Hazreti Ali ile Hazreti Fatma'nın oğullan, yani Hazreti Muham­ med'in torunları Hazreti Hasan ile Hüseyin'in soyundan olanlara Arapça'da "yönetici ve öncü olmak, liderlik yapmak, hükmetmek, kad­ri yücelik" anlamındaki "siyadet" sözünden gelen "seyyid" veya "şeref­li ve soylu olmak" manasındaki "şeraf et"ten gelen "Şerif' unvanları verilmiş, seyyidleri ve şerifleri sayıp sevmek dini vecibe olmuştu. İslamiyet'in ilk asırlarında Hazreti Hasan'ın soyundan gelenle­ re Şerif, Hazreti Hüseyin'in soyundan olanlara da Seyyid denmekte iken, sonraki devirlerde her iki unvan Peygamber'in torunları için ayırım yapmadan kullanıldı ama "Mekke Şerifi" de denen Mekke emirleri her zaman sadece Şerif unvanını taşıdılar. Mekke'yi, onuncu yüzyılın ortalarından 1924'te Suudi idaresine girinceye kadar Beni Katade soyundan gelen emirler idare ettiler. 1517'de Mısır'ı fetheden Yavuz Sultan Selim'in kutsal topraklara da hakim olmasının ardından, Osmanlı döneminde Mekke emiri olarak üç aile, Zevi Zeyd, Zevi Berekat ve Zevi Avn aileleri öne çıktı.Devlet seyyid ve şeriflere saygı göstererek emir seçimine müdahalede bulun­ muyor, göreve şeriflerin adaylarını getiriyordu.
Sayfa 20 - Turkuaz kıtap 2026
Araştırma-İnceleme Tarih
“Yusuf Kıssası, kuyudan saraya yükselişin öyküsüdür. Bu yönüyle her birimizin hayatına dokunan bu anlatı bir başka açıdan kötülük problemi dediğimiz "Yeryüzünde bazı kötülüklerin olmasına Tanrı neden izin veriyor?" meselesine de açıklık getirir. Islam kelamcılarına göre Allah'ın yarattığı hiçbir şey kötü değildir. Bir şey bizim algımızda kötüdür, biz onu "kötü" diye yorumlarız. Hayal edelim; Hz. Yusuf Filistin'de, Kenan diyarında bir köyde çobanlık yapan bir ailenin çocuğuydu. Babası, bir peygamberdi. Hz. Yusuf'un Mısır'a sultan olabilmesi için "belki de" kuyuya, hatta iftiraya uğrayıp zindana atılması gerekiyordu. Başka türlü "belki de" Kral'la iletişim kurama-yacak, Mısır'a varmış olsa bile Aziz'in evinde, onun kölesi olarak kalacaktı.”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sultanlara genellikle çok küçük yaşta nişan yapılıp nikâh ise daha sonra olurdu. Sultan II. Mustafa nin kızı Hibetullah Sultan gibi üç aylıkken Sultan llI. Mustafa'nın kızları Esma ve Beyhan Sultanlar gibi iki yaşlarında iken nişan yapılmış. Sultan llI. Ahmed'in kızı Fatma Sultan gibi beş, Sultan IV. Mehmed'in kızı Hadice Sultan gibi yedi yaşında evlendirilmiş sultanlar vardır. Küçük yaşta nişanlanan sultanların bazan evlilik gerçekleşmeden damat adayının ölümü veya verilen vazifede başarısız olması dolayısıyla nişanları bozulur ve daha sonra uygun bir şahısla tekrar nişan yapılırdı...
Sayfa 118·Kitabı okudu
Alıntı
II. Abdülhamid ile Prof. Vambery'nin ilk karşılaşmaları tanınmış Doğubilimcinin o zamanlar yalnızca "Reşid Efendi" olarak Padişah'ın kızkardeşi Fatma Sultan'a bir perde arkasından özel Fransızca dersi verdiği 1858 yılına rastlar. Reşid Efendi, Fatma Sultan'a Fransızca küçük cümleler yaptırıp, tekrar ettirirken zayıf, açık renk yüzlü bir şehzade de gelmiş, hocanın karşısına ilişmiştir. Adının Hamid Efendi olduğunu sonradan öğrendiğini itiraf eden Vambery; bu şehzadenin, ağzından çıkan her Fransızca kelimeyi anında kaptığını, hatta bazen kendisine anlamadığı yerleri nezaketle sorduğunu anılarında yazacaktır.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Abdulkadir Geylani Hz.
"Hüzünle sarılmayan, gözyaşıyla ıslanmayan bir ayrılık yoktu. Annem Fatma Hanım'ın kalbine firkat, ruhuna hasret, gözlerine yaş damlamıştı. Her kavuşma ayrılıkla başlardı, ayrıldık..."
Sayfa 27
Kitap Alıntısı