Sabahları hep korkuyla uyanırım. Geçerken tek bir arzumu bile yerine getirmeyecek olan ve bir sevinç belirtisini bile inatçı bir aksilikle harap eden, kalbimin yaratıcılığını, bin çirkin gaile ile baltalayan gündüzü görünce ağlamak gelir içimden! Gece ortalığa çöktüğü zaman da, yatağıma endişelerle uzanırım. Çünkü yatakta da istirahat mukadder değil.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Søren Kierkegaard’ın sözlerinden önce kendi yorumumu yazmak istedim.Kierkegaard burada,bir olayı-nesneyi veya herhangi bir olgulu güçlendirirsek dışlanan kısmıda o kadar güçlenir diyor.Hemen sizlere bir örnek vermek istiyorum: Cennet ne kadar güzelse cehennem o kadar korkutucudur.Cennetin bu kadar değerli olabilmesi için cehennemin olması ya da cehennemin bu kadar korkutucu olabilmesi için cennetin olması gerekir.Sözü uzatmadan sizlere Kierkegaard’ın sözleri ile baş başa bırakıyorum.
Ortaçağ kendi bilincine fikri temsil eden bir birey yerleştirirse yanına onunla ilişkili bir birey daha yerleştiriyor; bu ilişki genel mahiyette gülünç bir ilişki, bireylerden birinin gerçek hayata orantısız kaçan büyüklüğünü öbür birey telafi ediyor. Örneğin, kralın yanında soytarı var, Faust'un yanında Wagner, Don Kişot'un yanında Sancho Pansa, Don Giovanni'nin yanında Leporello. Bu yapı esasen ortaçağa ait, aynı şekilde bu fikir de ortaçağa ait ama ortaçağ bir tek şaire ait değil. Bu, kökensel güce sahip fikirlerden biri, ezeli özgünlüğüyle halkın bilincinde ortaya çıkıveriyor.
Şimdiden güçlerimin yükseldiğini duyumsuyorum,
Şimdiden şarap içmişçesine ateşlendim,
Cesaret duyuyorum, dünyaya açılmak için,
Dayanmak için dünyanın keder ve mutluluğuna...