"ENE"SİNİ SEVENLER BAŞKALARINI SEVEMEZLER!..
"Elfâz-ı Kur'âniye ve tesbihât-ı Nebeviyenin lâfızları câmid libâs değil, cesedin hayattâr cildi gibidir, belki mürûr-u zamanla cilt olmuştur. Libâs değiştirilir fakat cilt değişse vücûda zarardır. Belki namazda ve ezandaki gibi elfâz-ı mübarekeler mânâ-yı örfîlerine alem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise değiştirilmez." Sözler'den. İzleyenler anımsayacaklar: Dr. Strange'de Tilda Swinson (Ancient One) ile Benedict Cumberbatch'in (Dr. Strange) arasında meşhur bir diyalog vardır. "Kibir ve korku en basit ve önemli dersi öğrenmekten seni alıkoyuyor..." der Ancient One. Dr. Strange sorar: "Neymiş o?"* Cevap kısadır: "Konu sen değilsin."** Aslında cümle mânevî öğretilerin tedrisine çalıştığı budur. Konu "ben" değildir. Bu nedenle âdem merkeze kendisini koymamalıdır. Mesnevî-i Nuriye 'deki beyanını alıntılarsak: "Ey ahmâk nokta-i sevda! Hâlıkın ef'âli sana nâzır değildir. Ancak Ona bakar. Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şahit tutmamıştır..." Bunun kabûlü lazımdır olgunlaşmanın başlaması için. Çünkü ancak bunu kabûlle insan kendisinden öteye yol bulmaya başlar. Nefsin kısırdöngülerinden kurtulur. Tohumundan yukarıya filizini kaldırır. Aksi halde, yine Bediüzzaman'ın söyleyişiyle, "Gaye-i hayâl olmazsa, yahut nisyân basarsa, ya tenâsi edilse; elbette zihinler "ene"lere dönerler, etrafında gezerler. "Ene" kuvvetleşiyor, bazan sinirleniyor. Delinmez, tâ "nahnü" olsun. Enesini sevenler başkalarını sevmezler." Aşkın mânevî terbiyedeki rolü de tam bu eşikte bize hikmetini izhar eder. Evet, aşk, kişioğlunda-kızında "kendi"den "başkası"na açılan gözdür. Ötenin beriye kattığı zenginliktir. Momentte yaptığı muvaffak kaydırmayla da tekamüle müsaittir. __Müsaittir ama garanti etmez. Bu nedenle tasavvufta aşkın
Enaniyet
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
MUSTAFA ÖZTÜRK'Ü LİNÇ ETMEK YANLIŞ MIYDI? (1)
Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin "Mutezile" ile "Ehl-i Sünnet" arasındaki bir farklılığa işaret ettiği şurası bana çok yol açıcı görünür: "(...) Bu gibi vesvese ehl-i i'tizâle lâyıktır. Çünkü onlar derler: "Medar-ı teklif olan ef'al ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibarıyla ya hüsnü var, sonra o hüsne binaen emredilmiş; veya kubhu var, sonra ona binaen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir." (...) Amma mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: "Cenâb-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabih olur." Demek emirle güzellik, nehiyle çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubh, mükellefin ıttılaına bakar ve ona göre takarrur eder." Yâni Ehl-i Sünnet olan bizler imân ederiz ki: Birşeyin güzelliği-çirkinliği emr-i ilahîye tâbidir. Allah yasaklarsa çirkindir. Yapılmasını emrederse güzeldir. Bu nedenle zina haramken nikâh helâldir. Hattâ ibadettir. Cinayet haramken cihad helâldir. Hattâ ibadettir. Hülâsa: Amellerin durumu, eylemin kendisinden ziyâde, Kur'ân ve Sünnetle bize tevarüs eden fıkha bağlıdır. O fıkhın tâyin ettiği sınırlarla ilgilidir. Aynı fiilin helâl olduğu yerler de vardır. Haram olduğu yerler de vardır. Müslüman amellerinde böyle bir ayrım gözetir. Bu kısma yaşarken hepimiz şahit olduğumuzdan uzatmıyorum. Hemen asıl itiraz noktama geçmek istiyorum: Bugünlerde toptancı bir cerbezeye çokça kapılıyoruz. Sözgelimi: Mustafa Öztürk'ün hâdisesi üzerinden konuşursak. **Müslümanların ona haklı olarak gösterdiği tepkiyi "linç" başlığı altında, aynı eylemin her türeviyle eşitleyip, "tukaka" etmeye yatkın bir kitle var. Halbuki, yukarıda altını çizmeye çalıştığım gibi, biz eyleme böyle imân etmeyiz. Masum bir insanın iftirayla veya hain bir tecessüsle veyahut başka
Öfke ve Hiciv
DEİSTLER ÂHİRZAMAN BEDEVÎLERİDİR...
Meşhur bir sahnedir. Bilirsiniz. Torunlarına gösterdiği ilgiye hayret ederek "Siz çocukları öpüyor musunuz? Biz çocuklarımızı öpmeyiz!" diyen bedevîye, Aleyhissalâtuvesselâm Efendimiz şöyle cevap vermiştir: "Allah Teâlâ kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim?" Barekallah. Hak Subhanehu bu sahneyi bize taşıyan o Salihlerden de razı olsun. Katından büyük ecirlerle mükâfatlandırsın. Çünkü her ne hayra eriştiysek evvelimizin şu türden şefkatleri sayesinde eriştik. Onlar, Hâtemü'l-Enbiya aleyhissalâtuvesselâmın hayat sahnelerini kristal taşır gibi hassasiyetlerle nesilden nesile aktararak, sonraki hidâyet arayan gözleri öpmüş oldular. Şefkatin en hasını gösterdiler. Yetim avuçlarımıza elmaslar sıkıştırdılar. Bugün biz de o Salihlerin şefkati sayesinde bu sahnelerden dersimizi alabiliyoruz. İstifade edebiliyoruz. Elhamdülillah. Fakat arkadaşım başlarken belirtmeliyim: Bu yazıda mevzuun çocuklara bakan yönünü konuşmayacağım. Ya? Deistlere bakan tarafı hakkında kelam etmeye gayret edeceğim. "Nasıl olur?" diyerek itiraz parmağını uzatma sakın. Sabredersen hisseni alacaksın. Sahiden Efendimiz aleyhissalatuvesselam bu kıssada deistlerden de bahsediyor. Dikkatle baktığında farkedeceksin: Çocuklarla ilgilenmeyi "büyüklüğün şanına yakışmaz" sanan bedevînin de, mahlûkâtına vahiy göndermesinin Allah'ın "azametine yakışmayacağını" sanan deistin de düştükleri çukur aynı. Ki ikisinin de yanlışını, yâni İlâh tasavvurlarındaki arızayı, mürşidim şöyle belirtiyor: "Sual: Cenâb-ı Hakkın cüz'iyat ve hasis emirler ile iştigali azametine münafidir. el-Cevap: O iştigal azametine münafi değildir. Bilâkis, adem-i iştigali, azamet-i rububiyetine bir nakîsedir. Meselâ, şemsin ziyâsından bazı şeylerin mahrum ve hariç kalması, şemse bir nakîse olur." __Peki şu
Tefekkürât
Rezzak | er-Rezzak İsminin Anlamı Rızk kelimesinden türetilen er-Rezzâk ismi; rızık veren anlamına gelmektedir. Mübalağa ve devamlılık ifade eder. Kullarına dilediği gibi ve sürekli rızıklar verendir. ER-REZZÂK: Dilediğine bol bol rızk veren; rızka muhtaç olan bütün mahlûkata rızkını veren. Yarattığı varlıkların hayatını devam ettirecek maddi manevi muhtaç oldukları her türlü rızkı verip son nefeslerine kadar yaşamalarını sağlayan… Rezzâk isminin ıstılah anlamı: Rezzâk; kullarının ihtiyaç duyduğu her şeyi verendir. Rezzâk; canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için bütün imkanları verendir. Rezzâk; maddi ve manevi her türlü güzelliği verendir. Rızk; sadece maddi şeyler veya yiyecek, içecek değildir. Araplar, “Ruziktu bi veledin (Bir çocukla rızıklandırıldım)” derler. Buna göre eş, evlat, annebaba, kardeş, arkadaş gibi bütün güzellikler “rızk” kapsamının içindedir. Rezzâk; görünen ve görünmeyen bütün bağışların sahibidir. Rezzâk; ismi Allah‟tan başka hiçbir insana, sisteme veya otoriteye verilemez. Rezzak | er-Rezzak Dualar ve Zikirler ER-REZZÂK isminin zikri (308) adettir. Zikir saati Zühre, Zikir günü Cumadır. Havas alimleri, bu ismin Hz. Mikâil (a.s)’ın tespihi olduğunu söylerler. Cuma günü Zühre saati sabah erken ve ikindiden sonradır. Gece ise akşamdan sonraki ikinci saat ve gecenin yarısından sonradır. Rezzak | er-Rezzak esmasıyla yapılacak Dualar: Ey kâinatın Sahibi olan Allah’ım! Ey Malik’ül Mülk olan Allah’ım! Ey Rezzak olan Allah’ım! Bize helal rızık ver ey Rabbim! Verdiğin helal rızıktan Senin rızan için infak etmemizi nasip et! Rızkın kefili olan Sensin Rabbim! Bizi bu dünyada ve ahirette en güzel rızıklarla rızıklandır! Senin rızkına muhtacız Allah’ım!
Din