10/10
·223 syf.··
2026 29. kitabı
Modern ilişkilerin "mavi tik", ghosting ve love bombing gibi dijital tuzaklarında kaybolanlar için Görüldü Ama Sevilmedi derin bir farkındalık rehberi. Yazar, belirsizliğe neden bağlandığımızı sorgulatarak aynayı bize tutuyor. Birinin kararsızlığında erimek yerine kendi sınırlarınızı çizmek ve her şeyden önce "kendini seçmeyi" öğrenmek için bu kitabı mutlaka okumalısınız
Görüldü ama SevilmediMehmet Gökhan Özdemir · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 202611 okunma
Bir kahve içtiler ve…
9/10
·192 syf.·
2020 26. kitabı
- Her şey huzursuzlukla başlıyor. Kitabı bölüm bölüm incelemek istedim. Her hikayede aslında tıpkı vahdeti vücut gibi aynı ana yola ulaşan tali yollar gibi kısa mesajlar var. I. BÖLÜM 1) Aynalı Baba ile Konuşma ilk çatışma: “Kalbimle inkâr ettiğimi aklımla, aklımla inkâr ettiğimi kalbimle kabul ediyordum.” “Yalnızca ben “var”ım. Çünkü “hiç”im ve “yok”um. Varlığım mutlaktır. Yokluk, bağımlı olan için vardır. Mutlak “varlık”tır, “var”dır.” ↳ Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) “Ben” insan egosu değil, ilahi varlığın bir yansımasıdır. Tasavvufta insan kendi başına bir varlığa sahip değildir. Bir aynanın içindeki görüntü gibidir. Ayna çekilirse görüntü yok olur. Kişi kendi benliğini yok saydığında geriye kalan tek gerçeklik Allah’tır. - Benliğimden vazgeçtiğim an, gerçek varlığın bir parçası olduğumu anlarım. - Eğer bir şey mutlak ise onun dışında bir varlıktan söz edilemez. Evrende her şey tek bir kaynaktan geliyor. Mutlak varlık için yokluk diye bir kavram yok. Eğer bir şey mutlaksa, onun zıttı yokluk imkânsızdır. Özet: ölmeden önce ölünüz. Benim bu küçük, sınırlı ve aciz benliğim aslında koca bir hiçtir. Ben bu hiçliği kabul ettiğimde aslında her şey olan o Mutlak Varlık ile birleşirim. Gerçekten var olan tek şey O’dur ve ben O’nun bir yansımasıyım. Kitabın ana felsefesi budur. Bu anlayışla yazılan diğer eserleri toparlamak gerekirse en bilinenleri: (1) Muhyiddin İbnü'l Arabî = Fususü'l Hikem (fikir babası - en büyük şeyh) (2) Mevlana = Mesnevi (3) Yunus Emre = Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm (4) Hallac-ı Mansur = “Enel Hak” - Ben Hakk'ım. Canını vermiştir. (5) Spinoza = Etika → Mantıkut Tayr (Kuşların Dili) → Hay Bin Yakzan → Dünyanın ilk felsefi romanı → Siddhartha 2) Yokluk Tepesi Filibe’yi biraz araştırınca– Bulgaristan / Plovdiv (Alimler yatağı) Meriç
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·168 syf.··
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 00:00
Kitabı bitirip masaya koyduğumda, odadaki sessizlik resmen göğsüme oturdu ve saatlerce yerimden kalkamadım. İçimden sadece şu çığlık yükseldi: "Biz hayatta birbirimizi ıskalayan, ruhunu bulmuşken ellerinin arasından kayıp gitmesine izin veren ne bahtsız varlıklarız." Raif Efendi’nin o içine kapanık, herkesin "silik" sandığı gövdesinin altında nasıl bir yanardağ sakladığını gördükçe, o her gün sokakta yanından geçip gittiğimiz insanların içindeki o derin uçurumları düşündüm. Maria Puder ile o soğuk Berlin sokaklarında kurdukları bağ, iki yalnız ruhun birbirine sarılması değil de neydi? Raif’in o kürk mantolu kadının resmine bakarken hissettiği o çaresiz hayranlık, benim de içimde bir yerlerde sakladığım, kimseye anlatamadığım o büyük yalnızlığı tetikledi. Bir insanı dünyadaki her şeyden, tüm o anlamsız kalabalıktan daha çok sevmek ve o sevginin içinde erimek nasıl bir teslimiyettir... Beni asıl darmadağın eden, o son sayfalardaki korkunç gecikme, o büyük yanlış anlaşılma oldu. Raif’in Maria’yı kendisini terk etti sanıp ona yıllarca içten içe kırılması, ama gerçeği öğrendiğinde her şey için çoktan geç kalmış olması... İşte o an kalbimin ortasından bir şeylerin kopup gittiğini hissettim, gözyaşlarımı tutamadım. İnsanın en büyük trajedisi ölüm değilmiş meğer; sevdiğinin ölümünü, ona kırgın geçirdiği o kayıp yılları öğrendiği o anmış. Kitabın kapağını kapattığımda, Raif Efendi’nin o siyah kaplı defteriyle birlikte kendi pişmanlıklarımı da o sobaya fırlatmış gibi hissettim. Kürk Mantolu Madonna benim için sadece bir aşk hikayesi değil; hayata karşı geç kalmışlığın, ruh ikizini bulup da koruyamamış olmanın o hiç geçmeyecek, ömürlük sızısıdır. Bu kitap kalbimi öyle bir yerden kırdı ki, her sonbahar rüzgarında içimde bir yerlerde o hüzünlü melodiyi, Raif'in Maria'ya olan o
Alıntı
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,1bin okunma
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne
6/10
·198 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 08:35
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne, Rumen filozof, deneme yazarı Emil Mihai Cioran tarafından 1973 yılında yazılmıştır. Düşünce yapısı Nihilizme yakın olan yazar insanların varoluşu hakkında çeşitli fikirler öne sürer ve ölümden korkmanın yersiz olduğunu insanların doğumdan itibaren zaten kabullenmiş olmasını savunur. Hep doğumdan önceki döneme vurgu yapar ve retorik sanatını da konuşturmak isteyen düşünür bazı cümleleriyle bizi de sorgulatıp kendi felsefi yolculuğuna dahil etmek ister. “Bilinç ete batmış bir kıymıktan çok, saplanmış bir hançerdir.” Çocukluk çağını daha mutlu bir dönem olarak adlandırır çünkü yaş ilerledikçe bir çok şeyin bilincine varır insan ve yine tüm suçu doğmuş olmaya atar. Ölümü unutan insanları hile yapmış gibi görür çünkü insan er ya da geç bu dünyadan göçeceğini bilir ve kendini de kandırmakla itham eder. Yaşadığı çelişkiler, onu herhangi bir öğretiye bağlamaktan alıkoyar. “-Sabahtan akşama kadar ne yapıyorsunuz?-Kendime katlanıyorum.” Burada bir memnuniyetsizlik söz konusu çünkü doğmuş olması ve ölü doğmuş olmak öncesine atıfta bulunuyor. Bazen büyük düşünürlere de laf atar ki onların insanların gerçeklerden uzaklaştırdığını ama orta halli düşünürlerin ün kaybı riski olmadığı için gerçekleri bilinçli bir şekilde dile getirdiğine inanır. “Genç iken ölüm canımı sıkar, ama kendime güvenirdim. İlerdeki silik kişiliğin önsezisine sahip olmasaydım, şunu biliyordum ki, ne olursa olsun Şaşkınlık beni terketmeyecek ve bu, yıllarıma, Koruyucunun çabasına yönelecekti.” Bunun gibi aforizmalarla insanların aslında konuşmaktan çekindiği şeyleri kendi iç dünyasına yayarak hep umutsuz bir hayatı ön plana çıkarır. “Uzanmalı bir yere, toprağı koklamalı ve düşünmeli, bunalımlarımızın umudu ve bitimi olan bu topraktır. Dinlenmek ve erimek için daha iyi bir şey
1000Kitap
Doğmuş Olmanın Sakıncası ÜstüneEmil Michel Cioran · Metis Yayıncılık · 20192,880 okunma
7/10
·304 syf.·
2026 5. kitabı
Asya mezun olduktan hemen sonra mecburen Sivas’a teyzesinin yanına dönmek zorundadır. Annesi ve babası o daha çocukken vefat etmiş ve teyzesi zorunlu olarak yanına almıştı. Üniversiteye gidene kadar teyzesi ona zindan hayatı yaşatır ancak üniversiteye gidince teyzesinden kurtulur. Mezuniyet sonrası biletini almış dönüş hazırlığı yaparken okulun zengin kızı Miray ona bir iş teklifi yapar. İmam nikahı kıyılırken onun yerine geçip onun gibi davranmasını ister. Sadece bir nikaha katılacak ve karşılığında ise cebinde parası ve yeni bir işi olacaktır. Teyzesinin yanına dönmekten kurtulduğunu düşünerek işi kabul eder. Yüzü kapalı olacağı için işin kolay olduğunu düşünür ama işler istediği gibi gitmez. Nikah kıyıldıktan sonra damat Mete gelinin Miray olmadığını fark eder. Asya olanları anlatıp bu işten kurtulmak istese de artık Mete ile nikahlanmıştır ve ailesi gitmesine izin vermez. Mete evleneceği gelinin kim olduğunu umursamaz onun için önemli olan evlenip aile mirasını almak ve şirketin başına geçmektir. Asyaya sahte bir evlilik yapmalarını teklif eder. Mete şirketin başına geçecek Asya ise maddi olarak rahatlayıp kendi hayatını kuracaktır. Asya kabul eder ve evlenirler. Evlilik sonrası olaylar başlar. Tek kelimeyle yoruldum. Mete’nin tutarsız davranışları, Asya’nın yargısız infazları. Her seferinde Asya’nın bütün hata kendisindeymiş gibi çekip gitmeleri ve sonra Mete kapısına geldiğinde yine hatalı oymuş gibi ona karşı eziklenmesi yordu beni. Liseli iki ergenin kavgaları gibi kavga edip ilk görüşmede yelkenleri suya indirmeleri beni benden aldı. Bu kadar olay yaşayıp o kadar laf işittikten sonra ilk görüşte her şeyin üstüne sünger çekip aşkından erimek nedir Asya? İnsan bi soğur yahu. Bu kadar şey yaşattı sana bu çocuk sana yılların boşa gitti ama hala Mete’nin bi üzgün
Aşk AcıtırAyla Koca · Ren Kitap · 201882 okunma
Puan vermedi·90 syf.·
2026 29. kitabı
Hayat kitabında hocamız şöyle diyor: Kendi adıma, son yıllarda çizgisel zamandan uzaklaşıp başı sonu olmayan zamanların sarmalını yaşadığımı sezer gibi oluyorum, ama sanki bu ben çocukken de böyleydi. Kendimi döngüsel zamanı anlatacak konumda bulmadığımdan, konuya ilgi duyanlara Reha Çamuroğlu'nun Dönüyordu adlı kitabını önermekle yetinmek istiyorum. kitabı baştan sona adamakıllı anlamak istediğimden ve bu zamanın döngüsel olması vs çokça ilgimi çektiğinden hemen okumaya başladım. ilk kısımlar biraz yordu, dili nispeten sade olsa da ben alışkın değilim, yanlış zamanda mı okudum acaba vs derken yine de kendime bir şeyler kattım. birkaç yeri buraya da yapıştırcam Tam yatmasın aklın hiçbir şeye. Neler çıkar karşına kim bilir yarın, bu karanlıktan başka bir karanlık, bu sabahtan başka bir sabah. Hayyam'ın Dörtlükler 'ini okumuştum ama Bugünün Diliyle Hayyam kitabına da bakıcam ileride. bu, kitabın son dörtlüğüydü, şu ise son cümleleri: "Tüm yıldızların ve gezegenlerin dünyanın etrafında dönmedikleri ileri sürüldüğünde ortodoks Hıristiyan'ı onca sinirlendiren, her şeyin kendi etrafında dönmüyor olabileceğinin ima edilmiş olmasıydı. Tüm öteki'ler onun yüce beni etrafında dönmek zorunda değiller miydi? Ben ve ötekinin başka bir bilgisi mümkün müydü? Dünyayı tutmak, ona tutunmak ile ona kazık kakmak arasındaki fark da burada başlayacaktır. Ne demiştik? Dönüyordu, hâlâ da öyle." Bunu görünce aklıma hemen 2024 yapımı Chi. Chikyuu No Undou Ni Tsuite animesi geldi :) bişilerden başka bişiler çıkmasına ve konuyla bağlantılı o şeylerle ilgili geçmişim olmasına bayılıyorumm "Simgeci düşünce yalnızca çocuğa, şaire veya dengesize ait olan bir alan değildir, insanın özünün bir parçasıdır; dile ve yargılara dayalı düşünceyi öncelemektedir. Simge gerçeğin diğer tüm bilgi araçlarına meydan okuyan
DönüyorduReha Çamuroğlu · Kapı Yayınları · 201046 okunma
Reklam
Reklam