19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu neredeyse her on yılda bir büyük bir savaşa giriyor (1828-29 Rus Savaşı, Kırım Savaşı vb.) ve bu savaşlar Anadolu’nun Müslüman-Türk erkek nüfusunu adeta eritiyordu. Üretim Durmuştu: Anadolu’da tarlayı ekecek köylü, devlete vergi verecek mükellef ve orduya alınacak asker kalmamıştı. Geniş tarım arazileri boş kalmıştı. Taze Kan: Çerkesler, Abhazlar, Çeçenler, Dağıstanlılar gibi savaşçı ve tarım kültürüne sahip yüz binlerce Kafkasyalı muhacir, Anadolu’nun boşalan tarım arazilerine yerleştirilerek ekonomiye can suyu yapıldı. İkinci kuşaktan itibaren bu nüfus, Osmanlı ordusunun en sadık askeri gücü haline gelecekti (Nitekim Teşkilat-ı Mahsusa’nın ve son dönem elit askeri kadroların önemli kısmı Kafkas muhacirleridir). İmparatorluğun en büyük korkusu, Balkanlar'da yaşanan toprak kayıplarının ve bağımsızlık isyanlarının Anadolu'da (Doğu Anadolu'da Ermeniler, Karadeniz'de Rumlar vasıtasıyla) tekrarlanmasıydı. Rusya bu azınlıkları kışkırtıyordu. Osmanlı Devlet Aklı, gelen Kafkas muhacirlerini rastgele değil, stratejik bir harita mühendisliğiyle yerleştirdi. Doğu Anadolu (Ermeni Bölgesi): Ermeni nüfusunun yoğun olduğu ve Rusya’nın nüfuz etmeye çalıştığı Doğu Anadolu hatlarına (Kars, Erzurum, Sivas, Muş, Van çevrelerine) yoğun şekilde Çerkes ve Kafkas toplulukları yerleştirildi. Amaç, Ermeni nüfus üstünlüğünü kırmak ve Rusya ile Ermeni tebaası arasına sadık, Ruslardan nefret eden Müslüman bir tampon duvar örmekti. Karadeniz (Rum Bölgesi): Karadeniz kıyılarına ve Samsun, Tokat, Amasya hattına yerleştirilen muhacirlerle, bölgedeki kadim Rum nüfusunun demografik ağırlığı dengelenmeye çalışıldı. Balkanlar ve Şam Hattı: Benzer şekilde, Hristiyan isyanlarını baskılamak için Balkanlar’a (Bulgaristan, Kosova) ve yerel bedevi/Dürzi isyanlarını
Tarih
Eğer Ermeniler 1915 trajedisinden sonra bu coğrafyanın fiziki ve siyasi sınırları içinde sıkışıp kalsalardı, bugün ne dünyada seslerini duyurabilecekleri bir kamuoyu desteğine ne de o muazzam maddi güce ulaşabilirlerdi. Yaşadıkları büyük yıkım, paradoksal bir şekilde onları Batı’nın merkezlerine (ABD, Fransa, Lübnan) fırlattı ve orada küresel kapitalizmin, medyanın ve siyasetin kurallarını öğrenerek hayatta kaldılar. Ermeniler sadece göç etmediler; kararların alındığı güç merkezlerine yerleştiler. Bugün Kaliforniya (Glendale/Fresno), Boston ve Paris, Ermeni lobiciliğinin kalbidir. Ortadoğu'nun baskıcı rejimlerinde mülk edinme ve siyaset yapma şansınız yokken, ABD ve Fransa’da hukukun koruması altında devasa holdingler, medya organları ve vakıflar kurdular. ANCA (Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi) gibi yapılar aracılığıyla, Amerikan seçimlerinde senatörleri ve başkan adaylarını doğrudan finanse edecek bir "seçmen ve sermaye gücü" haline geldiler. Ermeniler Batı’ya gittiklerinde sıfırdan bir örgütsel yapı kurmak zorunda kalmadılar. Ermeni Apostolik Kilisesi, gittikleri her ülkede anında bir "konsolosluk" gibi çalışmaya başladı. Kilise sadece dini bir mekan değil; okulların, gazetelerin, ticaret ağlarının ve siyasi partilerin (Taşnak/Hınçak) etrafında toplandığı kurumsal bir çimento oldu. Ortadoğu’da kalsalardı tarım, zanaat veya yerel ticaretle sınırlı kalacak bir nüfus; Batı'da akademisyenler, hukukçular, küresel iş insanları (Kirk Kerkorian gibi milyarderler), sanatçılar (Charles Aznavour, Cher) ve medya patronları yetiştirdi. Seslerini duyuran şey sadece "mağduriyetleri" değildi; o mağduriyeti Batı'nın elit diline tercüme edecek entelektüel ve finansal kapasiteydi. Batı'da liderleri ve partileri finanse etmek tek başına yeterli değildir; o liderlerin temsil ettiği
Sosyoloji
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ulusların tarih sahnesinde kalıcı yapılar (devletler, özerk kurumlar veya güçlü lobiler) inşa edebilmesi, sadece nüfus çokluğuna değil; o nüfusu aynı ülkü etrafında eritecek "büyük bir ortak anlatıya" ve kurumsal bir çimentoya bağlıdır. Tarihte topraksız veya devletsiz kalmış toplulukları bir arada tutan şey her zaman aşkın (transandantal) bir kurum veya ideoloji olmuştur: Ermeniler ve Yahudiler: Ermenileri asimilasyondan koruyan ve birleştiren şey, devletleri yokken bile bir "proto-devlet" gibi çalışan Ermeni Apostolik Kilisesiydi. Keza Yahudileri bin yıllık diasporada koruyan dini getto disiplini ve ardından gelen Siyonizm ideolojisiydi. İranlılar: Şah İsmail (Safeviler) döneminde Şiilik, Fars kimliğiyle öyle bir harmanlandı ki, parçalanmış aşiretlerden homojen bir imparatorluk anlatısı çıktı. Kürt Çıkmazı: Kürtler hiçbir zaman tek bir inanç veya ideolojik çatı altında birleşemedi. Büyük çoğunluğu Sünni (Şafi) olmakla birlikte; Alevi Kürtler, Ezidiler ve Yarsaniler gibi inançsal fay hatları var. Sünni Kürtlerin dini aidiyeti de onları ulusal bir kimlikten ziyade, çoğunlukla egemen İslam devletlerinin (Osmanlı vb.) tebaası olmaya itti. Yani din, Kürtlerde birleştirici değil, aksine uluslaşmayı geciktirici bir rol oynadı. Kürt coğrafyasının (Zagros ve Bohtan dağları vb.) sarp ve izole yapısı, tarih boyunca merkezi bir otoritenin kurulmasını engelledi. Bu izolasyon, ortak bir edebi/resmi dilin gelişmesini de ket vurdu. Bugün Kurmancî, Soranî ve Zazakî konuşan gruplar arasında dilsel bir bariyer var. Dağlar, aşiret kültürünü besledi. Bir Kürt, kendini önce ulusunun bir parçası olarak değil; Barzani, Talabani, Berzenci, Bucak, Jirki, İzol, Bekran veya bir başka aşiretin üyesi olarak kodladı. Bu yerel sadakat, uluslararası statükonun Kürtleri birbirine karşı
Sosyoloji
Ermeni zulmü
Türk ve Kürtlerden acaba ne kadarı Ermeniler tarafından en barbarca cinayetlerle öldürülmüş olduklarını ve ne kadarının hicret esnasında telef olduğunu bilen var mı? İşte biz haber verelim ki, bu yüzden ölen Türk ve Kürt'ün miktarı muhakkak bir buçuk milyonu geçer. Ermeni katliamından Türkler mesul oluyor da Türk ve Kürt katliamından ve umumi sefaletinden Ermeniler niçin mesul olmuyorlar? Selahattin Turgay Daloğlu
Kitap Alıntısı
Ermeni zulmü
O zulümleri insanlık bilmeli ve bilhassa Ermeniler hic değilse ecdatlarının yaptıklarından yüzleri kızarmalı idi... Selahattin Turgay Daloğlu
Kitap Alıntısı
O pos bıyıkların bu ülkeye kazandırdıkları (!) ilk kelime ''faşist''. Ama faşistliğin ağababalığını kendileri yapıyorlar ya, işin o tarafına hiiiç dokunmayın.! * Bu evlâtlar da a*sıldı örneğin. Niçin.? Milliyetçilerdi. Niçin.? ''Bir onlardan bir bunlardan'' zihniyetine kur*ban tayin edilmişlerdi.! * Var mı pos bıyığınızdan dökebildiğiniz tek bir cümle.? Yok.! Ülke Mao Zedung 'cu olabilir, ülke Vladimir İlyiç Lenin 'ci olabilir, ülke Karl Marx'çı Friedrich Engels 'çi olabilir ve hattâ şimdilerde #Öcalancı ülke olabilir. Amma velâkin Mustafa Kemal Atatürk'çü olamaz.! Bu ülkenin Kurucu Önderi dışında her şeyci oldunuz.! * Siz misiniz hak dağıtacak.? Siz misiniz barışı tesis edecek.? * Josef Stalin ülkenizden toprak isteyebilir, boğazların anahtarını isteyebilir ama o sizin idolünüzdür.! #GaroPaylan gibiler ''sınırları açın,'' diye giriş yapıyor. Bugün #Kürtler, yarın #Ermeniler.. Sonra Süryaniler, Lazlar .... Sizi rahatsız eden bir durum var mı pos bıyıklar.? Olur mu.? Zaten olması gereken bu, değil mi.! * Beş para etmezsiniz.! Beş para.! Sizden bıyık çıkarılsa geriye ne kalır söylemeyeyim.. Burası kaldıramaz.! * 16 İmparatorluk-devlet kuran Türk Milleti, size ağır geliyor.! Hazımsızsınız.! O zaman ister Rusya'ya, ister Çin'e, İster Irak'a.. Haydi, yol orada.. !!! Gidin ki, nasıl ''ötekileştirileceğinizi'' gözlerinizle görün.! Ayaklarınız kıçınıza vura vura Türkiye'ye gelmek isteyeceksiniz.! Gecikmeyin, belli bir noktadan sonra sınırlar kapanacaktır.! 😘 * #selçukduracık #halilesendağ
Siyaset