Merhabalar Efendim...!

Kahveler hazır mı? Bizimkisi de soru.. Tabi ki hazır... Lütfen artık söylemeden hazır olsun...!
{Ç News} özenle yayında.!

"Bu senin yaşamın ve her geçen dakika sona eriyor."

O yüzden "Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür." Etrafınıza dönüp bir bakın ; "Sahip olduklarınız, sonunda size sahip olur." bu bir televizyon, bir telefon veya araba olabilir.. Herhangi bir şey olabilir.. Eşyaların ve insanların kölesi olmayın..!

"Benim dünya görüşümde sen: rockafeller merkezi harabelerinin etrafındaki ormanda av peşindesin... Hayatın boyunca üzerinde olacak deri giysin var. Sears kulesini saran sarmaşıkları tırmanacaksın. Tepeden aşağıya baktığın zaman sadece un yapan ya da asfalt yolda et kurutan minik insanlar göreceksin."

Hayatın bu kadar mı anlamsız? Biraz kendin olmaya ihtiyacın var..! "Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür kalabiliriz. Bırakın evrilelim; her şey düşeceği yere düşsün. Her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin."

"Omlet yapmak için yumurtayı kırmak gerekir."
O yüzden bugünün incelemelerini hemen iliştirelim;

fazi 'nin #28632981

Mete Özgür 'ün #26941855

Cem Eren'in #28334946

 "Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

"3 dakika. Hepsi bu. Sıfır noktasındayız. Olayın şerefine bir konuşma yapacak mısın?"

Yapacağım Patron..!

Bugün sizlere Dövüş Kulübü alıntılarını birleştirip ulaşmak istedik.. Birleştirince bir konuşmaya dönüştü. Bizim hoşumuza gitti. Sizlerinde hoşuna gitmiş olması dileğiyle..

Günün şarkısı Tyler Durden'dan, hemen iliştirelim;
https://youtu.be/gEPmA3USJdI

"İnsanlar bunu her gün yapıyor. Kendileriyle konuşuyor, hayallerindeki gibi olmak istiyorlar. Ama cesaretleri olmadığı için eyleme geçmiyorlar." Çünkü küçük bir fanus içinde yaşıyoruz ve bu fanusu kırıp, dışarıya çıkıp asıl özgürlüğü aramaktan korkuyoruz..!

Sizi bu Fanus'tan çıkaracak yabancı ve yerli olmak üzere iki kitap ve bir film önerip, yazımızı sonlandırıyorum..

 Yolda ve Rotasız Seyyah

Film olarak ise; Into The Wild 'i öneriyoruz. Dileyen tabi ki Yabana Doğru kitabını da okuyabilir. Ama filmi kesinlikle izleyin...

Son olarak Tyler Durden sizlere der ki;

"Burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bu potansiyeli görüyorum ve hepsi heba oluyor. Lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz."

Şimdi ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz.. Bıraktığınız işinize devam edin..! Rüya bitti gerçekler sizinle şuan.. Ama rüya olmaması da sizin elinizde???

Uzunca yazdık... Bugün bizden bu kadar 1k okurları..!

Huzur ve mutluluk sizlerle olsun...!

Sağlıcakla kalın...!

{Ç News}

, Hachiko'yu inceledi.
 26 Mar 00:17 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı kitaplar vardır böyle dış kapağından sizi cezbeder. Tamam biliyorum, kitapları asla dış kapaklarıyla yargılamıyorum ama bu kitap beni çekti. Kitabın kapağında bir köpek resmi vardı. Köpeğe bakınca onda bir hüzün hissettim. Bir yere bakıyordu. Uzaklara...
Köpekleri çok severim ama her daim onlardan korktum. Hep böyle uzaktan gözlerimle sevdim onları. Belki tüylerinin yumuşaklığını hissedemedim ama kendi sıcaklıklarını hissettim.
Yanıma yaklaştıklarında kalbim hep küt küt atar. Kendimi sakinleştirmek için büyük çaba sarfederim. Köpeklerin hisleri çok gelişmiş o yüzden bizim korktuğumuzu anlıyorlarmış. Bu korku çocukluğumdan gelen bir şey galiba bilemiyorum.
Neyse lafı fazla uzatmadan, kitabın üstündeki "Bir Sadakat Efsanesi..." yazısını da görünce bu kitabı aldım.
Bu hikayeyi belki daha önce duymuş olabilirsiniz. Duymayanlar varsa da anlatmayacağım korkmayın. Sadece bu kitabın bana ne hissettirdiğini anlatacağım.
Umut...
Umut deyince aklınıza ne geliyor?
Umut aslında çok büyük bir şey. İçimizde taşıdığımız ama belkide yaşamamızı sağlayan bir şey. Herkes farklı bir şeyler bekliyor hayattan ama hepimiz bunu umut ederek yapıyoruz. Umudumuz tükenince ise hayatımız başımıza yıkılıyor.
Peygamber Efendimizin bununla ilgili çok güzel bir sözü var. "Ümit, ümmetim için bir rahmettir. Ümit olmasaydı, hiçbir anne emzirmez ve hiçbir ağaç diken dikmezdi."
Kitabı okuyunca umut duygusunu çok yoğun bir şekilde hissedeceksiniz. Bunun yanında sadakat, sevgi, asla vazgeçmeme...
Aklıma gelmişken Cem Karaca'nın bir şarkısında söylediği şu dizeleri de paylaşayım. "Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar." (Hangi şarkısı olduğunu anladınız siz.;))
İçindeki resimleri ve yazıların büyüklüklerine bakıp çocuk kitabı diye okumamazlık yapmayın lütfen. Bu kitabı her yaştan insan okuyabilir ve kendine bir şeyler çıkarabilir.
Kitabın sonunda aynı isimli bir film tavsiyesi var. Henüz izlemedim ancak okuyanlar belki onu da izlemek isteyebilirler.

İyi Okumalar kitap dostları
Asla umudunuzu kaybetmemeniz dileğiyle...

Ömrümün Defteri Böyle Kapansın
Bu iletimi değerli https://1000kitap.com/osmanyalciner ' e ithaf ediyorum.


Bu fukara sadece edebiyat değil, sinema hastasıdır aynı zamanda. Dolayısıyla artistlerin de. Evini bilmediğim artist çok azdı bir zamanlar.

Bayramlarda evlerini ziyaret eder el öperdik. Zeki Müren’e Cağaloğlu yokuşunda rastlamıştık. Arabasının önüne attık kendimizi tabii. Kendisi arka koltukta oturuyordu. Belki 1974 belki de 75. Şevrole İmpala’ydı araba hiç unutmam. Kanatlısından. Tam seksen beş lira toka etmişti şoförü. Seksen beş lira aga. Dile kolay. Hemen ilk lokantaya daldık. O zamanlar Sirkeci’deydi ambarlar. Simsarlar bağıra çağıra yük bulurdu. Dolayısıyla çoktu seksen beş lira Sirkeci için. Birer mercimek çorbası içmiş, birer de kokoreç yemiştik. Tam yedi kişi. Lahmacun vardı da, çiküfteyi bilmezdi İstanbullu o zaman. Azdı nüfusu ya ondan.

Hümeyra TV’nin kralıydı. Ya Yaş Otuz Beş şarkısı ya da Sessiz Gemi şarkısı çalardı. Bir ara Fikret Hakan’la evlendiğini okumuştum Ses dergisinden. Galiba boşanmışlardı dediğim tarihlerde. Çok sonra, meşhurluk yılları bitip unutulduğu zamanlarda Teşvikiye’de bir pasajda rastladım kendisine. Sultanı Yegâh diye bir plakçı dükkânı işletiyordu (İsimden tam emin değilim). AVM değil, pasajlar modaydı o zaman. Garibimin gücü bu kadarına yetmiş, bodrum katından ancak tutabilmişti dükkânı. Ah ablam benim ya, ben onu görünce tanıdım ya hemen, heyecanlandım, o, benim onu tanımamdan o kadar mutlu olmuştu ki, gözleri aydınlanmıştı. Fikret Hakan’sa şarkı söylüyordu evlendiği yıllarda. Cemo’yu, Löberde’yi severdik Allah için. Teyp yoktu, 45’lik plaklara okumuştu.

Bir bayram sabahı Cüneyt Arkın’ın evinin kapısını çaldık. Yine o yıllarda. Tamam sabah, çok da erken, iyi de abim niye küfür ediyorsun ki sen bize? Kırdık camlarını biz de.

Levent metrosu var ya? Sarıyer’e giderken sağda olanı. Alın onu sağınıza, sağdan ilk caddeden sapın, sağdan ikinci ya da üçüncü villa Güzide Kasacı’nındı. Az şeftalisini yemedik kadıncağızın. Helal etsin canım benim. Keşke elini öpüp helallik alsaydım. Böyle Bir Kara Sevda Kara Toprakla Biter, diye bir parça var ya, hani Ezel dizisiyle tekrar meşhur oldu ya, ilk meşhur eden odur billahi.

Bu caddenin biraz ilerisinde Levent camisi vardır. Solda. Zengin ve ünlülerin cenazeleri kalkardı. Biz illaki olurduk. Cenazelerde yakalara takılan fotoğraflar olur ya, ilk orada karşılaşmıştık. Biz de takardık. Merhumun bir fotoğrafı bir de toplu iğne, hepi topu bu olurdu soykası. Başka soykalarını da dağıtırlardı bazen. Giysi ve ayakkabılarını çoğunlukla. İlk kez burada bir sahaf ihtiyarla tanıştım. Bu cenaze yaka fotoğraflarını topluyordu. Meğer bunların koleksiyonunu yapıyormuş. Tam öykülük değil mi yani?

Sadri Alışık ve Çolpan İlhan çifti var ya, hani Atilla İlhan’ın kız kardeşi Çolpan, Şişli camisine yakın otururlardı. Abide-i Hürriyet caddesi üstünde. Kerem Alışık, yaşıtımızdır. Kıl herife hiç hazzetmezdik. Hareket çekerdi arabalarının penceresinden.

Birkaç sokak ileride, biraz arada, sapada, Bomonti’ye doğru, Neriman Köksal otururdu. Şu Fosforlu Cevriye canım. Zar zor biriktirip almış evi. Ses dergisi öyle yazıyordu. Fosforlu Cevriye, hani şu Suat Derviş var ya, onun eseridir, ciddi ciddi aşıktım ben ona. Allah'ım ne kadar çok hayalini kurdum onun, o çocuk yaşımda. İlk Nazım Hikmet gıcıklığım onla başladı. Kıskançlık ayol.

Filiz Akın, sıkı eğitimi vardır ha. Yine Ses dergisinden. Türker İnanoğlu’yla evliydi ve Topağacı’nda otururdu. Topağacı aga, ötesi var mı? Hem de bir apartmanda. Oğlu İlker İnanoğlu’nu hiç görmedik.

Filiz Akın çok önemlidir Türk sineması için. Bir sınırı ortadan kaldırmış, bir tabuyu yıkmıştır. Niye mi? Arz edeyim. Ona kadar Türk sinemasında Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit hegemonyası vardır. Onlar filmlerin iyi kadınlarıdır. Kötü kadınlarsa hep sarışındır. O zamanlar ecnebi filmlerin pek izleyicisi yoktu. Dolayısıyla sarışın kadınlar, tüyü ve kanı bozuk, yuva yıkan vamp kadınları oynarlardı. Zavallı Neriman Köksal, Fosforlu Cevriye hariç hep vamp kadını oynamıştı. İşte bu Filiz Akın, biraz da kocası Türker İnanoğlu sayesinde yıktı bunu. Onun sayesinde sarışın kadının da iyi olabileceğini düşündük.

Vamp sarışın dedim de, aklıma Eva Bender geldi. Güzel kadındı Allah için. Tarkan filmlerinde oynadı hep. Kah kötü büyücü oldu kah kötü fahişe. Halit Refiğ’in eski eşidir. Halit Refiğ bir eşektir benim gözümde, Türker İnanoğlu gibi dirayetli çıkmamıştır. Bir de faşist diye beğenmez onu. Eva Bender’in erken yaşta öldüğünü okuduğumda içimde bir şeyler kopmuştu ve odur budur sevmem Halit Refiğ lavuğunu. (Affınıza sığınıyorum)

Tarkan, ne filmlerdi yarabbi. Kartal Tibet oynardı. O kadar aradık da bulamadık nerede oturduğunu. Tarkan çizgi romanını Sezgin Burak çizerdi. O çizmeden evvel tek bir Tarkan ismi yoktu bu memlekette billahi. Hatta Tan ismi de. Benim uzaktan akrabam olur. Tarkan değil, Sezgin Burak canım. Ben Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulunda okurken, 1978’de intihar etti. Oysa bana bir sözü vardı, Çerkes Ethem’in Kuvayı Seyyaresini çizecekti. Olmadı. Yetmedi ömrü. Ne zaman Eyüp Sultan Camisine gitsem, onun Maryo’nun Kuşları macerasını hatırlarım.

Yılmaz Köksal’ın Bağlarbaşı’nda bir apartmanın altında plakçı dükkânı vardı. O dükkâna çok yakın bir Lunapark vardı. Aslında bir panayırdı. Biz cümbür cemaat o parkta çalışırdık. O parkta ne günler yaşadık yarabbi, ne aşklar yaşanmıştı, nasıl unutulur ki?

“Orhan, baldız Aynur’a abayı yakmıştı. Bunu bir kendi bir de bira muhabbetlerinde açıldığı Feyzi ve ben bilirdik. Seviyor musun harbiden Aynur’u demiştik de, gözleri dolmuştu. Sen ne diyorsun moruk, adı geçince var ya, içimde panayırlar kuruluyor, binlerce çocuk koşuşturuyor. Ve o gün, bu park çocuklara bedava iyi mi, demişti”

Sezgin Burak’tan söz ettim ya, Yıldırım Gencer’den söz etmezsem kemikleri sızlar. Çünkü o, Sezgin Burak’la yakın akrabadır. Dolayısıyla benim de akrabamdır. İyi bir Apsuva’ydı. İç Levent’te, Etiler Lisesine doğru, şimdiki Ak Merkez, otururdu. Tek katlı, koca bahçeli bir evi vardı. O evi de ziyaret etmiştik. Kendisi yoktu. Küçücük bir köpek vardı bizi karşılayan. Dört nala kaçmıştık evinden.

Madem Etiler’e yaklaştık, Ayhan Işık’tan bahsetmezsek ayıp olur. Ayhan Işık rahmetli İzmirliydi aslen, ama Bebek yokuşunun ortalarında, Bebek'e inerken sağda bir köşkte yaşardı. Eğer film çevirmiyorsa illaki bahçesindeki havuzun kenarında güneşlenirdi. Zaten güneş çarpmasından öldü. Biz de çok kızdırırdık rahmetliyi. Çocukluk işte. Evinin bahçe parmaklıklarına dayanır para isterdik. Vermeyince de, Ayhan Işık, tahta kaşık, kıçı bulaşık, diye kızdırırdık.

Yanlış hatırlamıyorsam 1979 senesiydi. Rahmetli oldu o yıl. Nubar Terziyan (Ermeni'dir kendisi) gazeteye bir ilan vermiş. Demiş ki, evladımı kaybettim. Allah rahmet eylesin. Yaklaşık böyle bir şey işte. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ayhan Işıkı'ın ailesi, bir karşı ilan verdi. Hani Nubar Terziyan Ermeni ya. İlanda şöyle diyorlardı yaklaşık. Bizim Nubar Terziyan'la alakamız yoktur. O, (yani N.T) Ayhan Işık'ın ne babası ne de amcasıdır. Biz Türk’üz. Te Allah'ım ya, gerek var mıydı Nubar Terziyan'ı da öldürmeye? Adamın içi yanmış, insanlarla acısını paylaşmak istemiş.

Hülya Koçyiğit’in evini hiç bilemedik. Kendisi Selim Soydan’la evliydi. Hiç ayrılmadılar. Allah herkese böyle bir evlilik ihsan etsin. Susuz Yaz filminde müthiştir. E, dile kolay Berlin Film festivali Altın Ayı ödülünü almıştır. Erol Taş hayatının oyununu çıkarmıştı. Semtten Muammer Abi anlatmıştı. Meğer bu Hülya Koçyiğit’in bir yüzen arabası varmış. Hem karada hem de Boğazda yüzermiş. Biz görmedik. Bu Muaammer Abi var ya, ilkokulu bile bitirememiş, acayip kara kalem otomobil resimleri yapardı. Kökleri Girit’e dayandığından Kıbrıs harekâtına en çok o sevinmişti. Beni Kıprıs'a götürün, orada iyileşirim, diye diye ölmüştü rahmetli. Öyle güzel otomobil resimleri yapardı ki, 30 model Desoto’nun kız gibi silueti göz kamaştırırdı. Laf onundur.

Erol Taş’ın bir kahvesi vardı. Duyduk, hadi gidelim dedik. Bu çok geç zamanlarımda olmuştu. 90’lardı galiba. Cankurtalan’daydı. Nargile tellendirip kahve içmiştik. Garibim, benim gibi iplik fabrikasında işçilik yapmış. O Cankurtaran’da ben Bomonti’de. Kangren oldu. Uzuvlarını kaybetti rahmetli. Kendisiyle hiç karşılaşmadım maalesef.

Türkan Şoray, Keriman Halis Ece’den sonraki en güzel Çerkes’tir o. İç Levent’te otururdu. Rüçhan Adlı ile yaşardı. Galatasaray’ın as başkanıydı Rüçhan Adlı. Sonra Cihan Ünal çaldı kalbini. Evinin tam karşısında çocuk yuvası vardı. Galiba Rüçhan Adlı’nın eviydi o. Aklımız ermezdi çocuk yuvasının ne olduğuna. Anası varken çocuk yuvaya mı bırakılırmış, derdik. Cahillik işte. Medineli olmak ne demek daha anlamamıştık o zaman. Bayramlarda çikolatalarını çok yağmaladık. Çok imzalı fotoğrafları geçti elimizden ama bilemedik kıymetini. Elini öpmek, helalleşmek isterim.

Fatma Girik Yeni Levent’e doğru otururdu. Tövbe bir kez bile rastlaşmadık. Sonra Şişli Belediye Başkanı oldu. Anasını ağlattı Şişli’nin. Ben şahsen başarılı buldum ablamı.

Ha, bir de Lido havuzu vardı. Beşiktaş, Ortaköy’de. Hani şu Reina var ya, onun yeri havuzdu işte. Taş bebek gelecekmiş, dedi kim dediyse. Koştuk gittik görmemiz lazım diye. İyi paraydı girmek. Gelmedi tabii. Taş bebek dediğim Gönül Yazar ayol.

Yıldırım Önal vardı bir de. Yarabbim ne sesi vardı. Gelmiş geçmiş en değerli tiyatrocularımızdan biridir. Tennessee Williams'ı o tanıttı bize. Aynı oyunda üç role çıkar, üçünü de başarıyla canlandırırdı. O kadar fakirdi ki, Gültepe’de sınıfsız bir otelde kalırdı. Çok tavla oynamışlığımız var rahmetliyle.

Yılmazlar oteliydi galiba. Sahipleri Bayburtluydu. Oğulları benim Yeni Levent Lisesinden arkadaşımdı. Tıpkı Mahir Günşiray gibi. Adamcağız alkolikti maalesef. Arzu Okay, komşumuzdu o zaman Mecidiyeköy’den. Anacığı Güvenevler’de otururdu. Sık sık anacığını ziyarete gelirdi. Çok güzeldi çok. Tüm abilerimiz aşıktı ona. Erkin Koray da komşumuzdu Mecidiyeköy’den. Pink Floyd’un Roger Waters’a kadar olan dönemini ondan öğrendik. Garibandı çok. Sonra ne olduysa oldu, gençler tuttu elinden ve çıkardı. Odur budur, ne varsa gençlerde var diyoruz.

Kadir Savun, o da Mecidiyeköy’e gelirdi. Galiba kızı oturuyordu. Bir de bilardo salonu açılmıştı. Turnuva yapılırdı sık sık. Fesuphanallah, İllaki Erkin Abi olurdu. Bir keresinde Kadir Savun da vardı. Hiç unutmam, 1982 senesiydi. Mevsimlerden hazandı. Televizyon da açıktı. Belki de radyoydu. Spiker, Yıldırım Önal öldü, diye anons yaptı. O anı asla unutamam. Koskoca Kadir Savun dizini döve döve ağlıyordu. Erkin Abi, Kadir Savun’u teselli ederken kendi de ağlıyordu. Aslında hepimiz ağlıyorduk. Ben hele, koyuvermiştim. Tavla yoldaşımı kaybetmiştim.

Bazı arkadaşlarım bazı öykülerimi okuyunca, bu amma da arabesk olmuş lan diyor. Ben de, benim hayatım arabesk moruk, ne bekliyordun ki, bırak şimdi dırdırı, Zeki Müren’den, Aldığım Her Nefesin Birisi Senin, parçasını çal bakem. ))) Kapanacaksa ömrümün defteri böyle kapansın, diyorum. Şaka tabii.

Ayşe*, Günce'yi inceledi.
17 Mar 01:27 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

HERKES KENDİ KİŞİSEL KOMASINDA!!

Çocukken Yunan Tanrı’larının gerçek olduğuna inanırdım,Allah’ın bizim, Yunan Tanrı’larının Yunanlıların olduğunu sanırdım çocukluğum boyunca, ta ki okulda hepsinin mitolojik hikaye ,efsane olduğunu öğrene kadar, kabul ediyorum büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Son ansiklopedi okuyan nesil olmanın avantajlarından biri de, şimdilerde bir tık uzağında ki bilgiye erişmeye üşenirken, o zaman öğrendiğin ne varsa kitabın kokusundan mı,dokusundan mı bilmiyorum bilginin zihinde pırıl pırıl kalıyor olması. Oidipus,Poseidon,Ares,Medusa,Zeus, Hades,Athena hepsi benim çocukluğumun kahramanları.Ve bana göre hepsi ölümsüz.

Dünyaya maalesef kazık çakamıyoruz arkadaşlar burda bi anlaşalım önce. Olsa olsa en fazla bir iki çam fidanı,bir iki limon Selvi bırakırız ardımız sıra. Elli bilemedin yüz sene sonra adımızın esamesi bile okunmaz,mezar taşı dışında da anımsayan olmaz.

Peki ya bazıları ölümsüzlüğü buldu desem ne dersiniz? İnsanoğlu yıllar boyunca ,fani olduğunu kanıksadığı bu hayatın sonunda kendinden yüzyıllar sonra bile, söz konusu edilmesini sağlayacak şeylerin peşinde koşuyor.
Van Gogh ,Beethoven, Frida, Shakespeare, Atatürk , Nietzche, Dostoyevski ,Tolstoy , Tarkovski , Sigmund Freud , Stephan Hawking, Einstein ,Che hepsi ölümsüzlüğü bulmuş kişiler bana göre. Hepsinin bu dünyadan göçüp gitmeden yeryüzüne bıraktığı savunduğu bir fikri, bestelediği bir şarkısı ,yazdığı bir kitabı, çizip boyadığı bir tablosu, uğruna savaştığı idealleri, insanları aydınlatmak gibi gayeleri vardı. Nitekim bundan 300-500 belki 1000 yıl sonra onları hala milyonlar tanıyor olacak. Çünkü hemen herkes bu dünyaya kendi imzasını bırakmak istiyor, kimi kendisine benzeyen bir çocuk doğurarak, kimi pastoral bir şiir yazarak ama Chuck abi’nin de dediği gibi ;

“Hepimiz kendimizi anlatmak istiyoruz.
Hiç kimse unutulmak istemiyor”

Ve sadece kayıtlarda bulunması açısından söylüyorum;
“Herkes kendi kişisel komasında.”

Ölümsüzlüğü aramak için yollara düşen Lokman hekim gibiyiz, vitesi biraz daha yükseltip günümüze geliyorum ,sosyal medya hesaplarında ki binlerce taşlaşmış an, yüzlerce yaşanmadan yaşanıyormuş gibi yapılan ,teğet geçilen hayat. Sürekli beğenilme, unutulmama,takdir görme arzusu ,büyük kaos.

Demem o ki ,ölümsüz olmak o kadar da zor değil. Görmeyeceğim bir ölümsüzlüğün bana ne yararı var derseniz boşverin, ölümsüz olmak istiyorsanız da zaten göremeyeceksiniz yine boşverin. Ne diyordu bir film sahnesinin girişinde ki replikte ;

“Hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret! “

Chuck Palahniuk’un okuduğum 4. Kitabı ve en beğendiğim kitabı diyebilirim. Kitap sürekli bir Flashback halinde , iki satırda bir geçmiş gelecek yer değiştiriyor, yazarın diline artık aşina olduğum için pek zorluk yaşamadım ama yeni başlayacak arkadaşlara önerim Chuck Palahniuk okumaya Görünmez Canavarlar ile başlamaları yönünde. Kitaba puanım on üzerinden on (sana puanım on kanka \w/ ) Keyifli okumalar diliyorum,tabi mümkünse :)

BANA FD DE, Eylül'ü inceledi.
 25 Şub 02:35 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Herkesin hemen ilk psikolojik roman diye aklına gelen bu kitap benim de aklımda bu şekilde yer etmiş bir kitaptı. Başlarında olay örgüsünü az çok kavradığım için insan ,malum dizi film vs. lerden, öyle devam edecek diyerek sıkılmıştım ama okumaya devam edince dili, anlatımı insanı bırakmıyor. Şimdi kitabın içeriğine geleyim; arka planda Yıldız Tilbe'nin şu meşhur Ama Evlisin şarkısı çalıyor en başta bunu söyleyebilirim. Bir kadın ,kocası ve yakın arkadaşı arasındaki muhabbetlerden zamanla doğan imkansız aşk anlatılıyor. Bunu böyle deyince günümüzün saçma, çirkin ilişkileri beliriyor insanın zihninde ama burdaki karakterler durum vaziyeti değiştiriyor. Okurken bu kadar ince düşünen insanlara sizde aşık oluyor,onların acısıyla dertleniyorsunuz.
Eylül...
Kitapta "Eylül ya, hüzün ve yağmur ayıdır.","Eylül esef ve özlem ayıdır.İçine birkaç günlük kış saldırısından acı düştüğü için,o güzel havaların devamlı yazın, artık nasıl geçtiğini bir mazi olduğunu hissettiren ay..." diye geçiyor ve kitaptaki aşıklar 'Eylül' lerini bu sözlerde yaşıyorlar , aşkın ateşiyle yanıp kül olmalarına sizleri de şahit ediyorlar.
Ve son olarak kitapta beğendiğim bir kısmı alıntı yapmak istiyorum.
"...'işte aşk' diyordu.İnleyerek,"Ah sadece aşk,sadece birbirini sevenlerin her şeyi unutup nurlu,süslü gördükleri şiir rüyası ve heyecan var. Sadece o,sadece o..."Hatta bütün ceza bile olsa,bütün hıyanet bile olsa onu bilmeyenlerin bu saniyeyi yaşamayanların "Yaşamadık!"diye feryat etmeleri lazımdı."Ondan başka her şey boş, her şey hiç ,her şey beyhude idi. O olmasa hiç,hiçbir şey olmazdı. Ve yine ondan başka her şey yoktu.Yalan olsun ,sahte olsun yine sürekli o hüküm sürüyor,her şeyde,her halde o üstün geliyordu."Ah ne iyi oluyor da üstün geliyor,her yerde daima o üstün çıkıyor,bütün o miskinlikler daima eziliyor aşağılanıyor!" Diye yanarak söylüyordu."
Yaşamak için de ölmek için de aşk lazımdır, ister beşeri aşk deyin ister ilahi... Hayatı aşkla yapmak lazım ki hayat anlam kazansın. Fd özlü sözler faslından sonra kitabı beğendim ile kapatıyorum .

Yasemin, Ölüm Şarkısı'ı inceledi.
 20 Oca 03:22 · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 8/10 puan

~ “Ya severek dinlediğiniz sıradan bir şarkı, bir gün Ölüm Şarkı’nız olursa?” ~

Şu cümle kitaba başlamam için bile yetmişti. Benim ilk diyebileceğim cinayet~gerilim~polisiye kitabım oldu. Ara sırada bu tarzda kitapları da okuyabilirmişim. Güzel bir farklılık kattı :)

Kitabı kısmen yarım saat önce bitirdim. Çok duygu karmaşasındayım. Resmen tüm kitap bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Okuduğum her sayfanın yazıları canlandırılmış hali direk kafamda oluşmuştu. Aslında kitap okuyordum ama ben o an bir gerilim filminin tam ortasındaydım. Bende aynen bu şekilde bir etki oldu

Çelloya olan sevgim ise kitaba olan ilgimi daha da arttırmıştı.

Okuduğum için mutluyum. Karakterlerin bazı has özelliklerinden etkilendiğimi fark ediyorum. Bana birçok şey kattı.

Yazar, kalemini akıcı ve okuyucuyu yormayan bir dille ele almış. Olay örgüsü ise bir okuyucu sıkmayacak şekilde ilerletilmişti

Katilimiz kitabın ilk sayfasından size kendini tanıtıyor... Ben okuduğum süreçte katil kim? sorusu yerine başka sorular üzerinde düşündüm.
Peki bir insanı bu duruma düşüren ne? İnsanlıktan çıkaran, duygularını yitirmesi ve canileşmesi... vb.


Kitapta gazeteci Matt Owens’ın çaresizliğiyle baş koyduğu yoldaki ipuçlarıyla heyecanlı bir süreç sizi bekliyor
Eğer ki sizde o gizemin arkasındaki sırrı merak ediyor ve tarzınıza uygun bir kitap olduğunu düşünüyorsanız (yada benim gibi bir ilk yapacaksanız) hiç bekletmeden kitabı alın ve okuyun!

İyi Okumalar :)

Haydar Zaitsev, Sarı Sessizlik'i inceledi.
11 Oca 04:05 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bu kitabı tuvalette bile elinizden bırakamazsınız desem yeridir. Deli dehşet bir eser zaten yazarımız asker kökenli üstüne Kafkas Cephesi gelince ayran döner kıvamı löpürdetilmeye hazır bir şey olmuş. Okurken sayfaları engelli koşu yapan bir atlet misali takır takır atladım diyebilirim sürüklemeyi bırak uçurur cinsten dönemin şartlarını silah arkadaşlığı ve samimiyeti güzel tasvir eden ayrıca rus subay ve bizim türk subay karakteriyle adeta bir piyanist filmi havası estiren okurken üşüten yatarken coşturan susarken heyecanlandıran düşünürken efkarlandıran ve daha bir sürü şey canımmısın sen benimmisin sen hoş geldin bebeeeeeek sefalar getirdiiiiin şarkısı ne diyom la ben neyse nerde kalmıştık heh kitap iyidi güzeldi eksik olan tek şey bu kitaba çekilecek bir film diyebilirim senaryo leziz ve nefis tıpkı keloğlan filminde cüceyle kazandan corba içen Rüştü Asyalı keyfi misali bu kadar yeter sanırım evet yeter

Mehmet Sarıtaş, İskender'i inceledi.
04 Oca 18:40 · Kitabı okudu · 11 günde · 8/10 puan

"Insan sevdiğini hiç üzer mi?" diye bi şarkısı var ya Pepe'nin (çizgi film kahramanı) işte bu kitap sayesinde, aslında insanı ancak "sevdiği" üzer fikrine ulaşıyorsunuz.
Okuduğum en iyi Elif Şafak romanıydı.

Berke Can Turan, Susannah'nın Şarkısı - Kara Kule 6'i inceledi.
 27 Ara 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Finalden önceki son dönemeç... Hız kesmeden devam eden macera şaşırtıcı gelişmelerle sona doğru ilerlerken bizlere ancak ağzımız açık okumak düşüyor. Kule'yi tutan ışınlar her bir hayata dokunmaya devam ediyor ve sona yaklaştıkça bunun izini daha rahat ve açık bir şekilde hissediyoruz.

Kara Kule serisi kitapları çok yoğun bir anlatıma sahip. İnce detaylar, küçük büyük sürprizler ve detaylı hazırlanmış karakterler... Önceki kitapları bu şekilde gördük, özellikle "Çorak Topraklar", "Büyücü ve Cam Küre" ve "Calla'nın Kurtları" bu dediğime fazlasıyla güzel örnek oluyorlar. Aynı bir film gibi... "Susannah'nın Şarkısı" ise biraz daha farklı bir yolda serinin geri kalanına göre. Altıncı kitaba filmden çok bir dizi bölümü diyebiliriz, bir nevi nefes molası. Nefes molası dediğim yoğun anlatım için geçerli, hikaye yine soluk soluğa devam ediyor nefessiz kalmadan okuyabileceğinizi sanmayın.

Seri boyunca belli başlı gizemli noktaları bize bırakan usta bu kitapta mümkün olduğu kadar açıklığa kavuşturmuş çoğunu. Elbette, serinin son kitabından önce gizemin açığa çıkması ve sorularımıza cevap bulmayı bekleyemeyiz. Sadece bir ince ışık hüzmesi diyebiliriz yani.

Ayrıca King'in sadece ufak bir hikayeyi değil, dünyamızı ve bambaşka hikayelerin geçtiği farklı dünyaları birbirine bağlayan bir evren kurmuş olduğunu da sürpriz detaylarla bu kitapta anlıyoruz. Detay özellikle sürpriz olarak kalmalı.

Adındaki şarkının yazım biçimine yansıdığı ve kıtalardan oluşan "Susannah'nın Şarkısı" son üç kitap kadar olmasa da gayet akıcı ve merak uyandırıcı ilerliyor. Özellikle de hikayenin sonuçlanmasından sonraki sayfalarıyla okurunu fazlasıyla mutlu ediyor, hikayeyi de oldukça zirve bir noktada bırakıyor.

Not: Altın Kitaplar hala yeni basım yedinci kitabı sürmedi piyasaya. Lütfen arkadaşlar, takıntısı olanlar var burada.

Nuray, bir alıntı ekledi.
20 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Çünkü Kimse Seni Benim Kadar Çok Sevemez
Birbirini çok seven çiftler daha çabuk ayrılırlar, evet.
Çünkü onlar birbirlerini çok kıskanırlar.
Çünkü onlar alışmayı birbirlerinden öğrenirler.
Çünkü onlar birbirlerine kıyamazlar.
Çünkü onlar ölesiye ait olurlar, sahiplik çok sonra gelir onlar için...
Çünkü onların ikimizin şarkısı dediği binlerce şarkı vardır.
Çünkü onların en değer verdikleri şey el ele olmaktır.
Çünkü onlar sırf çok sevdikleri için bile gitmeyi göze alırlar.
Çünkü onlar deli gibi severken, sevildiginden en ufak bir şüphe duyduklarında kalmayı düşünmezler.
Onlar çok sevenlerdir ve ayrılık genelde onları bulur.Sıradan basit şekilde sevmezler.
Onlar "Hayır aşkım, sen kapat "diye diye konusmayı saatlerce uzatabilirler.
Onlardan biri diğerini alışveriş yaparken kaderine terk edilmiş bir çam ağacı gibi saatlerce bekleyebilir.
Yine onlardan biri sırf sevdiği adam siyah dedi diye beyaz diye bağırabilir.
Çünkü onların aşkı bir Kayahan şarkısı kadar temiz ve ölümsüz.
Çünkü onlar aşkına hikaye demiş ve söylemiştir.
"Bizimkisi bir aşk hikayesi, siyah- beyaz film gibi biraz. "

Sabah Uykum, Ahmet Batman (Sayfa 186 - Destek yayınları Eylül 2013)Sabah Uykum, Ahmet Batman (Sayfa 186 - Destek yayınları Eylül 2013)