Rahatsızlık Hissi
1/10
·166 syf.·
2026 19. kitabı
Spoiler ile başlıyorum: Kitabı hiç ama hiç sevmedim. Okuduğum iki gün boyunca beni fazlasıyla huzursuz etti; karakteri ve psikolojisini anlamaya çalışmaktan yoruldum. Fikir ilk duyduğumda ilginç gelmişti; ancak okuyup bitirince, saman alevi gibi olduğunu fark ettim: İlk kıvılcımı görüyorsun, yanıyor; ama hemen ardından sönmekle kalmayıp kötü bir is kokusu da bırakıyor. Yazar fikri bulunca muhtemelen çok heyecanlanmış; fakat bu fikir en fazla kısa bir öyküye yakışırken, 160 sayfalık bir romana dönüştürmeye çalışmak bence manasız olmuş. Edebiyatın amacı bazen huzursuz etmek, rahatsız etmek ve insanı sorularla baş başa bırakmak olabilir; ama sevdiğim edebî romanların hiçbirinde “rahatsız olup bir an önce kurtulmak” istemedim. Bu kitap ise benim için, bir an önce elden çıkarmak istediğim bir yük gibiydi: 160 sayfalık koca bir yük. Bu fikirden bir öykü yazılsaydı, eminim çok daha vurucu ve akılda kalıcı bir metin çıkardı; roman formunda ise yetersiz ve zayıf kalmış. Anlamlandıramadığım noktalar Kitap boyunca bazı şeyleri net olarak hiç anlayamadım: - Carlo’nun amacı neydi? Bir türlü oturtamadım. Bana “kötü bir arkadaş” gibi geldi; sanki hayata “her şey olacağına varsın” mantığıyla bakıyor. - Cleila tam olarak ne yapmaya çalışıyordu? Neden oğlunu Alberto’ya bu kadar yerdi? Neden gelinini ve adamı bu kadar övdü? Hiç anlamadım. - Carlo ile Alberto arasında bir şeyler olduğunu ima etti; Carlonun, Alberto’ya iyi gelmediğinden ve ilişkilerinden hoşlanmadığından bahsetti ama tam olarak ne demek istediğini çıkaramadım. Bu değerlendirmemi okuyan kıymetli okuyucu: Bu sorularımla ilgili bir fikrin varsa ve bana yazarsan çok sevinirim. Finalle ilgili soru işaretlerim Kitabın sonunda adam eve geldiğinde, kızı “Annem evde değil.” derken doğruyu mu söylüyordu? Adamın karısı da mı
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026179 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:22
Ahmet Şerif İzgören, samimiyetine ve anlatım diline her zaman çok saygı duyduğum, Türkiye'de kişisel gelişim ve yönetim süreçlerini yerelleştirerek en iyi aktaran yazarların başında geliyor. Onun o kendine has, anekdotlarla süslü ve bizden olan tarzını okumayı her zaman seviyorum. ​Kapakta da altı çizilen emek, bilgi, iş kalitesi, girişimcilik, planlama, ekip, etik, eylem ve tutku gibi 9 temel kavram üzerinden şekillenen "At Şu Adımı" da aslında kendi kulvarında oldukça başarılı, içi dolu ve özellikle iş hayatının başında olanlar ya da bir şeyleri harekete geçirmek isteyenler için kılavuz niteliğinde iyi bir kitap. ​Ancak dürüst olmak gerekirse, bu kitap kişisel olarak benim beklentimi tam anlamıyla karşılamadı ve çok fazla içine çekemedi. Belki de yazarın diğer işlerini veya benzer konuları daha önce çok fazla tükettiğimden, bendeki etkisi biraz "bilinen doğruların tekrarı" hissi yarattı. Kötü mü? Kesinlikle hayır. Sadece benim okuma yolculuğumda o aradığım vurucu, farklı kıvılcımı bu kez yakalayamadım.
At Şu AdımıAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20241,732 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan Hakkında
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan Dikkat, spoiler içerir! Savaşın ne kadar dehşet verici olduğunu ve herkese, özellikle de çocuklara, neler yaptığını çok sade, net ve çocukların kendi ağzından dinlediğimiz bir kitap. Bir çırpıda okunup bitiriliyor; tarzı oldukça farklı ve etkileyici. Başta ikizlerin hemşireyi öldürüp öldürmediğini anlayamadım, nedenini de kavrayamadım. Annelerinin ölümüne tepkisiz kalmaları ve babalarını ölüme göndermeleri çok tuhaf geldi. Açıkçası iki çocuk olmadığını düşünmeye başlamıştım ve sonunda haklı çıktım. Tahmin etmesi zordu aslında; baştan okuyacak olsam birçok ayrıntıyı yeniden keşfedeceğimi hissediyorum. Yazar kalemini hiç sakınmamış. Çocukların içinde kaldıkları dehşet verici kötülükler, onların masum diliyle anlatılmış. Bu iğrençliğin gerçekliği ise insanı derin bir üzüntüye sürüklüyor. Çocukların tavırlarındaki aşırılık, savaşın vahşileştirdiği ruhlarında duyguya dair pek bir şey bırakmadığını gösteriyordu. Buna rağmen birçok yerde etik davranmaları da ayrı bir değer taşıyor. Zaten yaşananların büyük kısmının Lucas’ın kurgusu olduğunu öğrenince biraz olsun rahatlıyoruz. Ancak hikâyenin yazarın kendi yaşamından izler taşıması, anlatılanların büyük bölümünün gerçek olabileceği hissini güçlendiriyor. Kitapçının hikâyesi, kütüphanecinin hikâyesi, Yasmine’nin hikâyesi ve Mathias’ın hikâyesi… Belki de hepsi Lucas’ın bir parçasıydı. İşin en kötü yanı ise Lucas’ın geçirdiği kazayı trajik yönleriyle hatırlamıyor olmasıydı. Annesi ve babası ona gelmeyince onlara karşı kin beslemiş, yalnızca kardeşini beklemişti. Kader onları yeniden buluşturduğunda ise her şey için çok geçti. Üstelik tüm gerçekleri öğrenemeden göçüp gittiler. Klaus da en az Lucas kadar zor bir hayat yaşamıştı; annesinin onu bekleyişini ve babasının ölümünü
1000Kitap
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
Su Adamı
8/10
·240 syf.··
2026 96. kitabı
Modern bir Küçük Deniz Kızı masalının bilim kurguyla pişirilmiş hali, orijinal Küçük Deniz Kızı'nın 1830lu yıllarda yazıldığı ve bu kitabın da 1927de yazıldığı düşünülürse... Tam 99 yıl önce, klasik 19-20. yüzyıl Sovyet yazarlarının sistem eleştirisini bilim kurgu adı altında vermekten korkmamış bir yazar olarak Belyaev'i takdir ediyorum. Dönemin gerektirdiği pek çok eleştirel unsura Belyaev de değinmiş elbette ancak Salvator'un savunması... Çok çarpıcıydı, unutamayacağım bir bölüm oldu. Yer yer olaylar arasındaki bağlantıyı kurmakta problem yaşadım, o öyleyken bu da böyle oldu diye bir anda çok seri ve sert geçişler olsa da anlam bütünlüğü hiç kaybolmadı. Salvator'un "Kurtarıcı" gibi bir anlamı oluşu düşünce tarzı ve işlerine ruhani bir katman da kazandırmıştı sanki. İhtiandr'ın bir günü ise sanki bir yaratılış destanı, yaratılan ilk varlığın dünyayla etkileşimini okuduğum bölümden de keyif aldım. Piskopos ve Başsavcı'nın kısa görüşmeleri dinin nasıl bir kontrol silahı olabileceğini ve doğru kullanılırsa rahatça beyinleri yıkayabildiğini çok özlü şekilde ortaya koydu bence. Hikayenin nedensellik konusunda biraz eksikleri vardı, karakterlere fazla bağlanacak kadar zaman geçiremedik, böyle eserlerde karakterlerden çok dönemin eleştirisi, bilim kurgu unsurunun ve etik vicdani çatışmaların değerlendirilmesi beklense de okurdan ben yine de karakterlere gereken derinliği vermenin diğer unsurları gölgelemeyeceği kanaatindeyim. Keyifliydi, masal gibi, mutlu sonlardan nasibini alamamış bir masal. Zaten sıkı okuyucular artık sonsuza dek mutlu yaşadılar zırvalarından çok daha realist sonlara alışkındır bu yüzden okunmalı.
1000Kitap
Su AdamıAleksandr Belyaev · İthaki Yayınları · 20174,491 okunma
10/10
·68 syf.··
Beğendi
·
2026 241. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 18:06
Kierkegaard felsefesinde, bir insanın birey olarak seçebileceği üç temel konum vardır. Bu konumlar, gerçeklikle ve kendi aralarında birbiriyle farklı tarzlarda ilişkilidir. Ve bu ilişki, farklı eylemlerin (ki Kierkegaard bunlara "bevcegelse" yani "hareket" diyor) ne zaman meşru sayılabileceğini - veya sayılamayacağını - veyahut bireyin, yükümlülüklerini nasıl konuşlandıracağını belirler. Kişi bu konumlar sayesinde tam anlamıyla var olabilir. Bunların ilki, bireyin, tüm yaşamını duyguları­ nın yönettiğini var sayan estetik konumdur. İkincisi olan etik konum, tüm yaşamın, başkalarıyla karşı­ laştırmalı olarak kavranabileceğini, ve tümel (evrensel) ahlakın kamusal alanda dışa vurduğunu varsayar. Üçüncüsü olan dinsellik konumu ise, insanın tüm yaşamını Tanrıya karşı olan sorumluluğunun yönettiğini farzeder. Kierkegaard dinselliği iki aşamada irdeler. İlki hazırlık ikincisi gerçek dinselliktir. Ancak, Kierkegaard, herkesi birey olarak hükmen özgür sayar, ve dolayısıyla her bireyin bu üç yoldan hangisini seçeceğine kendi başına karar vermekte serbest oldu­ ğunu vurgular.
Hayata Dair
AforizmalarSoren Kierkegaard · Pinhan Yayıncılık · 2020500 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:36
Bazen bir romanı elinizden bırakamazsınız; bazen de bitirdikten sonra uzun süre zihninizden çıkaramazsınız. Kül ve Tohum, benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Roman, terk edilmiş arazilere gizlice üretim yapan çevreci bir topluluğun hikâyesiyle başlıyor. Büyük bir heyelanın ardından ortaya çıkan yeni bir fırsat, grubun tüm dengelerini değiştiriyor. Bu noktadan sonra olaylar sadece bir arazi meselesi olmaktan çıkıyor; güven, güç, çıkar ilişkileri ve insan doğası üzerine kurulu etkileyici bir gerilime dönüşüyor. Kitabın en beğendiğim yönü karakterleriydi. Hiçbiri tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Her biri kendi doğrularına inanıyor ve attığı adımları buna göre şekillendiriyor. Bu da okurken sürekli taraf değiştirmeme ve olaylara farklı açılardan bakmama neden oldu. İlk sayfalarda temposu biraz ağır ilerlediği için sabır isteyen bir roman olduğunu söyleyebilirim. Ancak hikâye derinleştikçe merak duygusu giderek artıyor ve özellikle son bölümlerde kitap kendini kolayca okutuyor. Finali ise uzun süre düşündüren türden. Çevre aktivizmi, kapitalizm, etik değerler ve insanın hırsı gibi konuları yalnızca yüzeysel şekilde işlemiyor; bunları karakterlerin seçimleri üzerinden sorgulatıyor. Bu yönüyle klasik bir gerilim romanından çok daha fazlasını sunuyor. Herkesin seveceği bir kitap olduğunu söyleyemem. Özellikle aksiyonu ilk sayfadan bekleyen okurlar için yavaş kalabilir. Ama karakter odaklı, düşündüren ve katmanlı romanlardan hoşlanıyorsanız Kül ve Tohum kesinlikle şans vermeye değer. Puanım: 4,5/5.
Kül ve TohumEleanor Catton · Domingo Yayınevi · 20268 okunma