Analarınızın memelerine süt bile yürümemişti daha
bir kez olsun gizli gizli traş olmamıştınız babanızın jiletiyl yani şimdiki sizin yaşınızda ben
yani deve tellal pire berber iken
diyalektik ve tarihsel materyalizm diye birşeyler vardı
sol komünizm bir çocukluk hastalığı dokuz ışık
şarkılarda türkülerde meydanlarda çırpınırdı karadeniz
faşizm sosyal - faşizm oportünizm revizyonizm
kükürt di oksit civa flüminat molotof kokteyller

2
öfkeler yazmıştım ellerim yüreğimde yüreğim silahımdayken
dizlerim tirtir titriyordu ama hiç belli etmiyordum
en illegal cümleleri kurdum ben anlamazsınız
mayınsa bastım sınırsa geçtim ateşse yaktım
ne zaman kozaydım unuttum ne zaman kelebek
ne zaman doğurdum kendimi ne zaman öldürdüm
ne zaman gözdüm ne zaman gözyaşı

3
benim kandırılmalarım biraz farklıydı anlamazsınız
mesela ben büyük şeylere inanırdım büyük denizlere
büyük aşklara büyük ayrılıklara büyük ölümlere
ve iki kere ikinin asla dört etmediğine
başka yollardan giderdim varacağım yerlere
en çok aşksız sevişmelerinize yanardım
ve dudaklarınıza kondurduğunuz şıkıdım türkülere
kireç söndürürdüm karpit lambası altında kitap okurdum
kireç söndürmeyi karpit lambasını siz anlamazsınız
anlasaydınız zaten uslu bir çocuk olmazdınız
amerikan emperyalizmi sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği
çin halk cumhuriyeti demokratik halk iktidarı
marks engels lenin stalin
mao zedung fidel kastro che guevara ve enver hoca
yeni en ideolojik imgeleri gencecik düşlerimin
bir kulağınızdan girer bir kulağınızdan çıkardı
kaşla göz arasında anasını satayım
benim avuçlarımdan güvercinler uçardı

4
bir kez olsun gizli gizli traş olmamıştınız babanızın jiletiyle
oysa ben her gece yüreğimi jiletlerdim yaşadığımı unutmayayım diye
yani ölmek gibi yaşardım ölmek gibi yaşanır mı anlamazsınız
avuçlarım neden sıcak gözlerim neden kanlı ellerim neden uzun
alnım neden açık sesim neden kısık anlamazsınız
bilmezsiniz mesela fünye dişlemeyi dinamit yoğurmayı
sevişirken dimdik bir meme ucunu dişlemeye benzemez fünye dişlemek
dinamit hamuru gözlerini yaşartır adamın kükürtdendir
siz kükürtü sanayi bacalarının dumanlarında kokladınız gözleriniz yaşardı genziniz yandı küfürler ettiniz

5
babalarınız hatırlar on dokuz otuz ana haber bültenlerinden
güvenlik kuvvetlerinin bir hücre evine yaptığı baskın sonucu
yasadışı bir örgütün altı militanı
yasaklanmış yayınlar dinamit lokumları çok sayıda patlayıcı madde
ve ispanyol yapısı astralarla kirletirdi ekranlarınızı
siz biyoloji sınavınıza hazırlanırdınız ben ertesi günkü eyleme
siz üniversite sınavlarına hazırlanırdınız ben o üniversiteyi işgale
bir gül gibi taşırdım anamın o son öpücüğünü ellerimde
nasıl da şaşırmıştım anasını satayım
o cani bakışlarımı bir günlük gazetenin
baş sayfasında gördüğümde

6
Yani şeytan daha rüyalarıma bile girmeden
yastığımın altında yasak kitaplarla uyurdum ben
serin ırmaklar geçerdi düşlerimin içinden bütün kirlerimi yıkardı
benim kirlerim sizin kirlerinize benzemezdi anlamazsınız
ve her ölüm haberinde cayır cayır yanardım
ilk o zaman öğrendim kamboçyayı vietnamı çini
siz lise sıralarında inek gibi hafızlarken istanbulun fethini
ben yeraltlarında devrim nikahları kıyardım gayri resmi ve gayri sevgi
hesap vermiştim karşı cinse zaafları olmayan birine
bir sarhoşluk kadar anasını satayım
bir sarhoşluk kadar ömrüm olsaydı keşke

7
yani bir gece vaktiydi yani dolunaydı yani kaçıyordum
önüm arkam sağım solum denizdi anlamazsınız
kaçarken çocukluğumu hatırlıyordum allah kahretsindi
mermiyi namluya sürmeyi unutmuştum allah kahretsindi
vınlaya vınlaya parçaladı çocukluğumu o mermi çekirdeği
allah kahretsindi anasını satayım
nasıl da mıhlayamadım oracıkta o kahpeyi

8
Ben anlamazmış gibi yapmazdım okyanusların derinliğini ölçerdim
yeni lehçeler öğrenirdim batık kentler keşfederdim
sözcüklere yeni anlamlar yüklerdim mesela şarkı söylerdim
kuşlarla konuşurdum yada yoğurt kaplarına çiçekler ekerdim
gecelerin en ürkek yarılarında anasını satayım
pencerelerinizi tıklatıp kaçan varya
işte o bendim

9
Diyalektik ve tarihsel materyalizm diye bir şeyler vardı
hani o ukraynalı pos bıyıklı çelik bakışlı adamın yazdığı
hani o sonradan acımasız bir katile çıkmıştı ya adı
kompartıman kompartıman ölüme göndermiş ya eski yoldaşlarını
annem namaz kılıyordu oturma odası ile yatak odasının arasındaki salondaydı
ben masadaydım gözlerimde o adamın yazdığı kitabın son sayfası
hatırlamıyorum şimdi avuçlarımı nasıl iki yumruk yaptığımı
allah yok diye bağırdığımı biliyorum bir tek avaz avaz
bir de annemin bir mitralyöz gibi yanağımda patlayan tokatlarını
sonra araya yağmur girmişti de kurtarmıştım kulaklarımı
bir kavganın arasına yağmur nasıl girer anlamazsınız
nicel birikimin nitel patlamaya dönüştüğü bir andı sizin anlayacağınız
siz yağmurdan genellikle kaçarsınız ya da kara kara şemsiyeler açarsınız
ben yağmurda ağlardım görmesinler diye gözyaşlarımı
ne çok olmuş anasını satayım
ne cok olmus serçelerle konuşmayalı

10
Sol komünizm bir çocukluk hastalığı dokuz ışık
hepimizin avuçlarında aynı karanlık aynı korkaklık
aynı sokakbaşlarında aynı yalnızlıktı inanmazsınız
aynı saatlerde aynı örgüt evlerinde
uçları kıl testereleriyle çaprazlanmış mermiler hazırlardık
uçları kıl testereleriyle çaprazlanmış mermileri siz anlamazsınız
toplu iğne başı gibi görünür girdiği yerler
çıktığı yerlere mideniz kaldırmaz bakamazsınız
mesela nisandı
perşembeyi cumaya bağlayan mübarek bir akşamdı
kahveye girmeden önce göğe bakmıştım la ilahe illallah
belimde kıpır kıpır ondörtlü ceplerimde iki yedek şarjör
camilerde yatsı namazları ve bir ay ki hilal mi hilal
baktığım köşeden çıktı ismail eşhedü en la ilahe illallah
son yudumunu masada bırakmıştım çayımın ya allah bismillah
tam kırk kurşunla vurdum ismaili dokuz kalibrelik kırk besmeleyle
boşalttığım üçüncü şarjörde ellerime sıçradı hüznü
kırkbirinciyle çöpçüyü devirdim ezberledi diye yüzümü
sonra bir yerlere kapanıp ağladım ay nasıl ağlarsa öyle
ay nasıl ağlarsa öyle ağladım anasını satayım
çingenenin beygirini de vurduğum için
sırf bana melül melül baktı diye

11
Şarkılarda türkülerde meydanlarda çırpınırdı karadeniz
ülkücüydüm ben turancıydım ben devrimciydim ben komünisttim bilmezsiniz
karadenizdim ben karadenizin fırtınalarındaki rengiydim
bağlama çalardım bağlama dinlerdim gül ekerdim toprağıma ölüm biçerdim
gökyüzünden yıldız çalardım kimseye çaktırmadan
kağıttan gemiler yapardım kaşla göz arasında
eylemden kırıp lunaparklara gittiğim bile olurdu
mesela denizde taş sektirdiğim şiir yazdığım dilek tuttuğum
mesela günübirlik aşık olduğum dut yemiş bülbüller gibi sustuğum
mesela dilencilere acıdığım da olurdu ağladığım da
uyak olsun diye söylüyorsam namerdim anasını satayım
bir tek iyiliğimi bile yazmadılar zabıtlara

12
Faşizm sosyal - faşizm oportünizm revizyonizm
çok tanrılı bir dinin bütün sapmaları yani anlamazsınız
anlamazsınız yani sınıf arkadaşınızı vurdunuz mu hiç
delik deşik ettiniz mi bir parkayı okul çıkışında
ağır çekim izlediğiniz oldumu hiç bir fizik kitabını havada savrulurken
yada hayatınızda iki yüz yirmi voltluk çığlıklar attınızmı
mesela tekme tokat giriştiğiniz oldumu hiç tarih derslerinde tarihe
mesela kaç kere öldünüz nihavent makamında bir mayıs bin dokuz yüz yetmiş yedide

13
Hangi sokak başı hatırlar sizi hangi miting hangi korsan gösteri
bir tek polis amca bile görmemiştir gözbebeklerinizi
kıl kadar yalanım varsa namerdim anasını satayım
yarından tezi yok siz de unutacaksınız bu şiiri

14
Türkiye cumhuriyeti anayasasını tağgir tebdil ve ilga
yani türk ceza kanununun yüz kırk altıya birinci maddesi uyarınca
iplere çekilirdi çocukluğum siz ip atlarken rüyalarınızda
annemin gözyaşı toprağa düşmeden kırılmış olurdu boynum
boynumun sesi çıtırdak bir çerezin ağzınızda yankılanan sesiydi
akciğerlerimi bir ana rahmihi parçalar gibi parçalardı soluğum
soluğumla bütün şafakları havaya uçururdum
ertesi günkü gazetelerde siz bunları okumazdınız
okusanız bile siz bunları hiç böyle anlamazdınız
mesela mendilinize ihtiyaç duyardım bazen çağırırdım sizi duymazdınız
görmezdiniz çünkü bilmezdiniz çünkü duymazdınız çünkü sağırdınız
yürüdüğüm yollar boyunca omuzlarımda taşıdım sizi
omuzlarımda taşıdım anasını satayım
ne kadar da ağırdınız

15
Dış kaynaklı müzik gibi dış kaynaklı bir şey miydi ölmek
kulağımda anti - emperyalist marşların nakaratları
elimde amerikan malı bir kerpetenle
milyon parçaya ayrılırken ana avrat dümdüz gitmek
ölmek bu muydu ulan
ölmek ardımda bir uçurum gibi bırakıp gitmek miydi hayatı
cenazeme bin kişi katılmış neye yarar
en yakın arkadaşım taşımış siyah beyaz bir resmimi
ne zaman içim dolsa olan bitene
ayıp olur yakışmaz diye ağlamazdım
ağlamak bana ne kadar da yakışırmış anlamazdım

16
Yürüdüğünüz yollar uzadı siz küçüldünüz
küçüldükçe dünyayı benim dudaklarımla öptünüz
mesela her polis sorgusunda çorap söküğü gibi çözüldünüz
her şey iyi güzel hoş da beni niye öldürdünüz
oysa miş li geçmiş zamanlardan alıp taşımıştım sizi torunlarınıza
ortaçağdan alıp kuantum fiziğine götürmüştüm sizi
kuantum fiziğini belki anlamazsınız diye şiirler bile yazmıştım
ölümü bile göze almıştım allah belamı versin
kükürt di oksit yani anlamazsınız
pos bıyıklarım vardı üç numara saçlarım ve rooswelt postallarım
parkamın ceplerinde ellerimi ısıtırdı arnavutluk emek partisi
necip fazıl kısakürek ya da nazım hikmet pek farketmezdi
hepsi aynı bokun soyuydu anasını satayım
hepsi bir parça adrenalindi

17
Mesela ellerim yankılanırdı çektiğim her tetikte anlamazsınız
çektiğim her pimde birileri çentik atardı bir yerlere
robot resmini çizerlerdi yüreğimin sokak sokak aranırdım
genellikle kaçardım yada dilinizin altında saklanırdım
bir gün tükürürsünüz diye birilerinin yüzüne ağzınızda dolanırdım
anlamazdınız iki bardak rakıyla sarhoş olurdunuz
ağlamazdınız anasını satayım
durmadan yutkunurdunuz

18
Hesap soracaktık kahrolsundu kanı yerde kalmayacaktı
yepyeni güneş sistemleri kuracaktık mesela denizler ırmaklara akacaktı
acayip düşlerim vardı anlatsam inanmazsınız
mesela titreyip kendimize dönecektik tarih kitapları bile utanacaktı
aşkı aşk gibi yaşayacaktık ölümü ölüm gibi anlamazsınız
yani tahrip gücü yüksek güneşler gibi patlayacaktık
milyonlarca şiir doğacaktı can çekişmelerimizden
mesela annem bir daha ağlamayacaktı
en serseri sevinçlerimizle bir poyraza uzatıp alnımızı
ellerimizi kollarımızı sallaya sallaya dolaşacaktık bütün meydanları
meydanlarda çocuk bahçeleri meydanlarda panayırlar
ve uğruna sokak sokak öldüğüm bütün şafaklar
çingeneler kucağımda düğün alayları kurulacaktı
yerde kaldı anasını satayım
hepimizin kanı yerde kaldı

19
Ben namlu temizlerdim gece yarılarında siz kulağınızı
siz apışaralarında çoğalırdınız ben teksir makinalarında
ben vur emirlerini dinlerdim siz iş emirlerini
sustalı bir bıçak gibi kanatırdım gözlerinizi
ağlardım
ne zaman ağlasam kalbimle dalga geçerdiniz
ve hiç biriniz anasını satayım hiçbiriniz
hiçbiriniz benim kadar ölmediniz

20
Yani sizin şarkı sözleri yazdığınız o duvarlara ben
öfkeler yazmıştım ellerim yüreğimde yüreğim silahımdayken
kod adımı bir dağ çiçeğinin adından çalmıştım
soyadımı bir kundağa sarıp cami avlusuna bırakmıştım
annemi rüyamda gördüğüm en son akşamdı
rüzgar bir yalnızlık gibi dağıtıyordu saçlarımı
ilk gördüğüm silah tüccarına anasını satayım
takas ettim bütün yarınlarımı

21
Kendi sesimi kalbimde nasıl boğardım anlamazsınız
ilk o zaman öğrendim dilimde kor demirler söndürmeyi
ve söndürdüğüm her demirde bir bıçak olup bilenmeyi
öncem yoktu anasını satayım
sonram let it be... let it be

22
Ne zaman kozaydım unuttum ne zaman kelebek
ne zaman ezberledim hüznü heceleyerek
hangi sokağında yürüsem bu kentin
hangi sokağında anasını satayım
adımlarımı kimseye uyduramıyorum

23
Gözlerimin içine her baktığınızda göz bebeklerinizdeki yalancının
suratına tükürdüm utanmadınız
bir gece vakti dur ihtarına uymadığım için vuruldum
siz kimseleri ihtar etmediniz
ekmek mayasıyla üzüm sularından küflü şaraplar yaptım
bir kez olsun tatmadınız
tırnaklarımın kirleri karıştı gecelerin kirine
kirlerimi kirlerinizde arıtmadınız
bütün denizlerde boğuldum
bütün ateşlerde yandım
bütün akıl hastanelerinde uyuşturduğunuz her beyin
benim beynimdi anlamazsınız

24
Gecen sonbahardan kalma bir şeyler kıpırdanıyor içimde
avuçlarımda eşkiya günlerimden kalma mermi kovanları
ve mayın tarlalarında saklambaç oynadığım çocukluğumla
işte geldim size saklayın beni
kendimden çıkıp size kaçarken sırtımdan vuruldum
üçüncü sınıf bir aranıyor afişinden bakıyorum dünyaya
her sabah endişelerinizle gözgöze geliyor suretim
geçtiğim bütün yollar mayınlı
bütün hudut kapıları tutulmuş
ve yazdığım bütün şiirlerde anasını satayım
taammüd unsuru bulunmuş

25
Hatırlamıyorum anasını satayım
ben mi sizi doğurmuştum yoksa
siz mi terketmiştiniz bir dağın eteklerine beni
hangimiz gayri meşru bir ilişkinin piçiydik unuttum
iyi molotof kokteyller hazırlardım aklımda kalan bu
emekli maaşlarınızı alamadığınız bankalarda patlardı
benim ellerim sizin kalbinizdi anlamazsınız
kalbiniz avuçlarımda bir güneş gibi patlardı
işte geldim size ya saklayın beni artık
ya da öldürün beni
şah damarını anasını satayım
şah damarını kestiğiniz
bütün şiirlerim gibi

26
Ne zaman unuttum ağlamayı
ağlamak çoğu zaman varolmaktı
Sizden ılık bir güneydoğu akşamının
maviliğindeki derinliği istemiştim
Sizden yaralı bir kurt gibi
acıyla uluduğum yangınların ortalarında
beni kalbinizin en derin yerlerinde saklamanızı istemiştim
Sizden ellerinizi istemiştim
avuçlarınızın içinde size bakarken bütün insanlığa bakmayı
Sizden sözcükleri toplayıp çıkararak anlatamadığım herşeyi
kalbimin atışlarından anlamanızı
Sizden gözyaşlarınızı istemiştim
Gözyaşlarınızda yüzme bilmeyen bir çocuk gibi boğulmayı
Hep bir başka hayata ertelediniz anasını satayım
Oysa bu benim son hayatımdı.

Şiir : Uğur Özakıncı

Gençlerimize Ne Oluyor? - Enver Gülşen
Genç olmak, hesap-kitap, zarar-kâr terazilerine karşı, bazen yanlış da olsa, çoğu zaman derinliksiz de olsa, isyan etmek demektir. Gençliğin ruhu derinliğinde değil, önünü sonunu düşünmeyen çıkarsızlığındadır… Hesap kitapla davranmak, birisiyle kişisel ilişki kurarken dahi kâr-zarar bilançosunu çalıştırmak, haksızlık karşısında söz söylemeye niyetlenmeden önce dahi bunun kendisine ne tür bir fayda ya da zarar getireceğinin hesabını yapmak gençliğini geç(iştir)miş insanların işidir. Biz öyle bilirdik, kendi gençliğimizden, yaşadıklarımızdan öyle zannederdik.

Yıllardır, sanat/sinemadan hareketle düşünme ve görme biçimlerinin tefekkürümüze yapabileceği katkılar üzerine gençlerle sohbet etme fırsatım oluyor ve genellikle muhatap olduğum gençlerden oldukça memnun kalıyorum. Ancak son birkaç yılda bir başka genç profili görüş alanımızı kaplamaya başladı Müslüman camiada. Maalesef Ak Parti siyasetinin aslında sağlam, irfani bir temel üzerine bir uygulama/ayrıntı olarak görülmesi gereken “üst-yapısı”, tüm hayatımızın alt-yapısı hâline dönüşmeye ve bu dönüşümle hemen her alanımız şekillenmeye başladı. Medyasından STK’larına, belediyesinden kurumlarına, vakıflarından derneklerine kadar hemen her “Müslüman” kurum, kişisel/toplumsal ilişkileri bir başka türlü yönlendirmeye başladı. Bu yönlendirilme, aynı zamanda neyin makbul neyin “zararlı”; neyin “kâr getiren” neyin “eli boş bırakan” olduğu yönünde de bir katalog oluşturmaya başladı. Durduğu zemini kazımaya çalışan ve oradan bir Hz. Ömer (r.a.) çıkarmaya çalışan, adaleti, hakkaniyeti, babasına karşı bile olsa hiç çekinmeden şiarı yapabilen insanlar giderek ortadan kaybolmaya başladı.

Gençliğimde, mesela 28 Şubat döneminde, Türkiye’nin Müslümanlarında bir şahsiyet, bir duruş, belki de henüz güç, imkân ve para ile tanışmamış olmaktan kaynaklı bir ideal vardı. Şu an gördüğüm şey ise, güçle, mal, mülk, para pul, iktidar, rant ile sınanan ve genellikle fena hâlde sınıfta kalan bir “kurumlaşma ferdiyeti” oldu. Kurumların içinde yer alan hemen her fert, kuruma kendi kişiliğini, duruşunu katmak yönünde hareket edip, şahsiyetli bir kazı yapmayı amaçlamak yerine, kurumun (günümüz cemaatlerinin ve tarikatların de büyük oranda bundan muzdarip olduğunu söylememe gerek var mı bilmem) veya içinde olduğu topluluğun karakterine bürünmeye başlıyor. Daha da kötüsü, dahil olduğumuz kurumlar ya da cemaatler, çapsızlığımızı, birikimsizliğimizi, yeteneksizliğimizi hatta karaktersizliğimizi örtüp tam tersi “görünümlere” çevireceğimiz aldatıcı örtülere dönüşüyor. Kol, içerde parçalandı kokmaya başladı ama “yen içinde kalır” diyerek görmezden gelmeye devam ediyoruz her şeyi. Cemaatleşme belki bir yönüyle doğru bir davranıştır Müslüman için; ancak özellikle güçle sınandığımız ve maalesef üst-yapının alt-yapılığa ve bir ilke merkezi olmaklığa dönüştürüldüğü bu çağda, yanlışlıkta, çıkarda, kötülükte uzlaşmanın sonucu, bu “doğru”dan çıkan “yanlışlık” oluyor bizler için. 90’ların şahsiyetli Müslüman gençleri yerine bugün farklı bir “türün” geçmeye başlaması bu anlamda tesadüf değil asla.

Artık gençlerimizin kahir ekseriyeti, “değişmez bir ilkesi” olan ve o ilke için her türlü bedeli ödemeye hazır birilerini değil, konjonktüre, kuruma, kişiye göre değişen omurgasızlıkları örneği yapıyor. Makbul tipolojimiz, “uyum” adına bize dayatılan bu karaktersizlik oluyor giderek… İtirazı dahi konjonktürel olan, kendisi bir yerde “yer kaplayıncaya” kadar itirazını sürdüren; ama bir yer kapınca her şey güllük gülistanlık olmuş gibi davranan omurga yoksullarına bu kadar yüksek prim verilmesinin temel sebebi, on beş yıldır ülkenin rantının genellikle bu tür kişiliklerin musluk başında durduğu sistemin merkeziliğinde dağıtılması ve sürdürülmesinden duyduğumuz hedonistçe hoşnutluktandır emin olalım! Yoksa, abi, hoca dediği adamları, adamlar sırtını döndüğü ilk anda rahatlıkla ve üstelik hiçbir şey olmamış gibi “satabilen”, “bir yerde isim, güç, para sahibi olayım da bunun için ne gerekirse yaparım” türü entelektüel fahişeliği karakteri hâline getiren hırs küpü gençler birden ortaya çıkmadı…

Doğrusu bu meselede en az suçlu olanlar yine gençlerdir demek isterdim; ama değil… Gençlerin kahir ekseriyeti, artık ele aldıkları, yapmaya uğraştıkları hiçbir meselenin bedelini ödemeye razı değil. En hızlı nasıl senaryo yazıp, Kültür Bakanlığı’ndan destek alırım, en kolay nasıl bir dergiye kapak atarım, en kolay nasıl yazar, yönetmen, şair sayılırım derdiyle meşgul bir gençlik türedi. Bir meselenin irfanı, ahkâmı ve “namusu” artık tümüyle gündemimizden kalktı. Film çekmenin namusu, şairliğin namusu, “bir yer kaplamanın namusu” artık ara ki bulasın şeyler oldu bizler için… Eskiden artist olmak için evden kaçan genç kızlarımızın durumu, bugünün hırs küpü gençliğimiz yanında çok çok masum kaldı hakikaten de…

“En kolay yoldan nasıl yolumu bulurum?” sorusu gençlerin ve gençliğin temel meselesi olamaz, olmamalı… Para pul, mal mülk, hayatın hakikatine dair umudunu yitirmişlerin işidir; gayrı-ihtiyari de olsa aradığı şey, hep yüzeyin derinindeki hakikat olması gereken ve onun için bedel ödemeyi bir uyurgezer rahatlığında kabul edebilecek gençlerin değil…

Peki, şu an neyle karşı karşıyayız? Kimse kusura bakmasın, özellikle sosyal medyadan, yazılı medyaya geçişin bu kadar hızlı olduğu; bir derinlik sahibi olmadan, böyle bir niyet içine girmeden, bir derdin ürünü değil, bir “abi/abla/kurum/dergi/tv/cemaat/tarikat/parti vs networkü içinde yer almanın “getirisi” olan şeylere bu kadar prim verildiği; sığlığın, neredeyse övülen, takdir edilen bir erdem olarak kutsandığı bir “Müslüman kültür-sanat-medya” ile karşı karşıyayız ve bu durum en hızlı da gençliğimizi bitirdi.

Müslümanların, dünyaya, insanlığa yapabileceği katkılar anlamında bir derdi olan, bu dert için, bir şey beklemeden gençlerle birlikte olmaya çalışan birisi olarak, kişisel tarihimin en umutsuz zamanlarını yaşıyorum bu anlamıyla. Mesela “sizin anlattığınız şeyleri hiç anlamadık, anlamak, düşünmek yönünde bir niyet içinde de değiliz; bunun yerine bize hazır reçeteler, kolay hazmedebileceğimiz sığlıklar, boş yüzeysellikler verseydiniz daha çok işimize yarardı; bu yüzeyselliklerle filmler yapar, romanlar, şiirler yazar, yolumuzu da bulurduk!” tavrı gençlerimizin kahir ekseriyetine sirayet ettiyse, inanın bana 15 Temmuz’da kanımızla canımızla püskürttüğümüz işgal, ruhlarımızda çoktan gerçekleşmiş demektir.

Deli Domeniko Nostalghia‘da  “Fazla büyük usta kalmadı, çağımızın gerçek kötülüğü budur!” derken tam da yaşadığımız dönemi anlatıyormuş aslında. Gençlere örnek olabilecek insanların kahir ekseriyetinin medya maymunluğuna soyunması, “ortadan kaybolmayı” seçebilecek, imkândan, ranttan, güçten, görünürlük şehvetinden feragat edebilecek kıymetli insanlarımızın yok denecek kadar azalması, ortaya, belirli bir ilkesi değil, pragmatik “yol alma” niyeti olan hırs küpü gençler çıkardı. Allah sonumuzu hayr eylesin!

https://wp.me/pTI7o-ma

Caner Tuncer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü inceledi.
 16 Mar 20:12 · Kitabı okudu · 34 günde · 9/10 puan

Türk tarihinin en büyük profesörlerinden biri olan, birçoğunuzun tanıdığı İlber ORTAYLI'nın, Türk tarihinin en büyük dehalarından, önderlerinden biri olan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında bir kitap yazmasının tarihimizi anlamak, Paşa'mızı anlamak adına ne kadar önemli olduğunu belirtmek istiyorum öncelikle.

Kitap; isminden anlaşıldığı gibi sadece Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında değil. İlber Hoca bu eserinde, ATATÜRK'ün o dönem ki silah arkadaşları İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Enver Paşa gibi isimler ile ilgili bölümler de oluşturmuş. Aynı zamanda dönemin son padişahları ve halifeleri, sadrazamları ile de ilgili gayet objektif bir biçimde anlatımlara yer vermiş. Kitap bana göre, I.Dünya Savaşı öncesi ve sonrası, II. Dünya savaşı sonrası, dönemin Rusya'sı, İngiltere'si, Yunanistan'ı, yani kısaca 20.yüzyılı meşgul eden önemli diğer olaylar, kişiler ve devletler hakkında bilgi edinmek için mükemmel bir kaynaktır.

Sıkça faydalandığı kaynak eserleri veyahut kişileri not ederek, 20.yüzyıl dünyasını daha detaylı anlamak isteyen okurlarına da büyük bir nimet sunmuştur İlber Hoca. Meraklıları ve takipçileri için ise merak edilen bir diğer konuya ise şöyle değinmek istiyorum. Anlatımı, söylemleri tıpkı açık oturumlarında, katıldığı programlarda ve röportajlarına benziyor. Kimi zaman öznel düşüncelerini söylemekten kaçınmıyor, mantıklı iğnelemeler yapıyor ve arada bir konudan sapıyor. Son söylediğimi eleştiri düzeyinde söylemedim. Zira İlber Ortaylı gibi büyük bir tarih bilgininin bize her detayı aktarmak istemesi benim için gayet tabiidir.

Okuduğum ilk büyük tarih kapsamlı kitap olmasından kaynaklı olarak anlatımı ve dili okuma ve anlama sürecimi biraz uzattı diyebilirim. Buna rağmen İlber ORTAYLI'nın engin tarih bilgilerinden faydalanmak için o dönemin tüm meraklılarına (ki İlber Hoca'ya göre bütün Türk evlatlarına) önerebileceğim bir eser.

İlber Hoca, bildiği diller ve dolayısıyla takip edebildiği tarih yayınlarının genişliği bakımından, aynı zamanda da bu birikimin verdiği ağırlık-bilgelik açısından çok sevdiğim bir aydındır. Çok tanıtmaya da gerek yok sanıyorum, bu aralar oldukça popüler. Diğer kitaplarının aksine, bu kitapta biraz sıkıldım açıkçası. Balkan Harbi ve Enver Paşa ile ilgili olan bölümleri güzel fakat diğer bölümlerde aynı derecede bilgilendirici içerik hissedemedim. Özellikle röportaj şeklindeki kısımlarında; röportörün sorduğu sorular çok fazla net. Ve net bir cevap istenmiş belli ki. Fakat sosyal bilimlerde böyle net, sonuç odaklı cevapları bulmak, dahası bunları aramak saçmadır. Dolayısıyla İlber Hoca da genel cevaplar vermekle yetinmiş fakat üslubu gereği bu cevapları verirken başka sorulara yol açmış. Bilgilendiricidir, tavsiye ederim.

silaes, Osmanlı Tarihine Seyahat'ı inceledi.
 14 Şub 00:55 · Kitabı okudu · 7 günde · 5/10 puan

Bu kitaptan sonra "şunu da okuyum da kpss ye katkısı olur" diye kitap okumucam. Gitcem kpss tarih kitaplarindan çalışcam. Beynim arapaşina döndü...
Kitap genel hatlarıyla güzel... yani soru- cevap kısmi guzel.... (öss, ygs, lys, fsm,bsg, tks) midir nedir bilmiyorum. Kisacasi üniversite sınavında tarih çözmekle yükümlüyseniz okumanızı öneririm. Net ve kısa cevaplar aklınızda kaliyor. Mesela o konuyla ilgili yazar başindan geçenleri de anlatmış. Bu yuzden kaliciligi güzel, bunlar iyi detaylar ilgi çeker. Resimlerle desteklenmesi de ayrica hos olmuş. Bu fotograflar muhtemelen yazarin arşivinden...
Gelelim tepkimi çeken kisimlara...
Kitapta makaleler ve diger yazarlardan alinan derlemeler var. Biraz sıkıntılılar. Çook şaapmayın o kisimi..

Mesela Timur'un Bursaya geldiğinde yaninda Y Beyazidi'de getirip ulu camiyi ahir yaptiğı ve direklerde atlarini bagladigi o halkalarin hala orada durduğunu iddia ediliyor. Bide Bursaliyim ben böyle bişey duymadim. Timur hakkaten Bursayı işgal etse orayi ahir yapmazdi, toptan bursayi halata bağlar götürürdu. Bilmediğim bi sey hakkinda yorum yapmayim. Böyle bi sey var mi yok mu bilmiyorum..
Başimiza ne geldiyse ittihatçilerden geldi tüuüü Allah belalarini versin, onlar yüzünden böyle oldu. Yoksa 2. Abdülhamid şunu böyle yapsa böyle olurdu daha şu kadar bu kadar Osmanli yasardi. Gibi olan serzenişlere ben katilmiyorum. Olcak olan oldu. Yaşanip görülcekmiş ki yaşayip görmüşüz ne yapalim?? Kitapta ittihatcilarin ne ingilizliği ne Rusluğu ne misyonerliği ne siyonistliği kalmış... hoş değil, yani fikrini söyleyebilirsin de niye sövüyon ki ?
Enver Paşa sevabiyla gunahiyla vardir. Damat feride yapilmayan bela okumali yorumu hakeden bir tip değil yani
İşte Enver pasanin her seyi mahvettiğini korkak bi biçimde yurt disina kactigini, onursuz bi bicimde tifliste öldüğuñu yazmiş.
Yüzüne, eline, dizine dursun...
Enver paşa tifliste değil pamir dağlarında kendi Turan ülkusu uğruna..( ki adam bu ideolojiye ölümü göze alacak kadar bagliymiş) üzerinde incecik ceketle, bele kadar karın içinde vurularak öldü. Hani derler ya vahdettin saraydan alabilecek parasi varken almadi.
E Enver paşada koskoca nazirdi almak istese o da alirdi, ki onun zamani da tam alinsa alinacak zamandi.
Bence gayette onurlu bi sekilde ölmüş tabi 15 temmuz saat 18 de hoca 16 temmuz 06 da ögretmen olan ideoloji omurgasizlarınin Turan-kizilelma filan kafasi bascagini sanmiyorum.... (owwwww cok fena laf soktum yeah!)
( en alt satirlarda anlican burayi)

Ayrica yazarin Amerikayi Müslümanlarin keşfettigini savundugu bir makalesi var. Aman gözünüzü seveyim. Sinavda bunla ilgili bi soru çikar da beni referans alir bu kitapta öğrendiğinize yakin bi şıkki işaretlersiniz hakkiniza girerim. Ösym sinavlarinda milli e. Mufredatini baz aliyoruz ok...=)

Kitabin sonlarina doğru ellerim titredi. Bi cumleyle karsilastim şöyle bisey.

Kitap 2006 basim. Yani 9 yil sonrasi Türkiyede çok sey değişti.
Yazarin söyle bi serzenişi var.
İste seneliği 30 bin lira olan papaz rahip ismi taşiyan okullara çocuklarini gönderiyorlar da
Bizim çok değerli hocalarimizin açtigi okullara çocuklarini göndermiyorlar. Islamiyetten bu kadar korkuyolar gibi bi laf etmiş. Vallahi hangi çocuk o okullara kayit olmaktan döndüyse anasi onu kadir gecesi doğurmuş...

Yazarin kitabina koyacak kadar deger verdigi bi adam iste şöyle bisey demiş kitaba alinan makalede ittihatcilar ve cumhuriyetciler el birliğiyle istanbulu bitirdiler çok kültürlü toplumu tek düzeye indirdiler. Gibi bisey. Bu satirlari yazan Ahmet Altan zatiii sahaneleri su siralar pek iyi günler geçirmiyo olsa gerek ;)

6-7 eylül olaylarinda elimde sopalarla ben kovaladim rumlari, yunan sirp ve ermenileri de ittihatcilar fisfikledi. Ya bi kere Allah askina ne ittihatci ister vatan topragindan bi parca kopsun dagilsin.... bi kere kendi menfaatlerine ters ne de tek bi padisah ister... böyle olmasi gerekiyomus olmus. İste şoyle olsa böyle olurdu diye formule edilemiyo tarih yasanmadan bilinemiyo... 2 kere 2 hic bi zaman 4 etmiyo. ... bu kitabin yazarinin basi su an çok agriyo olabilir. Aman aman....

Murat Ç, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası'ı inceledi.
 08 Şub 23:13 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, Paşamı okudukça daha çok okuyasım geliyor. Ne kadar okusam bana yeterli gelmiyor. Yetmiyor bir şekilde. Doyması imkansız bir şey benim için.

Mustafa Kemal'in İsyan Muhtırası'nı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. Bir tarihçi olmamasına rağmen, Kerem Çalışkan çok iyi bir iş çıkarmış.

20 Eylül 1917'de kaleme aldığı bu rapor / muhtıra, Mustafa Kemal'in tüm Osmanlı hiyerarşisi'ni hiçe saymak zorunda kaldığı; orduyu, milleti ve devleti düştüğü, düşeceği durumu ve durumları gözler önüne serdiği bir muhtıradır. Mustafa Kemal'in sürgünden sürgüne, cepheden cepheye sürülmesinin asıl sebeplerinden biri olan "Asiliği" ve "Milliyetçiliği"dir.

Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası olan ve olacak her şeyi bu muhtırada belirtmesine karşın; Enver Ve Talat paşalar durumu görmezden gelmiştir. Osmanlı Ordusu'nın başında ise Alman Komutanlar vardır. Mustafa Kemal haklı isyanını sonuna kadar götürmüş, sonunda mahkemeye verilmeyi bile göze almıştır.

Mustafa Kemal'i milli mücadele arkadaşlarından ayıran en önemli özelliklerinden olan ileri görüşlülüğü, muhtıradan tam 1 yıl sonra onu haklı çıkaracaktır. Buna rağmen Talat ve Enver Paşalar Almanya'nın Osmanlıyı sömürmesine, Türk askerlerinin de şehit edilmesine seyirci kalmışlardır. Osmanlı toprakları işgal edilmiş, şehit kanları ile son misak-ı milli sınırı Mustafa Kemal 'in savunduğu ordu ile çizilmiştir. İTC'nin baş aktörleri ise kaçmıştır.

Mustafa Kemal'in bitmek bilmeyen enerjisi ve vatan sevgisi olmasaydı, ilber Hoca'nın da dediği gibi, İstanbul'a turistik seyehatlar yapar, kartpostallardan bakardık...

Az sayfa olmasına karşın, içerisindeki bilgilerin doyuruculuğu fazladır. Not alacağınız ve altını çizeceğiniz bir çok yeni bilgi edineceksiniz.

Herkese iyi okumalar dilerim..

Vatan sana borcunu asla ödeyemez Paşam, ATAM!

Iskilipli Atıf Hoca
Bugün onun mağduriyet makamına oturtulmaya çalışılmasının nedenini daha iyi anlatabilmek için İskilipli Atıf Efendinin Teali İslam Cemiyeti Başkanı (Reisi Evvel) olarak yayınladığı bildiriden birkaç satır aktaralım:
"Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere 'siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim' diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır.
Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?
Elinize aldığınız bu fetva Allah'ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur."
İskilipli Atıf Hocanın bu beyannamesinden çokça örnekler verilebilir ama sabrınızı zorlamamak için bu Kısa özetle yetiniyorum. Bu cemiyetin Konya şubesi bu tavrına rağmen 1920 TBMM seçimlerine katılmak istediğinde Atatürk bunda bir sakınca görmüyordu. Ama onlar bu tavırlarını sürdürmeye devam ettiler. Sadece yüzde 2 buçuk oranında okuma yazma bilen bir halk içinde bu hocaların sözleri büyük kitleleri kışkırtabilecek güce sahipti.
Cumhuriyeti kuran kadronun sorumluluğu sadece savaşı kazanmakla bitmiyordu, Osmanlı'dan kalan borçlar ödenecek, yıkılmış memleket kalkındırılacak, en önemlisi de halk aydınlatılacaktı.
Bu koşullarda, örneğin "yeni harfleri kullananlar cehennemde yanacak" veya "şapka giymek küfürdür, dinsizliktir" diyen bir yobazın halka verdiği zarar Yunan topçusundan daha fazladır.
İskilipli Atıf devrim karşıtlığından yargılanmıştır. Üstelik şapka yerine savundukları fes de ne İslamla ne de Osmanlılıkla alakalıdır, Yunan kültürüne aittir. Onu da 2. Mahmut getirmiştir ve ne gariptir ki, o da "bu başlık şeriata aykırıdır" direnişiyle karşılaşmıştır.
"Efendim, İskilipli'nin yazdığı 'Frenk muhalifliği ve Şapka' başlıklı mini kitap nihayet bir kitaptır, insan kitap yüzünden yargılanır mı" diyenler vardır. Onlara, bırakın yünde 2 buçuk okuma oranını, bugün bu oran yüzde yüz'e yaklaşmışken bile yazdığı kitaplar yüzünden hapsedilen yazarlar ve "kitabın bomba kadar tehlikeli olabileceğini" düşünen bir Başbakanımız olduğunu hatırlatalım!

Mehmet Yiğittürk

Murat yanar, Enver Paşa - Cilt 1'i inceledi.
24 Oca 21:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitap ilk olarak Enver Paşa’dan önce Osmanlı’nın durumunu anlatıyor. Enver paşa ihtilal yapana kadar, hürriyet kahramanı olana kadar Osmanlı’da yaşananları Özellikle Abdülhamit devrini anlatıyor. Günümüzde de tartışmalı bir konu olan Abdülhamit devirini Şevket Süreyya anlatıyor: Tanzimat döneminde Avrupa’ya öğrenciler gönderildi uzun süre orda kalan öğrenciler yaptıkları araştırmalar sonucu ülkenin kurtuluşunu Meşrutiyet de gördüler. Kırım savaşından sonra Avrupa (İngiltere) Rusya’nın Osmanlı üzerindeki planlarını engellemiş oldu. Ancak Almanya’nın güçlenerek İngiltere’ye rakip ve düşman olmasından sonra Almanya’nın Rusya’yla birleşme ihtimalini engellemek için Rusya’yı Osmanlı üzerindeki planları konusunda serbest bıraktı. Rusya da panslavizim politikasıyla Balkan devlerini kışkırttı ve Osmanlı’da büyük isyanlar çıktı ülke çözümü Meşrutiyet de buldu bu şekilde isyan eden yerler de yönetime ortak olarak isyan bastıralacak ve ülke parçalanmaktan kurtulacaktı.Tanzimat’ı bir çok ıslahat yapan ikinci Mahmut hazırladı Abdülmecit zamanında ilan edildi. Abdül Aziz Meşrutiyeti kabul edilmeyince Mithat Paşa, Namık Kemal öncülüğünde tahtan indirildi yerine V. Murat getirildi anacak o da akli dengesini kaybedince yerine Meşrutiyeti ilan etmesi şartıyla II. Abdülhamit getirildi Abdül Hamit’te kısa süre sonra Osmanlı Rus harbini bahane ederek Meşrutiyeti kaldırdı. İlk başlarda iyi geçmediği Mithat paşayı basının tahtan indirildikten sonra intahar etmesinin intikamını, Mithat paşayı önce tutuklatıp, sonra içerde öldürterek aldı. Abdülhamit içine kapanık bir adamdı. Ülkede çıkan olayları, savaşları Saray’dan yönettiği hiç çepheye gitmediği için kaybetti. Abdülhamit cinayet romanları okutturup kendisi dinlerdi. Abdülhamit zamanında haksız şekilde rütbe atlama yaygındı saraya yakın olan hiç teçrübesi olmayan kişilerin üzerleri nişanlarla doluydu. Bu da Ordu’da rahatsızlık yaratıyordu. Ayrıca Abdülhamit sürekli Ordu ayaklanacak kendisini indirecek korkusuyla yaşıyordu. Abdülhamit zamanında jurnalçılık çok üst seviyedeydi sürekli asılsız istihbaratlar gelerek ve bunlarada itimad edilerek paranoyak bir yaşantı yaşanıyordu. Abdülhamit cahil bir adamdı topraklarının sınırlarını bile bile bilmiyordu şehirden çıkmamış, hiç bir çephede savaşda bulunmamıştı. Abdülhamit döneminde sunaylarında maşı 3 ayda bir ödeniyor çoğu zaman ödenmiyordu. Tabi ülkenin maddi sıkıntılarını Abdülhamite yıkmak doğru Olmaz ondan önce gelen bu sıkıntılar onun zamanımda artmıştır. “Şevket Süreyya Aydemir Atatürk’ün sevdiği ve bugünde büyük bir kesimin düşüncesini temsil eden önemli bir yazardır Ançak Abdülhamit hana çahil dediği ve küçümsediğini üstüne basarak söylemektedir. Çağımızın en Gözde tarihçisi, entellektüeli olan İlber Ortaylı hoca Abdülhamit Hakkında çok bilgili ve zeki biri olduğunu söyler.”Bu arada Enver Paşa’da yetişmekteydi Enver paşayı hürriyet kahramanı yapacak kişiliğe getiren Makedonya’da cetelere karşı verdiği şavaşlar uzun yıllar dağlarda savaşmış ve büyük başarılar elde ederek ismini duyurmuştur. Enver paşa ittihat terraki cemiyetinin önde gelen isimi olur ve bir gün ihtilal için Makedonya dağlarına ihtilal için çıkar ve kısa sürede ittihatçılar her yerde ayaklanırlar ve kısa süre sonra ihtilal gerçekleşir. Enver paşa artık hürriyet kahramanıdır.

Ali Rıza MALKOÇ, Kavgam ve Hitler'i inceledi.
13 Oca 13:47 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 7/10 puan

KİTAP İNCELEME YAZISI

Kitap adı : Kavgam&Hitler

Yazarı : Murat Köse

Yayınevi : Altınpost Yayıncılık

Sayfa Sayısı:399

Baskı : 4. Baskı Ocak 2016


Öncelikle şunu belirteyim. Kitap okurluğumun haricinde, yayıncılara redaksiyon (düzelti) hizmeti de sunduğum için kitabı bu gözlemle değerlendireceğim önce.

İçerik güzel, kavgam kitabının çevirisi değil. Kitaptan alıntılar var fakat Almanya’nın yakın tarihi, Hitler’in hayatı, bakış açısı, hezeyanları çok iyi özetlenmiş.

21 farklı kaynaktan alıntılar yapılarak hazırlanmış kitap.

Fakat 4. Baskı olmasına rağmen, olağanüstü dizgi hataları var. Yani kitaba ve yayınevinin emeğine

gölge düşürmüş. Telefonla iki kez Aradım sordum. 5. Baskı çıkmak üzereymiş onu almanızı öneririm.

Gelelim kitabın içeriğine:

Hitler’i farklı kitap, yazı, alıntı, makalelerden okumuşuzdur. Fakat burada daha derli toplu kronolojik anlatımlar var. Kitabın sonuna da 32 sayfa 2. Dünya Savaşı kronolojisi eklenmesi güzel.


“Zayıfa acımak doğaya ihanettir” felsefesi ile yaşam sürdüren Hitler, tüm kurgularını, güç elde etme ve öldürme üzerine yapmış adeta.

Hayatını incelediğimizde bu fikir dünyası çocukluk yıllarında şekillenmeye başlamış.

Babası despot, döven, söven bir şahsiyet olunca, bu anlayış oğlunun beyin yapısına ve genlerine de yerleşmiş.

Küçük yaşlarda bir keçi toslayınca, fizyolojik olarak vücudunda cinsel yetersizlik oluşturduğu belirtiliyor.

Arası açılan ilk sevgilisinin Yahudi olması, Viyana güzel sanatlar fakültesinde tartıştığı hocasının da Yahudi olması, annesinin ölümüne neden olan doktorun Yahudi olması ister istemez, Yahudilere karşı şahsi bir husumet beslemesine yol açmış.

İtalya ile endişesi ve rekabeti olsa da, aynı kafa yapısına sahip Mussolini ile iyi geçindiği görülüyor.

Türkiye ve arap ülkeleri ile bir sorun yaşamamış.

Tüm eylem planını, Yahudilere, Fransa, İngiltere, Rusya istila korkusuna göre yapmış.

Hele Alman arı ırkı oluşturma çabaları, tam bir hezeyan, psikopatlık ve vahşet örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Rusya, İngiltere ve Fransa’nın emperyalist yayılma emellerinden endişe duyması ve önlem almakta haklı olabilir. Fakat bunu hastalık derecesine getirip, tüm dünyayı yutma sevdasına dönüştürmesi ancak şizofrenik bir hastalık nedeni olabilir.

Daha önceki okuduğum kitaplardan da bildiğim için bu kitabı okurken de ürperti duydum.

Bir nazi subayının en büyük zevki; balkonunda oturup yoldan geçen ve kucağında çocuğu olan bir kadını öldürmekmiş.

Ve korktuğu bir gün başına gelmiş tabi. 58 milyon insanın ölümüne neden olan Hitler, 30 Nisan 1945’de Ruslar ülkeyi işgal edince, siyanür içerek sevgilisiyle birlikte intihar eder, cesedinin de yakılmasını vasiyet eder. Cesedinin akibeti bilinmiyor, tüm delil, yazışma ve kayıtların Rusların elinde sır olarak saklandığı belirtiliyor. Çavuşesku, Mussolini, Enver Hoca ne ise, Hitler de odur.

Bizlere düşen, tarihte yaşanan bu vahşetleri okuyup, gözlemleyip ders çıkarmak, tekrarını önlemek, insanca yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek.

Vahşete göz kapayarak onu tanıyamaz, anlayamaz ve tartamayız.

İçim ürperse de ders çıkarmak için okudum.

Başka bir kitap tanıtım yazısında buluşmak dileğiyle

13.01.2018

Ali Rıza Malkoç