Türkiye gibi ataerkil toplumlarda erkeğin namus ya da namussuzluğu onun ne denli güvenilir olduğuna, sosyal sorumluluklarını ne derece üstlenebildiğine ve en önemlisi de “sorumlu olduğu kadının cinselliğini” ne derece kontrol edebildiğine bağlıdır. Söz konusu bir kadının namusu olduğunda ise mevzubahis yalnızca c.nselliktir. Bu namus anlayışının temelinde yatan ataerki, kadın bedeni üzerinde kurulacak eril tahakküme alan açar. Kadın bedenini ve c.nselliğini erkeğe emanet eden bu anlayış yalnızca kadına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda erkeğe de büyük sorumluluklar yükler.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Bilgeliğini yazıya dökmez, konuşmasıyla ve yaşamıyla aktarırdı; bilgeliğini tedbirsizce, insanların uçucu belleğine emanet ederdi, suyun üzerine yazar gibi.
Anı-Mektup-Günlük
Reklam
Rüveyda'ya Ağıt
Ben bir aziz değilim, hele gündüz değilim Attığı her adımda siyah bir iz bırakan Bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi Bir yanında kederi özümleyen bir lâle Merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim Bırak da, böyle bitsin bu günahkâr serüven Bırak da kurtarayım bu emânet sarayı Yeter, intiharınla oyduğun yüreğimi Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor Rüveyda Yaraları kapandıkça kanıyor Rüveyda Duman çöktü güneşin sitem aynalarına Aralandı perdeler; şimdi sessiz değilim Dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim Azizler tohum eker sevgi tarlalarına Senin gözlerin dram; oysa ağlatan benim Ben dilenci; sen sultan; sevgi dağıtan benim Sen ışık; ben karanlık ve aydınlatan benim Ben ölümüm; sen hayat; cana can katan benim Sabah sende oluyor; güneşi tutan benim Soran ben; sorulan sen; hüznü damıtan benim Öldüren ben; ölen sen; kabirde yatan benim Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi Saklıyorum içimde seni bir tufan gibi Nerde uğruna ömür verdiğim belâ, nerde Her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde Düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir
Sayfa 18·Kitabı okudu
Yezid ve Akıbeti
Yezid, içkiye çok düşkündü. 467 Oruç tutacak olursa, onu içki ile açardı, 468 Maymunlara, yaban eşeklerine türlü türlü elbiseler giydirir, çalgılar, eğlencelerle vakit geçirirdi. Yezid; Kerbelá fáciasından sonra, bir gün içki meclisi kurmuş, İbn-i Ziyad'ı sağ yanına oturtmuş, uşağına önce kendisine içki sunmasını emr etmiş, sonra da "Fâsık İbn-i Ziyad'a tıbkısını sun! O, benim katımda sır ve emânet sahibidir!" demiştir. Yezid; Huvvarin nahiyesinde sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üze-rindeki maymunun üzerine binmiş, yaban eşeği tepilip koşturulunca düşmüş, boynu kırılmış, karnı yarılmış ve ölmüştür.
Sayfa 201
1000Kitap
Bütün peygamberler için önemli olan tek şey vardı; o da Allah’ı rızasıydı. Her biri “sen nasıl istiyorsan, emrediyorsan öyle olsun ya rabbi! Çünkü benim bana ait ne bir fikrim, ne bir düşüncem, ne bir hayatım, ne de bir tercihim vardır. Senin benim için takdir ettiğin, tercih ettiğin benim de sana olan duamdır. Ben sadece senin benim için tercih ettiğini istiyorum; çünkü ben sana aitim” diyordu. Eğer biri başkasına aitse onun kendine ait hiçbir şeyi olmaz; çünkü daha kendisi başkasına ait bir varlıktır. Bu durumda biri Allah’a ait olunca ona ait de bir şey olmaz. Ona ait olan her ne varsa hepsi Allah’ın olur. Kendimizi tanırken bu âlemde Allah için olmayı öğreniriz; yani rabbimiz dünyada bize bunun talimini yaptırır. Hayatımızı Allah için yaşayabilelim diye de önümüze peygamberleri, nebîleri, resulleri, sıddıkları koyar ve bize “örnek olarak peygamberlerime, sıddıklarıma bakın ve onlar nasıl yaptıysa siz de öyle yapıp benim için olun” buyurur. Bu nedenle ister nimet olsun ister sıkıntı, yokluk, bela, dedikodu, iftira, hastalık olsun hiç fark etmez, her ne bize isabet ederse etsin, mutlaka “biz Allah içiniz. Ondan geldik, dönüşümüz onadır” yani “eve gidiyoruz” dememiz lazım. Ondan gelip eve döneceğine iman edenler bu dünyaya “burası benim evimdir” demezler. Aynı şekilde buradaki hiçbir şey için de “bu benimdir” demezler. Ellerinde olanların hepsinin kendilerine emanet edildiğine emindirler, dolayısıyla dünyadaki hiçbir şeye gönül bağlamazlar. Kendilerine verilen her şeyi sadece ebedi hayatlarını kazanmak için araç olarak kullanırlar. Dünyaya, dünyalığa olan bakışları; manevi olarak büyümeleri, kemale ermeleri, onlarla rablerinin yakınlığını, sevgisini, rızasını, ebedi hayatını kazanmaları için kendilerine emaneten verildiği şeklindedir. Biri ahirete iman etmiş,
Sayfa 397·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam