"Hakikatin tohumundan, hayal gücünün muazzam asma bahçeleri büyür; dalları birbirlerine dolanır ve iç içe geçer, gölgeleriyle sarar ve kâh tatlı kâh ekşi meyve verirler."
Sayfa 275
EBENİN BOKU: (d)-(o.k)-Önemsiz şey. & Bir kimseye küfür etmek onu aşağılamak için söylenir.& • EBESİ AĞZINA İŞEMEK: (d)-Çok bilmişlik ve gevezelik yapan çocuk. • EGZANTİRİT: (i)-(fr.)-Değişik ve tuhaf görünme merakındaki sığ kimse. • EĞRİ SİKE EĞRİ TAŞAK: (d)-Erkeğin cinsel kapasitesi ile alay etmek için kullanılır. • EKMEK BENDEN SOĞAN SENDEN: (d)-Cinsel ilişki isteğini anlatmak için söylenir. "Hadi civanım gel yanıma, ekmek benden soğan senden. " • EKMEK KAPISI: (d)-Fahişelerin cinsel organları. • EKOLAYZIR SİSTEM: (d)-(ing.-ing.)-Ana ve babanın aynı anda ve aynı konuda çocuğu eleştirmesi durumunda söylenir. • EKS SEVGİLİ: (d)-Eski sevgili. • EKSİ PUAN: (d)-(türk.fr.)-(o.k)-Bir kimsenin hata yaptığını anlatmak için söylenir. "Tamam bokum. Bu senin için eksi puan!" • EL EL ÜSTÜNDE EL DE ŞEYİN ÜSTÜNDE OTURMAK: (d) – Tembellik etmek, hiçbir iş yapmadan vakit geçirmek. • EL FENERİ: (d)-Vibratör. • EL İNSAF GÖT YARAK: (d)-Haddini aşan şeyler için kullanılır. • EL PEŞREVİ GEÇMEK: (d)-İki kişinin birbirini elle cinsel anlamda uyarması. Okşamak.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Hayata Dair
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Alıntılar
Colin A. Ronan. (2003). Bilim tarihi. Ankara: Tübitak yayınları. Bilim nedir? Bilim insanı deyince aklınıza kimler geliyor? Neden bu insanlar geliyor? Bilimin yaşamımızdaki yeri nedir? Büyü Bilim İlişkisi Büyücü, insan ile onu çevreleyen dünya arasında bir ilişki bulunduğunu kavramıştı; doğru yöntem uygula ndığında, insan doğa güçlerine hakim olabilir ve onları kendi menfaati dotrultusunda kullanabilirdi (16). Büyü, genel olarak animistik bir doğa görüşüydü Dünya, ruhlar ve onların gizli kuvvetleriyle doluydu ve bunlar tarafından idare edilmekteydi. Bu kuvvetler, hayvanlarda veya ağaçlarda, denizde veya rüzgarda gizlenmiş olabilirdi. Büyücünün görevi, bu kuvvetleri kendi amacına uygun olarak yönlendirmek ve ruhların işbirliğini 􀅃lamaktı (16). Büyünün mistik özelliklerinin kişisel amaçlar do&rultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğ"ün doğmasına sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kullanımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekildeki bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan nlozoAarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve fllozoDar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeA"inl teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular (17) Hekim, hastalığı başka bir canlı varlığa geçirmeyi de deneyebilirdi. Bu yöntem, "günah keçisi" ilkesinin ilk örneği sayılabilir (20). Standart Ölçüm Araçları X I I . sülale zamanında Teb'de hüküm süren Amenemhet ve onun halefleriydi. Yönetim, tartı ve ölçüleri standartlaştırdı. Yönetimdeki memurlar (ka.tipler), hiyeroglif veya el yazısına benzeyen hiyeratik yazıyı kullanmaktaydı. Hiyeratik kelimesi Yunanca "ruhani " anlamına gelen hieraticos'dan gelmektedir: genellikle, Mısırlı katipler aynı zamanda rahipti (25). Mısır Mısırlıların felsefi spekülasyona olan ilgisizlikleri ve
Beş Dakika Bekle Git
sen istinye'de bekle ben buradayım içimde bir köpek gibi havlıyan yalnızlığım belki gelmem gelemem beş dakika bekle git çünkü ben buradayım karanlıktayım çünkü elimi kestim beni kan tutuyor şarabım bütün ekşi suyum soğuk yanımda olmadın mı seni seviyorum belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlıyabilir misin yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç karanlık adamlar hüviyetini sordu mu ben senin olmadığını arıyorum belki gelmem gelemem beş dakika bekle git yabancı gibisin miyop gözlerin kısık bana ait ne varsa seni korkutuyor sana ait ne varsa hiç biri benim değil belki ölmek hakkımı kullanıyorum belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Sayfa 56 - Ümit Yaşar Yayınları, Attilâ İlhan·Kitabı okudu
Antoloji
KİTABIN ÖZETİ
Colin A. Ronan. (2003). Bilim tarihi. Ankara: Tübitak yayınları. Bilim nedir? Bilim insanı deyince aklınıza kimler geliyor? Neden bu insanlar geliyor? Bilimin yaşamımızdaki yeri nedir? Büyü Bilim İlişkisi Büyücü, insan ile onu çevreleyen dünya arasında bir ilişki bulunduğunu kavramıştı; doğru yöntem uygula ndığında, insan doğa güçlerine hakim olabilir ve onları kendi menfaati dotrultusunda kullanabilirdi (16). Büyü, genel olarak animistik bir doğa görüşüydü Dünya, ruhlar ve onların gizli kuvvetleriyle doluydu ve bunlar tarafından idare edilmekteydi. Bu kuvvetler, hayvanlarda veya ağaçlarda, denizde veya rüzgarda gizlenmiş olabilirdi. Büyücünün görevi, bu kuvvetleri kendi amacına uygun olarak yönlendirmek ve ruhların işbirliğini 􀅃lamaktı (16). Büyünün mistik özelliklerinin kişisel amaçlar do&rultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğ"ün doğmasına sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kullanımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekildeki bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan nlozoAarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve fllozoDar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeA"inl teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular (17) Hekim, hastalığı başka bir canlı varlığa geçirmeyi de deneyebilirdi. Bu yöntem, "günah keçisi" ilkesinin ilk örneği sayılabilir (20). Standart Ölçüm Araçları X I I . sülale zamanında Teb'de hüküm süren Amenemhet ve onun halefleriydi. Yönetim, tartı ve ölçüleri standartlaştırdı. Yönetimdeki memurlar (ka.tipler), hiyeroglif veya el yazısına benzeyen hiyeratik yazıyı kullanmaktaydı. Hiyeratik kelimesi Yunanca "ruhani " anlamına gelen hieraticos'dan gelmektedir: genellikle, Mısırlı katipler aynı zamanda rahipti (25). Mısır Mısırlıların felsefi spekülasyona olan ilgisizlikleri ve
Kımızın da kökü dışarıdaymış
Bir okur mektubu vesilesiyle tekrar çek ettim, kımızın kökeni hakkında kuşkuya yer yok, Türklerin öz ulusal içkisi de maalesef viski, kola ve ice tea kadar yabancı bir mamul. Arapça hâmız ilk akla gelen olasılık, "ekşi" ve "ekşimiş süt" demek. Ama bu olamaz, çünkü, bir, h > k dönüşümünü açıklayamayız; iki, 10. yüzyıl Uygurcasında Arapça alıntı zor. Hem öyle olsa Kaşgarlı'nın gözünden kaçmazdı, Türkçe kadar Arapçanın da âlimidir. Arapçanın amcaoğlu olan Süryaniceye bakınca konu aydınlanıyor: hırıltılı x ve sad ile xamıs "ekşi veya “maya, mayalanmış hamur veya içecek". Yahudiceye de aynen geçmiş, bugünkü telaffuzuyla xametz חָמְצ yazılıyor, "Hamursuz Bayramı'nda yenmesi caiz olmayan mayalı hamur" anlamında. Baştaki x sesi Orta Asya Türkçesine daima /k/ olarak geçer. Aramice/Süryanice kullanan İran Hristiyanlarının 8. ve 9. yüzyıllarda Orta Asya'da son derece faal olduklarını, 760 küsur yılında Çin'in başkenti Xian'da bir piskoposluk kurduklarını, aşağı yukarı aynı yıllarda Uygur kağanlarının Nasturi mezhebinde Hristiyanlığı benimsediklerini ve yüz yıl kadar o yolda yürüdüklerini biliyoruz. 9. yüzyılda Süryaniceden Uygur Türkçesine bir sürü dini metin cevrilmis. Oruç, namaz, çalap-çelebi ile beraber kımız da o günlerde Türkçeye ithal edilmiş kelimelerden olmalı. Zaten o kadar berbat bir şey ki kökü dışarıda olmasa şaşardık.
Sayfa 255 - Liberus Kitap·Kitabı okudu