7/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
242 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 06:37
Nietzsche Ağladığında, psikoloji ile felsefeyi aynı masada buluşturan çok katmanlı bir roman. Irvin D. Yalom kitabı yazarken gerçek tarihî karakterleri kurgu içinde yeniden yorumluyor: Friedrich Nietzsche, Josef Breuer ve dolaylı olarak Sigmund Freud gibi isimler hikâyenin merkezinde yer alıyor. Kitabın en güçlü tarafı, “doktor-hasta” ilişkisinin zamanla tersine dönmesi. Başta Breuer, Nietzsche’yi tedavi etmeye çalışan kişi gibi görünürken, ilerledikçe aslında kendi boşluklarıyla yüzleşen kişinin Breuer olduğu ortaya çıkıyor. Bu yüzden kitap yalnızca bir roman değil; insanın kendine karşı dürüst olmasının ne kadar zor olduğunu anlatan psikolojik bir yüzleşme. Nietzsche’nin yalnızlığı, gururu ve insanlardan uzak duruşu çok etkileyici işlenmiş. Özellikle şu düşünce kitabın ruhunu taşıyor: İnsan bazen hastalığından değil, hayatının anlamsızlığından yorulur. Yalom’un dili ağır felsefe kitapları gibi değil; düşünsel derinliği var ama akıcı ilerliyor. Bu yüzden felsefeye uzak biri bile kitabı okuyabiliyor. Ancak bazı bölümlerde uzun diyaloglar ve içsel çözümlemeler olduğu için hızlı tüketilen bir roman havasında değil; sindirerek okununca daha çok etki bırakıyor. Kitap genel olarak: * yalnızlık, * ölüm korkusu, * sevgi eksikliği, * insanın kendini kandırması, * hayatın anlamı gibi temaları sorgulatıyor. Özellikle hayatında kırılma döneminden geçen insanlar üzerinde daha güçlü etki bırakabiliyor. Çünkü romanın asıl meselesi “Nietzsche neden ağladı?” değil; aslında “insan ne zaman gerçekten kendisiyle yüzleşir?” sorusu.
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
İdeal bir baş ucu kitabı; ilgilisine...
9/10
·144 syf.··
2026 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 16:21
Mecit Ömür Öztürk; her ne yazmışsa, hiç tereddüt etmeden okurum diyeceğim, kitaplarının tamamına yakınını okuduğum, zaman zaman tekrara düştüğü hissine kapılsam da okurun düşünce dünyasına kalıcı dokunuşlar yapma adına çoğu zaman beni bu tekrarların aslında gerekli olduğunu düşünmeye sevkeden bir yazar. Bence onu benzerlerinden farklı kılan husus, felsefeci bir altyapıdan gelmesi. Felsefe donanımına sahip bir yazarın, -din ile felsefeyi, bilimi ve sanatı karşı karşıya getirme çabası içerisine girmek şöyle dursun- din, inanç ve yaşam konusundaki söylemlerinin bu kadar hayatın içinden, bu kadar duyarlı ve bu kadar pozitif olması ve "Dervişin Teselli Koleksiyonu" kitap serisiyle son yıllarda oldukça geniş bir okur kitlesine ulaşması bence günümüzün dini kitap yazarlarının pek çoğunda kolay kolay rast gelinemeyecek bir hususiyet. Duayı Yeniden Keşfetmek , ismiyle müsemma bir biçimde; aslında çoğu mütedeyyin ferdin diğer ibadet biçimleri gibi şekle indirgediği ancak hâl, içerik, zaman, beklenti açısından ya eksik ya da yanlış algıladığı dua kavramı üzerinde yeniden düşünmeye ve aydınlanmaya sevk ediyor. Takdim bölümünde belirtildiği gibi, dua kitapta bir dilek listesinden ziyade terbiye süreci, bir dua disiplini olarak ele alınmış. Doğru dua disiplininin oluşturulamamasını; vitamin eksikliği yaşayan bir kişinin hangi desteği hangi koşullarda alması gerektiğini düşünmeden bilinçsiz şekilde takviye vitamin veya besinler tüketerek maksadın tersine sonuçlar almasına veya kilo fazlalığı yaşayan birisinin kendi bedeninin ve metabolizmasının somut gerçeklerini dikkate almayan egzersiz veya diyet programları peşinde koşarak sonuç alamayışına benzetmek mümkün. Aslında duanın nasıl ne şekilde, hangi zamanlarda, nasıl yapılacağı konuyla ilgilenenler için çok da bilinmeyen şeyler değil. Fakat bu
Kitap İncelemesi
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202699 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·192 syf.··
2026 31. kitabı
Oburluk Çağı: Felsefe ve Politik-Psikoloji Denemeleri kitabı, felsefeci Yıldız Silier’in okuduğum ilk kitabı. Silier bu eserinde, kapitalizmin yarattığı "sınırsız tüketim" mitini felsefi ve politik-psikolojik bir cerrah titizliğiyle ameliyat masasına yatırır. Yıldız Silier'in bu denemeleri, oburluğu sadece mideyle sınırlı bir mesele olarak değil, sistemin ayakta kalmak için bireye dayattığı bir karakter aşınması olarak görür. Bu oburluk, insanın bitmek bilmeyen kapitalist açlıkları ele alıyor. Silier’e göre modern oburluk bir iştah patlaması değil, bir yoksunluk telafisidir. Kapitalizm, bireyi sürekli "eksik" olduğuna ikna eder ve bu sahte eksikliği gidermek için nesnelere yönlendirir. Kitap, Marksist bir temelde, gerçek ihtiyaçlar ile sistem tarafından üretilen yapay arzular arasındaki farkı vurguluyor. Silier, kitabın felsefi damarında "özgürlük" kavramını sorgular. Bize sunulan "binlerce ürün arasından seçim yapma" şansı gerçek bir özgürlük müdür, yoksa bir tüketim köleliği mi? Yıldız Silier, okuru sadece bir sistemi eleştirmeye değil, kendi gündelik alışkanlıklarına ve "iştahlarına" bakmaya davet ediyor. Kitap, "Neden doymuyoruz?" sorusuna verilecek cevabın psikolojik olduğu kadar politik olduğunu; kurtuluşun ise bireysel bir diyetten değil, kolektif bir farkındalık ve yavaşlamadan geçtiğini savunuyor. Eğer daha önce Erich Fromm’un Sahip Olmak ya da Olmak kitabını veya Guy Debord’un Gösteri Toplumu’nu sevdiyseniz, Silier’in bu denemeleri sizin için bir yol haritası niteliğinde olacaktır.
Oburluk ÇağıYıldız Silier · Yordam Kitap · 2011340 okunma
Dönüşüm kitabının incelemesi ve felsefesi
Puan vermedi·74 syf.··
2026 7. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 10:48
(SPOİLER İÇEREBİLİR)Dönüşüm kitabı çoğu okurun okuduğu bir modern klasiktir, fakat okumakla anlamak farklı şeylerdir. Kafka, bize bu kitapta okumakla anlamanın farkını fazlaca göstermiş. Kitabı okuduğunuzda okuyacağınız son ile anlayarak okuduğunuzda anlayacağız son farklıdır. Ve gerçekten kitabın arkasında çok büyük bir felsefe yatıyor, ben nedense Gregor'un gerçekten bir böceğe dönüştüğünü düşünmek istemedim, sanki Kafka'nın anlatmak istediği şey daha farklıydı, bana sanki Gregor bir böceğe dönüşmemişte kendini bir böcek gibi hissetmeye başlamış gibi geldi. Çünkü kendini böyle hissetmesi ailesinin ona tavırlarından, iş şartlarının zorluğundan ve hiçbir işe yaramadığını düşünmesinden olabilecek bir şey. Ve Gregor kendini o kadar değersiz hissediyor ki yaşamasının bile ailesine bir yük olduğunu düşünmeye başlıyor zaten ailesi de onun bu düşüncesine oldukça kuvvetlendiriyor davranışlarıyla. Sanki Gregor gayet normalmiş gibi sürekli Gregor'a yükleniyorlar, böcek olması onun suçuymuş gibi sürekli ona kızıyorlar ve yavaş yavaş o böceğin Gregor olduğundan iğreniyorlar, bu da aslında Gregor'un kendisine böcek olarak görmesindeki temel sebeplerden biri, hatta kitabın ileriki kısımlarında çok sevdiği kardeşinin bile ondan tiksinmeye başladığını gördükçe kendinden gittikçe daha fazla tiksinmeye, iğrenmeye ve daha da değersiz olduğunu düşünmeye başlıyor. Ve ben aslında Gregor'un hiçbir zaman böcek olmadığını yalnızca kendini böcek olarak görmeye başladığını, zamanla değersizlik algısının fazla fazla arttığını, ailesine yük olduğunu düşünmesine ve en sonunda da -bence- ölümünün intihardan sebepli olduğunu düşündürüyor insana. Zaten ailesinin Gregor'un ölümüne doğru düzgün üzülmemesi ve hayatlarına gayet neşeli bir biçimde devam etmeleri de Gregor'un ne kadar onların gözünde
Edebiyat
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022268,1bin okunma
Felsefeci ve sosyolog gözüyle...
8/10
·80 syf.··
2026 752. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 00:54
Canavar, modern sosyoloji ve sosyal psikolojinin temel kavramlarıyla okunabilecek güçlü bir “toplumsal dışlama” anlatısı. Küçük bir kasabada geçen hikâye, yüzü yanarak tanınmaz hâle gelen Henry Johnson’ın toplum tarafından “canavar” olarak damgalanması üzerinden, bireyin kimliğinin nasıl kolektif algı tarafından inşa edildiğini gösteriyor. Bu bağlamda eser, etiketleme teorisi ve ötekileştirme kavramlarıyla doğrudan ilişkilendirilebilir. Nitekim Henry, fiziksel deformasyonundan ziyade toplumun ona yüklediği anlam nedeniyle “canavar” hâline gelir; yani “Henry bir canavar değildir, toplum tarafından yaratılmış bir canavardır”. Bu durum, bireyin özünden ziyade toplumsal bakışın belirleyiciliğini ortaya koyar. Eserde toplumsal baskı, özellikle küçük toplulukların normatif yapısı içinde işler. Whilomville kasabası, görünürde dayanışmacı bir yapı sunarken kriz anında kolektif korku ve ön yargı üzerinden bireyi dışlayan bir mekanizmaya dönüşür. Sosyolojik açıdan bu durum, toplumsal norm ile kolektif bilinç arasındaki gerilimi yansıtır. Toplum, “kahramanlık” anlatısını alkışlarken bu kahramanlığın sonucu olan sorumluluğu reddeder; Henry’nin hayatını kurtardığı aile bile toplum tarafından dışlanır. Bu çelişki, “toplumsal ikiyüzlülük” olarak yorumlanabilir ve kasaba halkının “kahramanlık anına hayran olup sonrasındaki yükten kaçınması” şeklinde ifade edilebilir. Böylece yazar, toplumsal düzenin ahlaki değil, konformist bir yapı üzerine kurulu olduğunu gösterir. Yalıtılmışlık teması, eserin hem bireysel hem de kolektif düzeyde en güçlü boyutlarından birisi. Henry fiziksel olarak toplumdan koparılırken Dr. Trescott ve ailesi de onunla dayanışma gösterdikleri için sosyal izolasyona maruz kalır. Bu durum, sosyal izolasyon kavramının klasik bir örneğidir.
CanavarStephen Crane · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,230 okunma
Martin Eden
8/10
·517 syf.··
2026 1. kitabı
·
223 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 00:12
Etrafımızda oldukça eğitimsiz, kaba saba ve cahil olduğunu gördüğümüz insanların bu özelliklerinden rahatsız olduğunu ve değiştirmek için çaba sarf ettiklerini göremeyiz. Çünkü insanı değişime iten şey direkt olarak bir eksikliğe sahip olmak değildir, o eksikliğin bir boşluğa yol açmasıdır. Burada bu boşluğumuz tabii ki aşk. Martin'in gözlerini parıldatan ve olduğundan daha fazlası, hatta bambaşkası olmak istemesine sebep olan yegâne şey. Sevdiği kişiye layık olma çabası insana her şeyi yaptırabilir, peki ya sonra amaca olan aşk bir anda araca yönelirse? Evet, kahramanımızın bir noktada yaşadığı dönüm noktası bu. Buradan sonra iş bir aşk romanından tamamen çıkıyor; hayatın zorluklarına, felsefeye, ikilemlere yöneliyoruz. Bilindiği gibi Martin Eden, Jack London'dan kesilip biçilmiştir: fakir bir geçmiş, bilgi edinmek konusunda obsesiflik, yıllarca süren emeklerin aniden sonuç vermesi, üst sınıfa aşk üzerinden geçme çabası... En ilginçlerinden biriyse intihalle suçlanması, Jack London birçok kez eser hırsızlığıyla suçlanmış ve bunu Martin Eden'e de yaşatmaya karar vermiştir. Aynı zamanda düşünsel dünyaları çok benzese de zıt düştükleri noktalar da var. Örneğin Jack London kendini sosyalizme adamış biriyken Martin Eden sosyalizm karşıtı bireyselci bir kişidir. Martin'in yaşadığı değişimler ve bu değişimlerin ona getirdikleri, götürdükleri kesinlikle çok sarsıcı. "İflah olmaz bir realist" olmanın bir insanın başına getireceklerini gördüğüm için mutluyum, iyi ki bu iflah olmaz realist romanı okumuşum.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma