7/10
·256 syf.··
2026 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:50
Bazı kitaplar sizi diliyle etkiler, bazıları ise anlattıklarıyla. Çöl Çiçeği benim için ikinci gruptaydı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey cümlelerin güzelliği değil, Waris Dirie’nin yaşam mücadelesi oldu. Henüz küçücük bir çocukken hayatın en acı yüzüyle tanışan Waris’in, yokluk, baskı ve geleneklerin arasında verdiği yaşam savaşı gerçekten insanın içini parçalıyor. Fakat beni en çok etkileyen şey yalnızca yaşadığı acılar değildi; bütün bunlara rağmen pes etmemesi, kendi hayatını değiştirmek için verdiği mücadele ve sesini sadece kendisi için değil, aynı acıları yaşayan milyonlarca kadın için kullanmasıydı. Okurken birçok kez durup düşündüm. Bir insanın böylesine zor şartlardan çıkıp dünya çapında tanınan bir isim hâline gelmesi, ardından yaşadığı travmaları saklamak yerine bunları cesurca anlatıp farkındalık yaratmayı seçmesi gerçekten hayranlık uyandırıcı. Kitap boyunca anlatılanlar zaman zaman boğazımı düğümledi. Özellikle kadın sünneti gibi insan haklarına aykırı bir uygulamanın hâlâ dünyanın bazı yerlerinde devam ediyor olması hem derinden üzdü hem de öfkelendirdi. Waris’in yaşadıkları yalnızca bireysel bir hikâye değil; sesi çıkmayan milyonlarca kadının ortak hikâyesi gibi hissettirdi. Fakat kitabın beni en çok etkileyen yönü ile en çok zorlayan yönü birbirinden tamamen farklıydı. Hikâye son derece güçlü ve sarsıcı olsa da anlatım dili aynı etkiyi yaratamadı. Waris Dirie’nin aslında bir yazar değil, bir model olması bunu hissettiriyor. Kitabı okurken çoğu zaman bir roman değil de uzun bir röportaj ya da belgesel izliyormuş hissine kapıldım. Olaylar doğrudan aktarılıyor; edebi betimlemeler, güçlü tasvirler veya duyguların derinlemesine işlendiği bölümler çok fazla yok. Bu durum kitabı okumamı zorlaştırmadı ama açıkçası yer yer sıkıldım. Çünkü anlatılan
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,7bin okunma
7/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
Tekrardan merhaba sevgili okurlar.Aşk projesi hakkında konuşmaya geldim :) yine bir Lauren Asher kitabı yine ben :) Öncelikle konusundan bahsedeyim.Julian ve Dahlia çocukluktan beri arkadaşlar.Dahlia,Julian'a ona aşkını itiraf edip onu öper ancak Julian,babasını kaybeder bu yüzden onu reddeder.Araları açılır bu sırada Julian yas tutar.Ancak Dahlia,Julian'nın oda arkadaşı Scott ile beraber olur.Yıllar sonra buluşmaları aralarındaki kıvılcımı etkiler.Şimdi öncelikle bence Dahlia'nın yaptığı biraz manasız geldi bana.Tamam anlıyorum hayal kırıklığına uğradın ama çocuğun oda arkadaşı ile sevgili olmak?Bana pek doğru gelmedi.Julian kendinden uzaklaştırmış onu da anlıyorum ama ben olsam başka biriyle beraber olamazdım.Duygularımı hemen kolayca atlatamazdım.Bilmiyorum belki ben yanlış düşünüyorum ama hemen duygularımı atlatıp başka birisiyle sevgili olmak?Bana doğru gelmedi.Yıllar sonra ne kadar kötü olduğunu ve hem Scott'ı hemde ailesinin ne kadar zorba olduğunu anladığını söylüyor ama bazı şeyler daha ilk başta belli olur bence.Yıllar sonra buluşuyorlar aşkları kendilerini belli ediyor ama o zaman bile hayır,olamaz,biz birlikte olmamalıyız kafasından çıkamadılar ve bu beni biraz gıcık etti. :) İki tarafta çok inatçı.Biri diyor ki ben duyguları katmadan beraber olmak istiyorum diğeri kabul ediyor sonra bir iki gün geçiyor fikirleri değişiyor.Yani en başından belli olan birşey yine dönüp dolaşıp aynı fikre geliyorlar. :) Biraz daha erken bazı şeyleri kabul etselerdi ya da mesela Dahlia hiç nişan falan yapmasaydı.Ama olan olmuş ve ikiside çocukluk yapmış diyerek olayları atladık.Yetişkin olarak da biraz çocuk gibi olsalar da onları okumak keyifliydi bence.Romantik ve komedi unsurları vardı.Soft romance katogorisinde güzeldi.Benim puanım 7/10.İyi okumalar dilerim.
Aşk ProjesiLauren Asher · Olimpos Yayınları · 2025362 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ülker Abla
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:41
Ülker Abla – Seray Şahiner Bazı kitaplar olaylarıyla değil, anlattığı hayatlarla etkiler. Ülker Abla da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Ülker’in çocukluğundan başlayıp hastane köşelerinde geçen yıllarına kadar uzanan hikâyesi insanın içini burkuyor. Yoksulluk, yalnızlık, sevgisizlik ve çaresizlik içinde geçen bir ömür… Okurken sık sık “Bir insan bu kadar yükü nasıl taşır?” diye düşündüm. Kitapta en çok etkilendiğim şey, Ülker’in yaşadıklarının aslında hiç de uzak bir hikâye olmamasıydı. Hastanelerde, bakım evlerinde, unutulmuş odalarda böyle hayatlar gerçekten var. Çoğu zaman görmediğimiz, görsek bile hikâyesini bilmediğimiz insanların yaşamlarına tanıklık ediyoruz. Yalnız final konusunda biraz farklı hissettim. Ülker’in eşine dönmesini elbette istemezdim ama hayatının geri kalanını sonsuza kadar hastanede geçirmesi içimde buruk bir his bıraktı. En azından askerdeki oğlundan bir haber almasını, onunla bir kez olsun görüşebilmesini isterdim. Bu eksiklik kitabı benim için daha da hüzünlü kıldı. Seray Şahiner, yine toplumun kıyısında kalmış bir karakteri büyük bir gerçeklikle anlatmış. Ülker’e üzülüyorsunuz, öfkeleniyorsunuz, bazen çaresiz hissediyorsunuz ama en çok da onu unutamıyorsunuz. “Bazı insanların hikâyesi mutlu sonla bitmez; yine de anlatılmayı hak eder.” Ülker Abla, bittiğinde içinizde uzun süre kalacak, sessiz ama etkili bir roman.
Ülker AblaSeray Şahiner · Everest Yayınları · 20213,429 okunma
Eh işte
6/10
·156 syf.··
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 08:37
Merhaba bugün sizlere Beyaz Kale anlatacağım. Türklere esir düşen İtalyan bir eleman, asıl mesleği astronom olmasına rağmen işte normal köle gibi olmamak için sağlıkçı olduğuna dair kolpa atıyor. Bakıyorlar 3 5 kişiyi iyileştiriyor bu, paşanın huzuruna çıkıyor. Astronom olduğundan falan bahsediyor, paşa da bundan bi havai fişek gösterisi hazırlamasını istiyor. Bu gösteri için Hoca diye biri var onla çalışcaksınız diyor. Bizimki bi bakıyor Hoca kendisi. Kendisi değil de manyak bi benzerlik var neyse bunlar çalışıyor ediyor gösteriyi hazırlıyorlar. Sonra paşa bunu Hoca'ya köle diye veriyor. Hocanın fikir dünyasına büyük etkiler yapıyor bizimki. Birbirlerinin hayatlarını detaylıca öğreniyorlar önce. Bizimki Hoca'nın farklı perspektifden düşünmesini sağlıyor bazı şeyleri. Tabi Hoca'dan da çok şey öğreniyor bunu da söylemek lazım. Padişahla, paşayla vs. görüşen Hoca, aslında onlara bizim elemandan öğrendiklerini satıyor. Böyle bir hayat başlıyor ama bizimki köle en nihayetinde. Hoca biraz da çektiriyor buna o yüzden. Veba salgını başlıyor bir ara. Hocanın vücudunda çıkan bir çıbandan ötürü ölüm korkusu baş gösteriyor. Daha sonra bizimki vasıtasıyla Hoca benliğini sorgulamaya başlıyor. Kendine sürekli "Kimim ben?" sorusunu soruyor artık kafayı yiyecek raddeye gelmiştir. Hocayla bizimki artık resmen aynı kişi gibidirler. Padişah günün birinde Hoca'dan bir silah hazırlamasını istiyor, yıllar süren bu hazırlık sürecinde Padişah ile Hoca değil bizimki görüşmeye başlıyor. Padişah da boş adam değil anlıyor bir şeyler olduğunu. Ben m hoca diye konuştuğum adam senmişsin falan diyor. Neyse silahın hazırlıkları bitiyor savaşa gidiliyor ama durumlar kötü. Askerlerde huzursuzluk başlıyor. Hoca bakıyor ki durumlar ciddi, sen ben oldun ben de sen oldum diyerek kaçıyor gidiyor. Bizim
Edebiyat
Beyaz KaleOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202311,3bin okunma
Puan vermedi·952 syf.··
2026 31. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:18
Bazı romanlar öyle bir cümle ile başlar ve öyle bir cümle ile biter ki;bende ‘’Anna Karenina’’romanın cümlesi ile başlayıp ‘’ Middlemarch’’son cümlesi ile bitireyim "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Herkes birbiri ile mutlaka bir yerde bir iletişimi vardır metaforu ile başlayan uzunca bir roman.. Kasabadaki her birey, farkında olsun ya da olmasın, birbirinin hayatına dokunur. Birinin mali çöküşü, diğerinin evliliğini; birinin dedikodusu, ötekinin kariyerini etkiler. Eliot, toplumu biyolojik bir organizma gibi ele alır. Middlemarch, büyük kahramanlıkların veya tarihi zaferlerin romanı değildir. Aksine, "isimsiz ve sıradan hayatların" dünyaya yaptığı katkıyı yüceleştirir. Romanın o meşhur, sarsıcı final cümlesi eserin tüm özünü özetler: "Dünyanın iyiliği, kısmen tarihe geçmemiş eylemlere bağlıdır; eğer işler sizin ve benim için olduğu kadar kötü gitmiyorsa, bu yarıda kalmış sadık hayatlar yaşayan ve kimsenin ziyaret etmediği mezarlarda dinlenen insanlar sayesindedir." George Eliot, hayatta büyük ideallerimizin çoğunun toplumsal gerçeklerin duvarına çarpıp kırılacağını, ancak yine de şefkat, empati ve küçük de olsa doğru eylemlerle yaşamanın hayatı anlamlı kıldığını söyler. Döneminin ötesinde bir psikolojik derinliğe sahip olan bu eser, bugün bile insan ilişkilerini anlamak için en iyi rehberlerden biri olabilir...
MiddlemarchGeorge Eliot · Yapı Kredi Yayınları · 2025533 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 132. kitabı
Öykü ve denemelerden oluşan kitap ikinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın toplumsal ve kültürel değerlerine ilişkin aslında bir eleştiri aynı zamanda. Eser, savaş sonrası Japon toplumunun değişen yüzü üzerinden, bireyin gerçek kimliğine ulaşabilmek için alışılmış değerleri sorgulaması, zayıflıklarıyla yüzleşmesi ve yaşamını daha sahici temeller üzerine kurması gerektiğini anlatıyor. Savaş ve Bir Kadın öyküsünü okurken özellikle çok şey düşündüm. Bir adam ve eski bir hayat kadınının savaş sırasındaki yakınlaşması üzerinden, zihinlerinin içinde olmak güzel bir deneyim oldu. Aslında yaşadıkları an onlar için sadece yıkılmış bir ülke ve geçici bir zaman dilimi iken, kalplerinden neler geçti kim bilir… dışarıdan bakılırsa iki farklı insan ama belki de en zor durumlarda insanı birbirine bağlayan korkularıdır. Denemeler kısmında ise eleştirdiği konular ilgimi çekti. Özellikle Kırmızı Başlıklı Kız masalı için yazdıkları düşündürüyor. Dinlediğimiz hikayeler ya da masallar bizde ne tür etkiler bırakıyor aslında biz fark etmesek de bilinmez ama yazarın düşünceleri üzerinden farklı bir bakış açısı oluşuyor isteriz istemez üzerinizde. Kitabı okurken aslında savaş sonrası bir toplumun değerleri ve ahlaki bakış açısı üzerine olan etkilerini de görmek mümkün. Aynı zamanda yazarın Japon kültürüne olan düşüncelerini okumak da güzeldi. “Beni azarlayacak bir annem olmadığı gibi bana kızacak bir eşim de olmamasına karşın evime döndüğümde, kimseye hesap vermemin gerekmediği bu hayatta bile, kesinlikle özgür hissetmiyorum. Edebiyatın da tam olarak buradan doğduğunu düşünüyorum.”
Çöküş ÜzerineAngo Sakaguçi · Ayabakan Yayınları · 20264 okunma