Kader zincir mi yoksa insanın kendine anlattığı en eski hikâyemi?
Puan vermedi·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:14
Bu kitabı yalnızca merakımdan değil, tez çalışmam kapsamında özgür irade, determinizm ve ahlaki sorumluluk kavramlarını daha derin kavrayabilmek için okudum. Sayfalar boyunca hissettiğim şey, metnin bana hazır cevaplar vermesinden çok, zihnimi huzursuz eden sorular bırakmasıydı. Bence iyi felsefe tam da bunu yapar. Cevap dağıtmaz; insanı kendi düşüncesiyle baş başa bırakır. Kader Üzerine, insanın binlerce yıldır peşinden koştuğu temel sorulardan birini merkeze alıyor: Eğer her şey önceden belirlenmişse, seçimlerimizin anlamı nedir? Eğer her şey bizim irademize bağlıysa, o zaman doğanın zorunluluğunu nereye koyacağız? Bu metni okurken fark ettim ki kader meselesi yalnızca metafizik bir tartışma değildir. Günlük hayatımızın tam ortasındadır. Başarısız olduğumuzda "kader" deriz, başardığımızda "emek". Acı yaşadığımızda yazgıyı suçlarız, mutlu olduğumuzda ise irademizle övünürüz. Belki de insan, kader kavramını çoğu zaman gerçekle yüzleşmek yerine belirsizliği anlamlandırmak için kullanır. Cicero, bu eserinde kesin hükümler vermekten çok farklı düşünce geleneklerini tartışmaya açıyor. Bu yönüyle kitap, okuyucusunu pasif bir alıcı olmaya değil, aktif bir düşünür olmaya davet ediyor. Çünkü felsefede önemli olan yalnızca hangi cevabın doğru olduğu değil, hangi sorunun doğru sorulduğudur. Okurken sık sık şu düşünceye döndüm: İnsan tamamen özgür olsaydı pişmanlık diye bir duygu olmazdı. Tamamen kaderin eseri olsaydı da vicdanın bir anlamı kalmazdı. Demek ki insan hayatı, zorunluluk ile özgürlük arasındaki o dar geçitte şekilleniyor. Belki de kader, yürümek zorunda olduğumuz yol değil; yürürken verdiğimiz kararlarla anlam kazanan yolculuğun kendisidir. Tez çalışmam açısından bu eser bana yalnızca Antik Çağ'ın kader anlayışını değil, bugün hâlâ süren özgür irade tartışmalarının
Felsefe
Kader ÜzerineMarcus Tullius Cicero · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021713 okunma
Şunu farkettim...
1/10
Şunu farkettim:Bir şeyin (herhangi bir şey olabilir bu kavram da olabilir canlı yaşayan bir varlık da...) normalleşmesi için toplumun alışması gerekir. Yani alışılagelmiş şeyin toplumda yer edinmesi gerekir. Mesela tecavüz, eşcinsellikten daha kötü olmalı herhalde. Anlamayanlar için açıklayayım: tecavüz yaşayan bir varlığın (hayvanlara da yapıldığından insan diyerek geçmek istemedim.) iradesini yok sayarak onu cinsel ilişkiye zorlamaktır. Bilinenin aksine asıl amaç zevk almak değildir sadece. Varlığı kontrol altına almanın verdiği zevktir, sahip olma gücü... Tecavüz bazı durumlarda cinayetten bile daha kötüyken nasıl olur da homoseksüellik gibi bir nötr kavram karşısında aklanabilir?... Çünkü alışık değiliz eşcinselliğe, toplum filmlerle dizilerle tecavüzü normalleştirirken hatta bazen tecavüzcü ile empati kurdururken eşcinsellike alakalı varlığı ile anlatımını pekiştirecek pek eser yok hele de olumlu bir bakış oldukca ender rastlanır literatürümüzde. Anlamıyoruz eşcinselleri anlamak da istemiyoruz korkuyoruz nefret etmeye zorlanıyoruz toplum tarafından. Sonra o toplumda bir birey oluyoruz. Döngüyü devam ettiriyoruz. heteronormatiflik zorluyor bizleri çünkü doğal değil derken doğada da var örnekleri. İnsanlar olarak hepimiz isteyerek istemeyerek gruplara ayrılıyoruz (cinsiyet, ırk, yönelim, ideolojik gruplar) bazen bunlardan bağımsız tek başına yaşayan bir insan olduğumuzu da unutuyoruz. Erkekler öfke harici öbür duygulardan arındırılması istenerek ataerkillikle kadınlara hükmetmesi isteniyor kadınlar da ya karşı çıkıyor ya da kabul ediyor acizliği. Hepimiz insanız yaşıyoruz ve ameleyiz, sırtımıza yüklenen normlardan acı çekiyoruz ancak acıya alışığız, belirsizlik karşısında ilerleyebilir miydik? Elbette cinsiyet rollerimizden çıkıp bizi kısıtlayan her şeyi
Bir Zambak HikayesiMehmet Rauf · Sel Yayıncılık · 2008310 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
BU GÜNÜN TARİHİ- Bütün Yarınlara
10/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2026 82. kitabı
Selam. ekin ✧ sayesinde başlayabildiğim ve kesinlikle hakkının verilmesine ihtiyacım olan bir kitaplayız bu gün. Bir de Balçın ile okumaya karar verince tüm bu süreç daha büyüleyici bir hâl aldı. All Tomorrows’a başlamadan önce bile beni sarsacağını biliyordum çünkü ben hortlaklardan değil, biyolojiden korkuyorum. Bir canavarın saldırmasından çok, bir gün bambaşka bir şeye dönüşebilecek olmamız fikri beni rahatsız ediyor. İnsan bedeninin ve evrimin sınırlarının ne kadar esnek olduğunu düşünmek bile ürkütücü geliyor. Bu yüzden kitabın yarattığı korku, klasik bir korku değil; insanın kendi potansiyelinden duyduğu korku. Kitabı okumaya başladığım ilk anda kendimi sanki bir Star Wars evrenindeymiş gibi hissettim; ancak bu kez yaratıkların yalnızca var olduğu değil, biyolojik olarak nasıl işlediğinin de anlatıldığı bir versiyonuydu bu. Genişletilip filme uyarlanabilecek muazzam bir potansiyel taşıyor. Üstelik bütün bunların arkasındaki kişinin henüz genç yaşlarda bu fikri ortaya atmış olması hayranlık uyandırıcı. O tasarımlar, o düşünce biçimi, o ölçekte bir hayal gücü... İnsan ister istemez etkileniyor. Daha da etkileyici olan şey ise yaratıkların yalnızca ilginç görünmesi değil, gerçekten yaşayabilecekmiş hissi vermesi. Çok büyük bir biyoloji bilgisine sahip olduğumu iddia edemem ancak bildiklerim ve sonrasında yaptığım araştırmalar sayesinde yaratık tasarımlarındaki ustalığı görebildim. Gözleri olmayan bir canlıya farklı algı organları verilmesi, ağır uzuvlara sahip bir türün vücut dengesinin düşünülmesi gibi detaylar bile yazarın konuya ne kadar hâkim olduğunu gösteriyor. Sadece biyoloji de değil; tarih, felsefe, coğrafya ve hatta sosyoloji bilgisi de satır aralarında kendini belli ediyor. Böylesine özgün, cesur ve hayal gücü yüksek bir eserin yaratıcısının Türk
Duygu ve Düşünce
All Tomorrows - Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 2026114 okunma
SİSİFOS SÖYLENİ & YAŞAMA ÇABASI - İnceleme
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 01:41
Albert Camus'un Sisifos Söyleni kitabı, hem çağın hem de günümüzün modern insanını hayata bağlama çabası, intihar fikrini yok edememekle beraber bunun gereksiz olduğuna karşı bir argüman üretme çabasıdır. İlk kez okuyan biri için çok bir anlam ifade etmese de okudukça açılan ve hayatın geneli için kişinin zihninde bir ışık yakan cinsten bir kitap. Albert Camus'un hayata bakış açısı, "şey"leri adlandırma şekli ve Tanrı, tin, metafizik, mitoloji gibi alanlarla intiharın neden doğru olmadığı vb. konuları açıkladığı bu kitap, eğer hayata karşı umudunuzu yitirmişseniz ve "bu saatten sonra benden bir şey olmaz" gibi bir düşünceye kapıldıysanız ANCAK bu fikirlerinizin doğru olmadığına dair küçük bir şüphenizin olduğu bir durumdaysanız tam size göre bir kitaptır. Bu kitap zihninizdeki o çekinik düşünceyi büyütecek ve en az diğeri kadar baskın yapacaktır. Her ne kadar ilk okuyuşunuzda zor gelecek olsa da eğer dikkatle okursanız hem kolay hem de anlaşılması basit bir kitap olacaktır. Felsefe ile ilgilenenler için de şiddetle öneririm çünkü kitabın amacı zaten hayat hakkında felsefe yapmak ve bir çıkarıma varmak.
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202311,3bin okunma
Puan vermedi·736 syf.·
2020 648. kitabı
Uzun zamandır okumak istediğim ve çok merak ettiğim bir eseri daha okumuş olmamın mutluluğu içerisindeyim. Gülün Adı kendisi hakkında yapılan tüm olumlu yorumları sonuna kadar hakediyor. Tarih, felsefe, dini inançlar, tarikatlar gibi barındırdığı konularla dopdolu bir eser. Ayrıca bu konuları polisiye bir kurguyla vermesi eserin başka bir lezzetli yanı. Eseri beğenmekle birlikte okurken zorlandığımı da belirtmek isterim. Yazarın anlatımı, üslubu gayet anlaşılır olmasına rağmen ortaçağ dönemi hristiyan dünyası, tarikatlar, tarikat liderleri, bunların birbiriyle mücadelisi, papa ve imparatorun birbiriyle olan çekişmesi gibi konu içeriğiyle ne kadar cahil olduğumu bir kez daha gördüm ve açıkçası bunları kafamda oturtmaya çalışırken haliyle zorlandım. Ayrıca bir çok karakterin olması, bir çok latince kelime içermesi hatta çevirisi bile yapılmayan latince kelime ve cümlelerin bulunması, döneme ait kitapların orjinal ismiyle verilmesi ve bilmediğimiz kelimelerden dolayı sık sık dipnotlara başvuruyor olmamız okuru yoran ayrıca sebepler. Ortaçağ döneminde İtalya'da bulunan bir manastırda meydana gelen cinayetlerin aydınlatılması süreci kitabın ana hatlarını oluştursa da yukarıda bahsettiğim konu içeriğiyle her okura bambaşka dünyaların kapılarını açan çok özel bir eser Gülün Adı. Biz kitapseverlerin ilgisini çekecek başka bir konu ise bu manastırda bulunan ve dünyada eşi benzeri olmayan bir kütüphanenin bulunması. Öyle bir kütüphane ki dönemin en önemli eserlerini barındırıyor, görevliler haricinde kimsenin girmesine müsaade edilmiyor, belli başlı kitaplar haricinde hiçbir kitap dışarı çıkartılamıyor, labirentlerden oluşuyor ve bu gizemli yapısıyla hristiyan dünyası için çok özel bir konumda bulunuyor. Bir çok kişinin okurken zorlanacağını bildiğim halde böylesi dolu bir eseri
İnceleme
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî (ö. 313/925)
Puan vermedi·368 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:55
Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî’ye atfedilen veya onun görüşlerini içerdiği düşünülen farklı eserleri derleyen Kitap, Râzî’ye ait olduğu düşünülen eserleri; Bîrûnî, Ebû Hâtim er-Râzî vb. farklı isimlerin eserlerinde yaptıkları atıflar ve derlemeler üzerinden değerlendirmekte, asıl eserlerden önce yer alan açıklama bölümlerinde ise bu konudaki farklı görüşleri detaylı şekilde ele almaktadır. Ahlâk’ın İyileştirilmesi ve Filozofça Yaşama bölümleri, aklı önceleyen ve insan hayatına doğrudan etkisi bulunan konularda günümüzde de geçerliliğini koruyan psikolojik analizler sunmaktadır. Eserde yer alan sonraki risaleler ise tartışmanın asıl yoğunlaştığı bölümlerdir. Farklı bölümlerin farklı kişiler tarafından, farklı zamanlarda ve bazılarında Râzî’nin ismi dahi zikredilmeden nakledildiği belirtilmiş olmasına rağmen; “Metafizik Hakkında”, “Kitâbü’l-İlm’i’l-İlâhî” ve “Ebû Hâtim ile Râzî arasında geçen tartışma” bölümlerinin aynı eser içerisinde birlikte sunulması, eserin yorumlanmasını zorlaştırmaktadır. “Metafizik Hakkında” bölümünde Allah’a ve ahirete inancını açık biçimde ortaya koyan; Aristoteles ve onun takipçilerine karşı zamanın ezelî olmadığını, cansız tabiata irade atfedilemeyeceğini güçlü biçimde savunan bir düşünür profili görülmektedir. Buna karşılık “İlm-i İlâhî” kısmında zamanın beş ezelî unsurdan biri olarak ele alındığı görülmektedir. 200'den fazla eserinin 59’unun günümüze ulaştığı bilinen, eserlerine “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diyerek başlayan ve “[196] Bize göre dünyanın haz ve elemi, ömrün sona ermesiyle son bulduğuna; ölümün olmadığı o âlemdeki hazların sürekli ve sonsuz olduğuna göre, sonsuz ve sürekli hazları bırakıp sonlu ve geçici olanı tercih eden kimse aldanmıştır.” ifadeleriyle ahiret inancına dair görüşlerini ortaya koyan
Din
Felsefe RisaleleriEbu Bekir Razi · Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları · 201656 okunma