Camus futbol hakkında konuşmaktan hoşlanırdı. Javier Marías ise dokuz roman, iki öykü kitabı, yedi makale ve deneme derlemesi ve Sterne'in Tristram Shandy'sinden Nabokov'un şiirlerine uzanan çok sayıda çeviride imzası bulunan bir yazarından beklenmeyecek şekilde, futbol üzerine yazıyor. Bunu nasıl başarıyor? Bu sorunun cevabı, Vida del fantasma (Madrid, 1995) kitabında futbol üzerine ilk metnin kenarına mavi mürekkeple, kendi eliyle yazılmış bir notta bulunabilir: "Son yıllarda arada sırada futbol üzerine yazmamın rica edilmesi kadar beni heyecanlandıran çok az şey olmuştur. Bu benim için bir dinlence."
Hypnos, Eros, Thanatos. Modern çağ insanları düş, fantasma ve hayalet arasında fark gözetir. Oysa bu sözcükler, ortaya çıktıkları Yunan toplumunda tek ve özdeş biçimde, ruhun aynı zamanda hem kararsız, hem zorlama imgeler üretme yetisini ifade eder.
Reklam
Oysa teşhire şartlandırılan beden, göründükçe silinir. Çünkü sürekli yinelenen göstergeleşmiş çıplaklık, bedeni tüketilir fantasma derekesine indirir. Böylesi teşhircilik, içindekilerini dillendirecek kelimeleri olmayan birinin ne dediği anlaşılmayan bağırtılarına benzetilebilir: Sesi yükseldikçe ifadesizleşir.
Sayfa 31
Alıntı
Bir analiz esnasında başlangıç noktasına, yani nevrozun fantasma kökenine inmek ve bilinçaltındaki kaygıyı tetikleyen tehlike durumunu tedavi sırasında tekrar yaratmak gerekir. Kısaca, dönüştürmeden daha iyi bir yol bulabilmek adına yeni bir nevroz, transfer histerisi yaratarak kaygıyı çözmek için onu yeniden ortaya çıkarmak gereklidir. Tüm analitik çalışmanın odaklandığı bu diğer çıkış yolu bir formül ile şöyle ifade edilebilir: Kaygıyı kat etmek. Psikanalist, danışanın korkusuyla yüzleşebilmesi için gereken şartları yaratamya çalışır.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Histerinin oluşum fantasması
Arzu doyumu çağırır, doyum fantasmaya sebep olur, fantasma kaygıyı içerir ve son olarak, kaygı acıya dönüşür.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Onun varlığı her ne kadar bizim sınırlı algımızın çok ötesinde olsa da Tanrıya inanmak, kibirli insanlığa inanmaktan daha kolay geliyordu. Uzun yıllar boyunca sırf tembellikten, kendimi inançlı biri kabul ettim. İnançsızlığımı Odete’ye ve diğerlerine açıklamam çok zor olurdu. İnsanlara da inanmıyordum, ancak bu insanların kolaylıkla kabul ettiği bir şeydi. Tanrıya inanmanın yolunun insanlığa inanmaktan geçtiğini son yıllarda anladım. İnsanlığın olmadığı yerde Tanrı da yok. Tanrı’ya da insanlığa da inanmamayı sürdürüyorum. Fantasma öldüğünden beri onun ruhuna ibadet ediyorum. Onunla konuşuyorum. Beni duyduğuna inanıyorum. Bu hayal gücünün zorlaması değil, hele mantık hiç değil, yalnızca mantıksızlıkla açıklanabilecek tamamen başka bir yeti. Kendi kendime mi konuşuyorum? Belki de. Tanrıyla konuştuğu için böbürlenen azizler gibi. Ben daha az kibirliyim. Bir köpeğin tatlı ruhuyla konuştuğuma inanarak kendi kendime konuşuyorum. Ne olursa olsun bu konuşmalar bana iyi geliyor.
Reklam
Reklam