“Kendini öldürteceksin çünkü yas tutmaktan bıktın öyle mi?” Hodbin’in sözleri bir sorudan çok suçlamayı andırıyordu. Yine de Dante sessiz kalmak için elinden geleni yaptı. İki oğlanı birbirine bağlayan köprü hâlâ kendisiyken taraf tutmak gereksiz bir risk olurdu.
Arm hiddetle Gezgin’e döndüğünde daha demin balkonda filizlenen tüm o arkadaşlık tohumları sanki başka bir âleme doğru kaybolup gitmişti. Şimdi aşağılarında gürleyen dalgalar daha hırçın, koyulaşan gök ise çok daha karamsardı.
“Sen yastan ne anlarsın ki?” Dante gözlerini yumdu. Başarmaya çok yaklaştığı o barış şimdi beyhude bir çaba gibi hissettiriyordu.
“Öfke benim kardeşimdi!” diye çıkıştı Hodbin. Arm artık yüzyıllar öncesiymiş gibi gelen o günü hatırlayarak bir anlığına gözlerini kırpıştırdı. Hodbin Dante’nin elinden kurtuldu ve saçlarını sinirle dağıtarak onlara arkasını döndü. Gezgin konuştuğunda sesi boğuktu.
“Yas hakkında birkaç şey biliyorum yani. Eğer sırf babanın intikamını almak için kendini öldürtürsen bu sadece bencillik olur. Madrabaz’ı öldürmek istemedim mi sanıyorsun? Ama o gemiyi idare edecek birine ihtiyaç vardı ve bu yüzden katlanmak zorundaydım.”
Gezgin yüzünü tekrar onlara çevirdiğinde çenesi sıkılmaktan kasılmıştı. “Acıyı yaşamaktan kaçamazsın. Neden hâlâ direniyorsun ki? Baban öldü,” Hodbin bir nefes daha verdi ve sesini biraz daha yumuşatmayı denedi. “Ve sen hâlâ hayattasın Arm. Yaşamayı öğrenmek zorundasın. Kendin için yapamıyorsan bile kardeşin için bunu yapmalısın.”