Değil mi ki, saatlerin sesini alamıyorum... Değil mi ki, içimdeki pandülü duyamıyorum...Ne derlerse desinler, ben artık durmuş bir saatim.
Hem kim bilir, belki de en doğru saati asıl şimdi gösteriyorum.
Kodesteyiz, evet, hiç kuşku yok, kodesteyiz. Her şeyi bilmek istediğim için hiçbir şey bilmiyorum...Hakkında hiçbir şey söylenemeyecek şeylere hiçbir anlama gelmeyen bir takım adlar veriyoruz, haklarında hiçbir şey söylenemeyecek hiçlere.
Odamı sınırlayan dört duvar arasında, varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: Öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor.
Bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak istiyorum, suyunu, hayır, şarabını damla damla, gölgemin kurumuş boğazına akıtmak istiyorum, kutsal su gibi.