Ben, genellikle kendi derinliklerimde bile henüz tasarlanmamış eylemlerin, dudaklarımı
uzatırken aklıma bile getirmediğim sözcüklerin, tamamına erdirmeyi umursamadığım
hayallerin kuyusuyum.
Şimdi, yaşım henüz gençken, Güney Adaları’nı hayal edebilirim; ya da ulaşılmaz
Hindistan’ları yarın; aynı Tanrılar öylesine bir tütüncü dükkânı almayı ya da civardaki kutu
gibi bir evde emeklililğin tadını çıkarmayı hayal ettirebilir bana. Tek tek bütün hayallerimiz
hep aynı hayaldir, çünkü hepsi sadece hayaldir. Tanrılar hayallerimi değiştirsin; ama hayal kurma yeteneğime el sürmesin.
Anlamak için, kendimi yok ettim. Anlamak, sevmeyi unutmaktır. Leonardo da Vinci,
insan bir şeye ancak anladıktan sonra nefret ya da sevgi duyabilir, demiş. Bundan daha
yanlış, aynı zamanda da daha manalı bir söz bilmiyorum..
Okuyarak, düşlere dalarak, yazmayı düşünerek, düşüncelerin kaprisli rüzgârına göre akan,
tutkulardan arınmış, kültürlü bir hayat sürsem, sıkıntının kıyılarında dolaşacak kadar yavaş,
sıkıntıya hiç düşmeyecek kadar iyi kurulmuş bir hayat...
Ne var ki her şey kusurludur ve en
güzel günbatımının daha güzeli, bize uykuyu getiren hafif yelin daha huzurlusu hep vardır.
Dolayısıyla, dağları ve heykelleri aynı dinginlikle seyredeceğiz; geçen günlerin ve kitapların tadını çıkaracak, en önemlisi de her şeyi düşleyerek, hepsini en mahrem özümüzün bir parçası haline getirmeye çalışacağız