giriş
Eskiden okullarda öğrenciler yazarken hata yapınca, mürekkebi yalayarak, dili silgi yerine kullanarak, silip yeniden yazıyorlarmış. “Mürekkep yalamış” deyiminin okumuş, yazmış anlamına gelmesi buradan.
Sayfa 16 - duvar
Erguvan
Bizans'ta imparatorların çocukları; erguvan renkli sarayda, erguvan rengindeki odada doğuyordu. Bu çocuklar Porphyrogenitos yani “erguvan doğmuş” ya da “erguvan içinde doğmuş” ünvanı alıyorlardı. Erguvan rengi giysi ve ayakkabı yalnızca saray mensuplarına özgüydü. Helence porfira erguvan rengi demektir. Erguvan renginin soyluların rengi olması, bu sınıfın beğenisinden değil ekonomik kökenindendir. Erguvan, Antik Çağ'da kırmız böceğinden elde edilen kırmız renginin bir türevi olarak sağlanabiliyordu. Bir böcekten ancak birkaç damla renk maddesi elde edilebiliyordu. Üretim de karmaşık ve çok masraflıydı. O yüzden erguvan rengi giysi giymek son derece pahalıydı; dolayısıyla sadece en üst sınıfın giysilerinde bu renk görülebiliyordu.
Sayfa 13 - duvar
Reklam
..ne olursa "Zamanı gelmiş," demek güzelce, bilgeliğin de buna sadelikle baş eğiş olması ve az ağlaması diğerlerinden, görmüş geçirmiş olmanın artık ağlayıp akıtacak şeyleri azalmış ve sertleşmiş olmak olması, derin değil de sert, bilen değil de artık sormayan, şaşırmayan ama susan, bilemeyeceği bilgisi ile terbiye edilmiş ve terbiyesinden artık yüzünü acıdan başka yerlere çeviren ve bakmayan, insan değil mi zaten olmakta olanın içine katılan ve bu katıldığı yerde ne ise o olan. Genç ağladı ihtiyar sustu, yeni gören bağırdı, önceden gören "Buranın işleri hep böyle," dedi, peki genç yaşlıdan ne öğrendi? Burası hep böyledir, göreceklerin hep bunlar ve böyleleridir, bil ve alış dendi. Alış ki yapacağın yoktur, alış ki elin kolun sana sade yüktür, alış ki gözün bir dert kapısı ve manayı sezdiren ama çözdürmeyen bir kuyudur, alış ki bütün bu dağlar ve taşlar neye tanıklık etseler ve bastığın her yer ve geçen piknik yaptığın ağacın altı aslında bir kabir ise de "kim bilir kimin?" dediğin anda işte senindir. Bütün bu tanıklıklardan suçlu çıkacak olan uzandığın ve söylediğin, şikâyet ettiğin ve olmaz olsun dediğin anda sensin, elbet sen ya kim? Dünyayı kime şikâyet edeceksin, koyunları öldürene mi sürüteceksin, her şeyin bir sebebi varmış ama Hızır ile gezmiyorsun ki nereden bileceksin, beterinden sakınmak için ölenin bile ardından öldüreni öveceksin, ervâhileri ürkütmeden sen de suspus öleceksin. Çoban kaldıranlar, erguvâniler, ah o kuşlar, kuşlar
Sayfa 21·Kitabı okudu
Galatasaray Lisesini kuran Fuat Paşa, yabancı ülkelere yaslanarak siyaset yapmayı "teorize" eden kişidir. Fuat Paşa “bir ülkede iki kuvvet olur" deyip —birincisi olarak padişahın kuvvetini, ikincisi olarak da halkın kuvvetini kastederek—, "Alttan ve üstten. Bizde alttan gelen kuvvet olmadığı için..." padişaha karşı büyükelçilerden yararlanmayı savunarak, bu tür siyasete tarihe geçen ünlü deyimiyle devam ediyor "biz de pabuççu muştası gibi yandan vuruyoruz." (T. Er, Erguvaniler, 208)
Sayfa 388 - İkinci Bölüm: Boğaziçi Yalıları; Kanlıca, Keçecizade Fuat Paşa Yalısı; Fuat Paşa Yalısı yangında yok oldu·Kitabı okuyor
İttihat ve Terakki'nin selamlaşma biçimi ma­sonlardan
Dünyayı yöneten kapitalist güçlerin en altında ma­sonlar bulunuyor; onun üstündeki grupları hiyerarşik sıra­sıyla yazalım: Bilderberg Group (BB): Kuruluşu 1954, Trila­ teral Commission (TC): Kuruluşu 1971, Commission of Foreign Relation (CFR): Kuruluşu 1921. *****
Sayfa 150 - Duvar Yayınları·Kitabı okudu
Türk Tarihi
Bu oligarşik yapıyı bir kapalı kap gibi düşünüp,
Me­tafor yapmaya çalışalım: Kabın içindeki gaz molekülleri de her bir erguvani olsun. Oligarklar da gaz moleküllerinin bir­ birlerine ve kabın duvarlarına tesadüfen çarptığı gibi okul, evlilik, mezarlık yeri, tarikat bağlantıları, masonluk gibi te­sadüf gibi görünen fiillerde bulunurlar. Kabın her bir duva­rında basınç aynıdır; tesadüf gibi görünen bütün bu çarpma­ların (fiillerin) içinde o gazın (oligarşinin) fiziksel ve kimya­sal özellikleri (sınıfsal/kültürel/etnik özellikleri) saklıdır.
Sayfa 26 - Duvar Yayınları·Kitabı okudu
Türk Tarihi
Reklam
Reklam