Çoban Krallar: Akha kralları bizim dünyamızdaki krallara hiç benzemezler bir bakıma. Bu krallar saraylarda yan gelip oturmazlar, işleri güçleri de yalnız savaşmak değil. Dağa çıkıp sürülerine çobanlık ederler, atlarını ahırlarda tımar ederler, onlara yem vermek hem kendilerinin, hem karılarının işidir. Saban sürerler, yemek pişirirler, silahlarını kendileri bilerler.
Yiğitler ve Yoldaşları: Savaşta kralları hep bir tanrı koruduğu için üzerlerine atılan kargılar çoğu zaman arabacılarının göğsüne saplanır. Arabacı ölür, kral kurtulur, ama kral çok sevdiği arabacısına üzülür.
Sürgün ve Konuk: Yunanistanlılarla Anadolulular bir kadın için mi, mal mülk için mi, ne için çarpışırlarsa çarpışsınlar, aralarında konukluk bağları yoksa amansız düşmandırlar birbirlerine, ama bu bağlar varsa akan sular durur, düşmanlığın yerini dostluk alır.
Yolculuk: Tanrı misafirliği o eski zamanlardan kalma olsa gerek bu çevrede. Bir eve konuk geldi mi, kılığına kıyafetine bakılmaz, adı sanı sorulmaz, hemen içeriye alınır, eli ayağı yıkanır, sırtına temiz rubalar giydirilir, ocak başına oturtulur ve yemek ikram edilir.
Av, Denizcilik: Yiğitlerin hayatı hiç de tek yönlü değildir. Yurtlarında sürüleriyle, topraklarıyla uğraşmasalar, ava giderler.
Homeros denizciliği, gemiciliği en usta bir denizci gibi bilir. Ozanın bu alandaki bilgisine şaşmamak elden gelmez. Gerçi ozanın her alanda teknik terimleri yerinde ve yanılmaz bir dakiklikle kullanması öteden beri okurlarını şaşırtmıştır, ama denizcilik bilgisi kendisine özgü değil de, zamanın ve çevresinin bir özelliği olsa gerek.
Savaş: Yiğitler savaşırken hep konuşurlar, karşı karşıya gelince birbirlerine meydan okurlar, kendi yiğitliklerini överler, bir sürü anılar anarlar, tehditler savururlar, tanrılara yalvarırlar ve