi sarmadan bugün bana yardım eder misin?"
"Ne yapayım?"
"Şimdi yukarı odama çıkıyorum" dedi Ka. "Biraz sonra gel ve başımı ellerinin arasında tut.Birazcık, daha fazla değil."
Türk edebiyatının en iyi işlerinden biri. Kendi adıma belki de en iyisi. Bu kitabı tek bir incelemeyle değerlendirmek ya da değerlendirdiğine inanmak ise malesef yalnızca bir yanılgı,büyüğünden hem de. Başında kitaba hükmettiğiniz hissi sonunda bir esarete dönüşüyor. Herkes bu kitabı konuşuyor olmalı şu anda diyorsunuz herkesin bu kitap hakkında konuşacak bir şeyi olmalı, sizinle aynı hissiyatı yaşayan, aynı duygu durumu paylaşan birileri mutlaka olmalı. Bu satırlar bu kitabın ilk incelemesi. sürekli değişecek ve devam edecek, tarih düşmek bu yüzden önemli. 17.06.17