Seni yalnızlığından tanıdım Kirpikleri kırık çocuk Çiğneyip durduğun dudaklarından. Gözlerin küllenmiş yangın yeriydi Bir eylül göğünün bulut kümeleri Donuk bakışlarında Hüznün nasıl da benziyordu Benim ilk gençliğime.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Alıntı
- "Yenildik." - "Efendim?" Nesrin örgüsünü dizlerine indirmişti. Soru açık elâ gözlerinde, ona bakıyordu. "Hoca" sarışın aydınlıklarının bütün gürlüğü ile pencereyi dolduran tarlaları gösterdi: "Ne güzel." Bu sözü Nesrin'e geçen iki yılın eylüllerinde de, nisan veya şubatlarında da, böyle sarışın ikindilerde veya ovanın kül rengi bir duman ardında ve karların lâpa lâpa yağışı ile sonsuzlaştığı sabahlarda da söylemiş, belki yüzlerce defa söylemişti. Ama çok eskidendi; çünkü o zamanlar, bu sözün her söylenişinde görünüş yenileşir, an yenileşir, Doğanbeyli bucağı yenileşir, hayat, duygular yenileşirdi. Onlar çok eskidendi, bir ömür öncesinindi ve Nesrin, şimdi, bu söz ile, şu dar, şu değişmez görünüşe zincirlenişini düşünebilir, sinirlenebilirdi: Büyü bozulmuştu bir kere. "Hoca" böyle sanıyordu. Otuz yedinci yaşın metelik etmeyen üzgünlüğünü silkip atmak için deli bir hırs duyuyor, fakat hangi çareye baş vurursa vursun bayağılaşacağından korkuyordu: Kaderi, güzel bir şeylerin umulabileceği o günlerde değil, işte şimdi Nesrin'e bağlıydı. Nesrin ise bu tatil günlerinin öğle sonlarında okula -şüphesiz gene "hoca" orada olduğu için- gene hep o aydınlık yüzüyle geliyor, fakat artık işte bu saatlerde, ötekinin bayırın altından, mindere çıkan bir başpehlivan gibi görüneceği sıralarda kapanıyor veya hırçın, hattâ alaycı bir hal alıyordu. Neden? "Hoca" hayır, geçen günleri düşünmek, hesap defterlerini didiklemek istemiyordu. "Gün akşamlıdır devletim; dün doğduk, bugün ölürüz" diyebilmeliydi.
Sayfa 231·Kitabı okuyor
Reklam
Gönül genişleten bir eylül ikindisiydi. Bin iki yüz metre yüksekliğin insanda iyiliğe, sükûna ve dostluğa.. hattâ.. cesursanız aşka karşı dayanılmaz bir özleyiş uyandıran serin rüzgârı esmeye başlamıştı. "Hoca" okulun doğuya bakan bu odasına bayılırdı: Öndeki ağaçsız bayır birkaç yüz adım ötedeki yola kadar uzardı. Yolun karşı yakası göz alabildiğine tarlaydı; eylül başlangıcının bu altın dalgalı denizi bu saatlerde, bu serin rüzgârla, gelecek kış aylarına güven dolu ninnisini söylerdi. Bu saatler her şeyin güzelleştiği, sevginin, dostluğun, hattâ aşkın mümkündür, mümkündür ve olmalıdır sanıldığı.. geçen gelecek günlerin çırılçıplak tekziblerine rağmen mümkündür ve olmalıdır sanıldığı saatlerdi. Fakat artık işte Evliya Çelebi bile bu güzel saatlerle bağdaşamaz olmuştu. "Hoca" biraz önceki gülümseyişi için şimdi özür dilemek istiyordu. O kadar istediği halde, göz göze gelmek korkusundan, Nesrin'e bakamadı ve; "İnsan gün akşamlıdır demesini bilmeli" diye düşündü. Nerede ise kendini kapkara bir üzüntüye kaptırıp gidecekti. Kelime dudaklarından kaçıverdi. "Yenildik."
Sayfa 230·Kitabı okuyor
6-7 Eylül Olayları 1955- Vahşet!
6-7 Eylül Olayları 1955'te olmuştur ya, babamın ikinci beyin kanamasını geçirip sonra da ölmesinin nedenidir o vahşet.
Sayfa 53 - Can·Kitabı okuyor
Alıntı
Birçoğumuza tuhaf gelebilir ama farklı tarikatlardan şeyhlerin birlikte dergi çıkar­maları da istisnai bir vaka değildir. Sadece bir örnek: 1 Eylül 1919 tarihine kadar 161 sayı çıkan, uzun ömürlü bir tasavvufi süreli yayın olan Ceride-i Sufiye'nin düzen­li yazarları arasında Mevlevi şeyhi Ahmed Remzi Dede, Şazeliyye'den icazetli İzmirli İsmail Hakkı, Nakşi şeyhi Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri'nin halife­ lerinden Mustafa Fevzi Efendi, Melami halifesi Bursalı Mehmed Tahir Bey, Uşşaki şeyhi Hüseyin Vassaf Efendi gibi isimler bulunmaktadır. Bilmeyenler için söyleyelim: Bu isimlerin her biri kendi meşreplerinin temsil maka­mında olan ve "az meşhur" kimseler değillerdir üstelik. Yunus Emre'miz demiş ya hani: "Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım." Bunu öncelikle ehl-i tarike, dervişlere, şeyhlere demiş olmalı, değil mi?
Sayfa 141·Kitabı okuyor
Tasavvuf
Eylül
Bir elimde asam , bir elimde keşkülüm Ben şimdi , ufuklardan eser bir serseri eylülüm ....
Reklam
Reklam