Uğurlu anlar tanrısı Kairos
Efsaneye göre uğurlu anlar tanrısı Kairos'un önünde alnına düşen bir buklesi varmış, sadece orada tutulup yakalanabilirmiş. Ama bu tanrı kanatlı ayklarının üzerinde süzülüp geçti mi insana artık kafasının dazlak tarafını gösterirmiş sadece, çıplakmış kafası ve asla elle tutulamazmış.
Kitap Simyacıları
Ben, "Kur'an, eski örf ve Adetlerin kalıntıları üzerinde kurulmuştur" derken, bunu detaylıca açıklıyor; hem içindeki çelişkilerle, hem de tarihi kanıtlarla ortaya koymaya çalışıyorum. Bu çalışmamda; Kur'an'ın olağanüstü bir kitap olmadığı; Hz. Muhammed döneminde dünyadan biraz haberi olan ve de düzgün bir Arapça ile konuşup yazabilen başka birisinin de benzer bir şeyi ortaya koyabileceği; bunun gayet normal bir şey olduğu; olağanüstü bir yanı olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Tarih boyunca insanlara kan kusturmaktan başka bir şey getirmeyen "Şeriat" sisteminin artık terk edilmesi gerektiğini; Kur'an'da var olan sosyal ve efsane tipi hadiselerin binlerce yıl önce yaşayan insanlar tarafından ortaya atıldıklarını -tarihi belgelere dayanarak- ortaya koymaya çalışıyorum. Farkındayım: Yazı stilim okuyucuya sert gelebilir; ama benden kaynaklı değil; Kur'an 'ın kendi denkleminde sertlik var.
Reklam
“Aşk, insanları sadece sevgiyle değil bazen de nefretle birbirine bağlayan bir duygu.”
Sayfa 5 - EZR Yayıncılık·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
" "...efsane kuşlarının agır ağır uçup havalanışını andıran uzun bir sevişmenin sonunda, ağırbaşlı şenliğe kendi şakaların ve yaratıcılığınla en sonunda senin de katıldığını anladığımda seni severdim; dikine değil yanlamasına kestiğin elmanın içindeki kusursuz yıldızı bana gösterdiğinde seni severdim; öğle vakti, yazı masamın üzerinde oraya kadar nasıl geldiğini anlayamadığım bir tel saçını gördüğümde ve birlikte çıktığımız bir yolculukta, tıkış tıkış belediye otobüsünün tutunma demirlerine sarılan öbür eller arasında yan yana duran ellerimizin birbirine ne kadar az benzediğini kederle gördüğümde, seni kendi gövdemi tanır gibi, beni terk eden ruhumu arar gibi, bir başka kişi olduğumu acı ve sevinçle anlar gibi severdim, severdim seni; nereye gittiğini bilmediğimiz bir trene bakarken yüzünde beliren esrarlı ifadeyi ve bu kederli bakışının tıpatıp aynısını, bir akşamüstü sürülerle kargaların çığlıklar atarak çılgın gibi uçuştuğu bir saatte, elektrikler birden kesildiğinde, evimizin karanlığı ile dışarısının aydınlığı yavaş yavaş yer değiştirirken gene esrarlı ve hüzünlü yüzünde ben gördüğümde kapıldığım o çaresizlik, acı ve kıskançlıkla severdim seni."
Sayfa 335·Kitabı okudu
Hala aynı teraneler..
Dinlerin, ananelerin, âdetlerin, ırk teorisinin hep efsane olduğunu; milliyetlerin güven, terbiye ve menfaate göre değiştiğini; hangi milletin terbiyesi görülürse, o milletin ruhuna malik olunacağını ve nihayet medenilik isteyen bir adamın mutlaka Avrupalılaşması lazım geleceğini iddia edecekti.
Kitap Alıntısı
Hani birbirine çok yakışan şeyler vardır. Aslında tek başına var olurlar, öyle de güzeldirler ama bir aradayken bambaşka bir şölene dönüşürler. Denizle güneş gibi… simitle çay gibi… kahveyle kitap gibi… Denizi düşünün mesela… kendi kendine de şahanedir, ama getirin güneşi, ışıkları yansıtın içine, o gümüş gibi parıltılarla ne efsane olur… Simidi tek başına da yersiniz, çayı her şekilde günün her saati içersiniz ama bir lokma simidi ağzında çayla şenlendirmek gibisi yoktur… Dostluklar da böyledir işte. Tek başınıza da pekala var olur, yaşayıp gidersiniz. Ama yanınızda can gibi gerçek bir dost varsa, o güneşin denizin içine süzülmesi gibi bir şey olursunuz beraber. Sadece kendinize değil, etrafa da keyif verirsiniz. Peki dostluğun yanına en çok ne yakışır derseniz, emek derim. Kocaman bir paketin içinde yanında birçok kelimeyle gelir. Vefa gibi, sabır gibi, fedakarlık, empati, özen gibi. Emeksiz sevgi, sevgisiz emek olmaz.
Reklam
Reklam