Yeni Ankara Radyosu, özellikle Türk sanat müziği ve Türk halk müziği alan­ larında bir "okul" görevini üstlenmiştir. Çoksesli müzik alanında da yöntemli ve düzenli programlar yayınlanmıştır: "Bu olanakların yaratılmasıyla yurdumuzdaki hemen tüm müzikçiler Ankara'daki Radyoevi çevresinde toplanmış, alacakları ücrete, ya da atanacakları pozisyona bakmaksızın çalışmalarına başlamışlardır. İlk Türk bestecilerimizden Ferit Alnar, N. Kazım Akses, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin ve Adnan Saygun, Ankara Devlet Konservatuvarı öğretmenlerinden Cevat Memduh Altar, Necdet Atak, Ferhunde Erkin, Mithat Fenmen, Mesut Cemil, Halil Bedii Yönetken gibi daha pek çokları, radyonun ilk programlarında görev­ lendirilerek, ya da program düzenleyerek uygarlık yolunda toplumumuza bir şeyler aktarmak için yarış etmişlerdir."
Sayfa 517 - MÜZİK ANSİKLOPEDİSİ YAYINLARI, Üçüncü basım, 1997·Kitabı okudu
Genç Cumhuriyet’in Beyin Takımı…
“Cumhuriyet kavramının içini dolduracak olan, sanatla, kültürle, sporla, Cumhuriyet'! Cumhuriyet yapacak olan nesiller dünyaya gelmeye başlamıştı. Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Volkan olup dönünüz... Pırıltılı gençler yurtdışına eğitime gönderilmeye başlandı. İlk kafile Almanya, Fransa ve Belçika’ya gitti. Devlet kendi boğazından kesmiş, geleceğimizi kuracak olan gençlerimize her türlü maddi imkanı sağlamıştı. Ordinaryüs Profesör Ekrem Akurgal mesela, o yıllarını şöyle anlatacaktı... “Aylık öğrenci bursumuz 96 liraydı, yani ayda 650 mark gelirimiz vardı, bu para bize bol bol yetiyordu, Alman öğrenciler ayda 150 markla geçiniyordu, bazen Kempinski, Mampe gibi ünlü restoranlara bile giderdim, iyi giyinirdim, tanınmış ailelerin evlerine davet edilirdim, Berlin’in hep en güzel semtlerinde otururdum.” Bu aldıkları bursun karşılığını fazlasıyla verdiler. Kendilerini okutan devleti yücelttiler. Selahattin Reşit Alan, Fransa’ya gönderildi. Uçak mühendisi oldu, pilot oldu. İlk milli uçağımız MMV-l’i üretti. Ahmet Adnan Saygun Ulvi Cemal Eritin Cemal Reşit Rey Haşan Ferit Alnar Necil Kazım Akses Fransa’ya gönderildiler, konservatuvar eğitimi aldılar, “Türk Beşleri” oldular, çok sesli müziğin omurgasını oluşturdular. Ekrem Akurgal, Almanya’ya gönderildi. Arkeolojide hocaların hocası oldu, ordinaryüs oldu. Jale İnan, Almanya’ya gönderildi, Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu oldu, Perge ve Side antik kentlerini memlekete kazandırdı. Cahit Arf, Fransa’ya gönderildi, ordinaryüs matematikçi oldu, TÜBİTAK’ın ilk bilim kurulu başkanı oldu, literatüre “Arf Değişmezi” ve “Arf Halkaları” gibi kendi adıyla anılan teoremler kazandırdı, bugün 10 liralık banknotumuzda portresi var. Haşim Şensoy, elektrik mühendisi oldu. Keban Barajı’na imza attı. İhsan Ketin, Türkiye’de “jeolojinin
Reklam
Eskiden bunlardan çoktu...
Son dönemlerde bir laf çıktı: "Nazım Hikmet' in aşkları yok, kadınları var!" Bunu söyleyenlerin aradığı, Mehmet Rauf'un yaşadığı ya da yaşamadığı her aşkından sonra intihara teşebbüs etmesi mi? Bu tür yüzeysel sözleri kimler çıkarıyor, aklıma bir olay geldi. Büyük opera sanatçımız Semiha Berksoy, Nazım Hikmet'i Çankırı Cezaevi'nde ziyaret etti. Ankara'ya dönüşünde Vali Nevzat Tandoğan, "O rezil adamı nasıl ziyaret edersiniz!" diye bağırdı. Semiha Berksoy'un yanıtı "Onu seviyorum" oldu. Sonra öğrenir, kendisini şikayet eden aşk teklifini reddettiği orkestra şefi-besteci Ferit Alnar'dır! Nazım üzerine çıkarılan sözlere bir de bu açıdan bakın. Zavallı Nazım hakkında ne çok yalan üretildi. Mesela denir ki, "Nazım Hikmet Beyoğlu'nda kapıları elektirikle açılan lüks apartmanlarda oturuyor!" Cihangir'deki ev kiralıktı ve Nazım ile Piraye'nin karyolası bile yoktu!
Sayfa 289·Kitabı okudu
Devrimler peş peşe geldikçe, alaturka mı siki hakkında daha başka, daha köklü kararlarında alınacağı artık belli olmuştu. İnkılaplar Türkiyesi’nde musiki’nin de eskisi ile alakası bulunmayan yeni bir tarzda olması gerektiğine inanan devlet, batı musikisine aynen almayı telaffuz etmiyordu ve onun için yeni bir musiki arayışındaydı. Gerçi 1920’lerin ortalarından itibaren, ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit alnar, Ahmet Adnan Saygun gibi bazı gençler kompozitör olmaları için Avrupa’ya gönderilmişlerdi ama musiki inkılapında daha tecrübeli ve önemli isimlerden istifade edilmesi gerektiği kanaati hakimdi. Bu iş için Avrupa’dan çok sayıda besteci, müzik pedagogu, orkestra şefi ile icracı davet edildi ve alaturka’nın yerini alması istenen müstakbel musiki hakkında ecnebi müzisyenlerin görüşlerinden istifadeye çalışıldı.
Sayfa 364·Kitabı okudu
Dünya çapında saygın biliminsanları Türkiye'ye akarken, gelecek vaat eden 150'si kız 750 genç seçti, yurtdışına eğitime gönderdi. Almanya, Fransa, Belçika, İsviçre, İngiltere, Avusturya, İtalya, Çekoslovakya, Macaristan ve İsveç'e gittiler. ABD'ye, Çin'e, Japonya'ya gittiler. Cenevre, Lozan, Sorbonne, Lyon, Freiburg, Heidelberg Berlin, Charleroi, Harvard, Chicago, Cornell, Missouri, lowa, Wisconsin üniversitelerinde eğitim aldılar. Selahattin Reşit Alan gitti, uçak mühendisi olarak döndü, ilk milli uçağımız MMV-1'i üretti. Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses gitti, Türk Beşleri oldular, çok sesli müziğin omurgasını oluşturdular. Ekrem Akurgal gitti. Arkeolojide hocaların hocası oldu, ordinaryüs oldu. Jale İnan gitti, Türkiye'nin ilk kadın arkeoloğu oldu, Perge ve Side antik kentlerini memlekete kazandırdı. Cahit Arf gitti, ordinaryüs matematikçi oldu, TÜBİTAK'ın ilk bilim kurulu başkanı oldu, literatüre "Arf Değişmezi" ve "Arf Halkaları" gibi kendi adıyla anılan teoremler kazandırdı. Haşim Şensoy gitti, elektrik mühendisi olarak döndü, Keban Barajı'na imza attı. ... Mustafa Kemal "sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz" demişti... Öyle de oldu.
Türk Beşlisi, Özsoy ve Taşbebek adlı ilk Türk Operaları
Türk Beşlisi diye anılan Cemal Reşit Bey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Necip Kazım Akses bu devirde yetiştiler. Bu beşli ‘Ankara Musiki Mektebi’nde de hocalık vazifesiyle görevlendirilmişti. Bu sanatkarlar, Türk halk müziğini, Batı müziği tekniği ve ilkelerine göre düzenleme çalışmaları yaptılar. Adnan Saygun’a ait Özsoy ve Taşbebek adlı ilk Türk Operaları da yine bu devirde temsil edilip seslendirildi.
Sayfa 24 - Net Kitap Yay.·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam