Tolstoy, hayatı boyunca fikirlerini ifade edeceği en uygun biçimi aradı. Öykü ve roman yazmak, dergi çıkarmak ve askeri düzenden tarıma dek her konuda makaleler yazmak bu biçim araçlarının ürünüydü. Tolstoy'un sanatına fikirlerin hakim olmasının ve karakterlerin hep bir toplumsal durumu çözmek ya da göstermek üzere var olan canlılar gibi yaşamalarının temel sebebi budur. Fakat Tolstoy'a karakterler ve edebi biçimler yetmiyordu.
Tolstoy, ne yapmalı sorusunu yanıtlamak üzere ne okumalı sorusunu yanıtlamayı tercih etti.
Böylelikle, 1880 yılından itibaren okuyup beğendiği kitaplardan alıntılar, hikayeler, gerçek yaşanmış başarı öyküleri ve anektodlar toplamaya başladı. Bu fikri yayımcısı Çertkov'a da anlattı ve yayımcısının da desteğini alarak topladığı alıntı ve hikayeleri kitaplaştırmak için düzenlemeye başladı. Bu kitabı ortaya çıkartması tamı tamına 30 senesini aldı. Ancak ülkesinde kitapta yer alan bazı hikaye ve alıntılar sansüre uğradığı için Tolstoy iki cilt halinde İngiltere'de bastırabildi eserini. Rusya'da kitabın yayımlanması ancak 1995 yılında olabildi.
Eser tam metin olarak Rusça'dan dilimize Sabri Gürses tarafından çevrilmiştir. Tolstoy'un Fransızca'dan ve İngilizce'den çevirdiği alıntı ve hikayelerde çok fazla devrik cümle vardı. Birde Fransızca'dan Rusça'ya çevrilip ardından Türkçe'ye çevrilince haliyle anlam kayması oluyor, bunu çevirmen elinden geldiğince düzeltmeye çalışmış.
1900 senesine kadar yaşamış neredeyse bütün önemli yazar, şair, filozof ve siyasetçiden en az bir tane alıntı var kitapta, bu çok güzel bir şey.
Tolstoy kitabı haftalık okuma şeklinde planlamış, altı günü alıntıya, haftanın son gününe de bir adet hikaye eklemiş. Neredeyse aklınıza gelecek her konudan, her duygu durumundan, kısaca hayata dair herşey ile ilgili en az bir alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Descartes tanrıyı bir saatçiye benzetiyordu. Mükemmel bir saati yapıp kurduktan sonra artık saatçi saatle ilgilenmeye ihtiyaç duymazdı. Tanrı da mükemmel bir kâinat yarattıktan sonra bu kâinatın işlerine karışmak ihtiyacını duymamalıydı.
Sayfa 41 - İş Bankası Kültür Yayınları 13. Basım·Kitabı okudu
"Bir kadın, bütün parçalanmış, yanmış aklı ve hiç sarsılmayacak açıklığıyla yazmış bir kadın..."
Sy 49
Düşüncesiz bir koca ve anlayışsız bir anne ile yaşamanın insanı nasıl adım adım intihara sürüklediğinin çarpıcı bir örneği.
"Şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı."
Görebileceği ya da düşünmek için fikir yürütebileceği, üzerine çarpı işareti çizdiği noktada durmayı sever insan. Göremediği yerlere bakma zahmetine değmeyeceğine inanır çünkü, korkunç!
"Benle benim aramdaki farkı görebiliyor musun?"
* Nasıl bir anne ki bu kızının kendisine dahi anlatmaya çekindiği şeyleri yazmış olduğu defteri para karşılığı bir yayınevine satar? Bir de bu başarısı için Nilgün Marmara'nın annesi Perihan Marmara'ya teşekkür etmişler defterleri bize ulaştırdığın için diye. O da yetmezmiş gibi önsözde Nilgün'ün defterine yazdıklarını aynen yayımladık diye not düşmüş Gülseli İnal hanım, hatta Nilgün Marmara'ya sitemvari bir şekilde deftere yazdıkları oldukça okunaksız yazılar bütünüydü, tam dört ayımızı aldı yazdıklarını temize çekmek diyor. Acaba kimsenin okumasını istemediği için bu şekilde yazmış olamaz mı? Bir de bakın ne kadar çok uğraştık yazıları temize geçirmek için der gibi iki sayfada bir Marmara'nın el yazısının resmini paylaşmışlar...
hizliresim.com/fqylrn7i.hizliresim.com/8f5au81.jpgi.hizliresim.com/lno86dx.jpg
* Ve, bu nasıl bir koca ki aynı yastığa baş koyduğu kadının yıllardır bipolar bozukluğundan muzdarip olduğunun farkına varamaz?
Hatta Nilgün Marmara eşi Kağan bey ile bir dialoğunu not etmiş kâğıda;
KAĞAN
"Hayat yine de üzülmeye değer!"
NİLGÜN
"Hayatın neresinden dönülse kârdır!"
Daha sonra da şunları ekliyor;
"Üzerimden trenler, kamyonlar tırlar ve tüm araçlar geçiyor sana doğru yürürken bu sonsuz
Mustafa Kemal, Selanik’teki nüfus dairesine müracaat ederek Ali Rıza’nın baba hanesinden kaydını çıkarttı. Zübeyde’nin de Abdu Ağa isimli bir şahısla yaşadığı evlilik dışı ilişki sonucu Mustafa’ya hamile kaldığı söyleniyor. Zira Zübeyde, Selanik’teki genelevlerinden birinde çalışıyordu. Böylece bu yasak ilişkiden Mustafa Kemal dünyaya geldi. Ne annesinin babasının ne de babasının babasının adını biliyordu.