Aether’in ikinci sayısında, bilimkurgu ve fantazyanın duygu, felsefe, korku, mizah ve toplumsal eleştiriyle rahatça iç içe geçebildiğini gösteren zengin öyküler yer alıyor.
Hisler Diyarı: Bir otogarda, gündelik hayatın tam ortasında başlayan bu öykü, okuru hızla rüya ile gerçek arasındaki belirsiz bir alana taşıyor. Ana karakterin gizemli bir kadınla karşılaşmasıyla birlikte anlatı, zaman ve mekân hissini gevşetiyor. Kısa olmasına rağmen duygusal etkisi güçlü; özellikle atmosfer kurmadaki başarısıyla akılda kalıyor. Okur, öykü bittiğinde yaşananların gerçekten olup olmadığından emin olamıyor ve bu belirsizlik, metnin etkisini artırıyor.
Takibe Takip Yapan Kobra: Hint mitolojisinden beslenen bu kısa öykü, sembolik dili ve şiirsel anlatımıyla öne çıkıyor. Metnin merkezinde yer alan şiir, öykünün ruhunu taşıyan temel unsur hâline geliyor. Kısa olmasına rağmen kültürel arka planı sezdiren bir derinliği var. Mitolojik göndermeleri seven okurlar için sade ama etkileyici bir durak.
Dysseus’a Yakınma: Mektup formunda yazılmış bu öykü, duygusal yoğunluğu ve zengin benzetmeleriyle dikkat çekiyor. Anlatıcının hitap ettiği Dysseus figürü, mitolojik çağrışımlarla modern bir iç hesaplaşmayı buluşturuyor. Öykünün sonunda Dysseus adının anlamına yapılan vurgu, metnin sembolik katmanını güçlendirmeyi amaçlıyor; ancak bu bölüm, mitolojiye aşina olmayan okur için biraz muğlak kalabiliyor. (Dysseus adını arattım, ancak bulamadım. Odysseus ile aynı kişi mi, merak ediyorum.) Duygusal yönü güçlü bir öykü.
Beyaz Yazarın Siyah İntiharı: Yalnız yaşayan, alkolle mücadele eden bir yazarın sıcak bir Ağustos gününde yavaş yavaş içine düştüğü ruhsal çöküşü anlatan bu öykü, benzetmeler konusunda oldukça başarılı. Sıcaklık, bunaltı ve içsel karanlık, fiziksel bir ağırlık gibi hissettiriliyor.