“İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa bir mana aranmaz mı bu ayetlerde?
Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur'an'ın;
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın.
Ya açar Nazm-ı Celil’in bakarız, yaprağına;
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için. "
Çiçek falı da, çiçeklerin dili esasına göre kurulmuş bir çeşit kur’a falıdır. Çiçeklerin taçyapraklarını “Seviyor sevmiyor” diye tek tek kopararak fal bakmak, bu işin en basitidir.
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde?
Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur'an'ın:
Çünkü kaydında değil, hiç birimiz ma'nanın:
Ya açar Nazm-ı Celil'in, bakarız yaprağına;
Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkiyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
Bu havalidekiler pek yaya kalmış dince;
Öyle Kur'an okuyorlar ki:Sanırsın Çince!
Naz-ıCelil: Kur'an-ı Kerim
havali:bölge
Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi Kitabü'l İber başlıklı eserinde bu satırların, meşhur
Yahudi filozof İbni Meymun'un Diriliş Risâlesi adlı kitabından olduğunu, Kırbaç Süleyman'ın ise,
"Böyle fal olmaz olsun!" diye haykırarak kitabı duvara doğru fırlatıp attığını ve her nedense bir
günahkâr olduğuna inanan bu adamın, ruhunun da bedeni gibi ölümlü olduğunu öğrendikten sonra,
giderayak büyük bir telaşa kapıldığını yazmıştır. Kuyruklu Rıza Çelebi ayrıca, Süleyman Reis'te
şiddetli bir ölümsüzlük hırsı olduğunu; öyle ki, bu asabı adamın cehennemin ateşine
katlanabileceğini, fakat günahkâr ruhunun bedeniyle birlikte yok olmasına asla ve asla
dayanamayacağını ve gerekirse bu uğurda bütün ilâhî kanunları çiğneyip mutlak bir sona daima ayak
direyeceğini de yazmadan edememiştir. Öte yandan Cuma Bey, Süleyman'ın ölüm denilen rahmetten
zaten mahrum bırakıldığını, bir ölümsüz olarak asıl amacının da bir çaresini bulup ölebilmek
olduğunu belirtmiş bulunmaktaydı. Bundan başka Tezâkir adlı esere göre Süleyman Reis kitabı
açmadan önce besmele bile çekmişti. Ama kısmetine bu satırların çıkması, yani er ya da geç tıpkı bir
hayvan gibi ruhuyla beraber geberip gidecek olmasını öğrenmesi, onun ilâhî düzene az kalsın
başkaldırmasına yol açacaktı ki, hâşâ sümme hâşâ! Rivayete göre bu adam, üç kulhüvallahu ve bir
elham okuduktan sonra rafların birinden bir kitap daha almış, daha sonra Fisagor'a ait olduğunu
öğreneceği Elvahü'l Cevahir başlıklı bu kitabın rasgele bir sayfasını açtığında,
'Ölümsüzlüğün Sırrı'
ibaresini okur okumaz isyan duygusu yatışır gibi olmuştu, ilk sayfada anlatıldığına göre bu eser, 902
yaşındaki bir şeyhin, sevap kazanmak için Eflatun'a naklettiği bilgilerden ibaretti. Tezâkir’de
yazılanlar doğruysa, kaptanın kamarasındaki kitapların hemen hepsi ölümsüzlük