Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünyanın su üzerinde yüzen bir disk değil, evrenin merkezinde, hiçbir yere dayanmadan boşlukta duran bir silindir olduğunu düşünüyordu. Güneş, Ay ve yıldızlar ise, içleri ateşle dolu olan ve üzerinde delikler bulunan tekerlek benzeri halkalardı. Bu, tamamen akıl yürütmeye dayalı ilk bilimsel evren modelidir ve Anaksimandros'u bilimsel kozmolojinin babası yapar.
Sayfa 16 - Cinius Yayınları 1. Baskı Kasım 2025·Kitabı okudu
Eser, Ahmet Arslan'nın İlkçağ Felsefe Tarihi 1 ve Ahmet Cevizci'nin Felsefe Tarihi gibi felsefeye başlangıç kitaplarına güzel bir alternatif olarak okunabilir.
Yeni okuru hiç kavramlarla sıkmadan bazen yüzeysel, bazen de inceden detaylı eşeleyerek Thales'ten Kant'a kadar felsefeyi hem epistemik, hem estetik, hem de ontolojik olarak güzelce harmanlayarak kısa bir felsefeye başlangıç kitabı çıkmış ortaya. Yazarın akıcı üslubu Nigel Warburton'dan daha verimli bir okuma sunuyor.
Felsefe okurları için oldukça basit ve yüzeysel gelebilir ancak felsefeyle yeni tanışacak okurlar için oldukça verimli bir okuma olacaktır.
Spoiler yememek için önce kitabı okudum, daha sonra incelemelere göz attım. Kitap, okuyucusunu resmen ikiye bölmüş; okuyanların kimisi hiç beğenmemiş, kimisi de okuduğum en iyi kitaplardan biri diye yazmış. Ben de okuyup beğenmeyenler sınıfına ait hissediyorum şuan kendimi. Hatta hiç çekinmeden söyleyebilirim ki son zamanlarda okuduğum en basit, en klişe, en biran önce bitsede başka bir kitaba başlasam diye okuduğum bir kitap oldu.
Zülfü Livaneli'nin neredeyse bütün kitapları edebi dilden yoksun, bunu biliyoruz ve yazarın okuduğum bu 6. kitabı olduğu için yine edebi bir anlatım ya da yoğun bir metafor beklentim yoktu. En azından bulduğu konular çok orijinaldi ve bir şekilde okutuyordu kendisini. Ancak şunu da iddia ediyorum ki bu kitabı Zülfü Livaneli değil de ünlü olmayan başka bir yazar kaleme almış olsaydı Can Yayınlarının kitabı yayımlama oranı %1 ihtimal bile değildi. Ortaöğretim bile değil, ilköğretim talebelerinin anlayacağı şekilde sürekli kitap; "Dün erkendi yarın geç", "Kötüler her yerde, gölgede bile varlar", "Senin yokluğun dışında hiçbir sorun yok, bekle, bekle beni geleceğim", gibi aşırı basit cümlelerin tekrarı da aşırı baydı okurken.
Kitabın tek beğendiğim kısmı girişteki Konstantin Simonov'un 2. Dünya Savaşı'nda Rus cephesinde sevgilisine yazdığı şu şiir oldu:
"Bekle beni, döneceğim.
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle, hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarı sıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni."
Kitabın konusu her ne kadar altmışların sonu, yetmişlerin başında geçen ve fikir ve idealleri uğruna bir insanın yapabileceği şeyleri Selim ve Leyla'nın ön planda anlatılan hikayesiyle okuyucuya yedirilmiş olsa da ülkenin güncel olarak en çok okunan ve yabancı dile çevrilen yazarlarından birisinin bu kadar