"Savunmam", acının, travmanın ve baskının yoğun bir şekilde temsil edildiği, duyulara hitap eden, fiziksel bir etki bırakan bir metin. Okurken Eczeil'in hissettiği boğulma hissini, o parçalanmışlığı, o bedensel ve ruhsal ıstırabı neredeyse somut olarak deneyimliyoruz. Metnin gücü, bize acıyı "açıklamak" yerine, onu doğrudan "göstermesinde" yatıyor.
Eser, yoruma fazlasıyla açık bir yapıya sahip. Parçalı anlatı, güvenilmez anlatıcı, sembolik dil... Bunlar, okuyucuyu sürekli olarak "ne anlama geliyor?" sorusunu sormaya itiyor. Ancak belki de asıl yapmamız gereken, bu yorumlama dürtüsüne direnmek ve metnin yüzeydeki etkisine, yarattığı duyusal ve duygusal deneyime odaklanmaktır. Acıyı bir metafora indirgemek, onu ehlileştirmek anlamına gelebilir. Eczeil'in çocukluk travması ("...ağzımı kapattı ve hiçbir şey yapamadım."), Kahraman'ın ölümü, Ceylan'ın vurulma anı... Bunlar öncelikle korkunç, fiziksel olaylardır ve taşıdıkları sembolik anlamlardan önce bu çıplak gerçeklikleriyle yüzleşmek gerekir.
Metnin üslubundaki lirizm ile şiddet ve acı tasvirleri arasındaki gerilim dikkat çekici. Zozan'a yazılan o aşk dolu, şiirsel satırlar ile rejimin soğuk, mekanik şiddeti veya Eczeil'in içsel kaosunun hamlığı yan yana duruyor. Bu tezat, metnin rahatsız ediciliğini artırıyor; acının estetize edilmesi tuzağına düşmeden, onun farklı veçhelerini sergiliyor.
B.Ü.M. rejimi ve teknolojik kontrol unsurları (çip vb.), elbette politik bir eleştiri olarak okunabilir. Ancak bunları sadece bir "mesaj" veya "alegori" olarak görmek, metnin karmaşıklığını azaltabilir. Bu unsurlar, aynı zamanda modern yaşamın yarattığı yeni korku biçimlerini, bedenin ve zihnin mahremiyetinin nasıl ihlal edilebildiğini, gerçeklik algımızın ne kadar kırılgan olduğunu gösteren fenomenler olarak da değerli. Finaldeki