Beraber kelimesi Farsça bir ikileme.
Aslinda bar-â-bar... Ya da ber-â-ber...
Ber kelimesi Farsça'da 'sine' manasina geliyor. Yani beraber demek, sine sineye, gönül gönüle olmak demek.
Hüznün kiymeti tam da böyle
birini buldugunuzda ortaya cikiyor
kanaatimce. Iste o zaman mukaddes bir hãl aliyor.
Kemalizm, seçkinciliğe karşı bir ideolojidir. Halkçılık ilkesinden hareketle yapılan birçok reform, Osmanlı geleneğinin ürünü olan seçkin-halk ikilemini aşmaya yöneliktir. Bu amaçla girişilen en önemli atılımlardan birisi "Türk dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak" amacıyla gerçekleştirilen "dil devrimi" yani dilde anlaştırma çabalarıdır. Sadece seçkinlerin anladığı Arapça-Farsça yüklü Osmanlıca terk edilmiş, türetme ile zenginleştirilmiş Türkçe, yazı ve bilim dili olmaya başlamıştır. Aslında öğrenilmesi güç olan eski yazının yerine Latin alfabesinin kabulü, halkın eğitimini kolaylaştırmak amacını da taşımıştır.
Ekilmeksizin, kendiliğinden biten ot. Farsça tanrı mânâsındaki hudâ kelimesiyle, Arapça yerden biten mânâsındaki nâbit kelimelerinin melezlenmesi sonucu oluşmuştur. Kendi kendini yetiştiren ya da başıboş büyüyen kimse mânâsını sonradan edinmiştir.
Asker kelimesi Farsça kökenli bir kelimeydi. Asil ruhlu, selim (iyi, olumlu) fikirli, keramet-i tabiye (savaş sanatını iyi bilen) ve riyazat-ı bedeniyye (vücudu sağlam ve eğitimli) kelimelerin baş harfinin bir araya getirilmesiyle oluşan askr kelimesinden türetilmişti.
Lakin şaraba geldin mi, şarap başka...
Şu şarabı ben iyi gördüm... Hovardalığa faydası ayrıca yaman... Beline tetik olmak istersen şaraba kuvvet vereceksin. Biz bunun sayesinde çok gelinlere alnımızı öptürdük ve de, olursa bu kadar olsun, dedirdik. Haydi doldur, bir sen iç, bir de bana ver...