• İlk film olmasından ötürü biraz yavaş geçiyor, fakat olayların akışı hızlandığında filmi hissediyorsunuz. "Venom", Marvel'ın kötü karakteri. Film müzikleri de efsane. En son çalan Eminem şarkısı da tadından yenmiyor. Sinemalarda vizyonda.
  • Idır, cezayirli sanatçı berberi dilinde muazzam şarkısı. Dinlemeden ölmeyin 🤣🤣
    Hayatının aşkının elinden kaçmasına izin veren adam sonunda tüm pismanliklariyla yalnız kalır ve dünyanın tüm ahları bile ruhunu yatistiramaz
    Yasmina Khadra
    Size muazzam görsel bir roman(film) izleyin:ve o filmin klibiyle muhteşem bir şarkı.

    https://youtu.be/T6bWUs1ilrw
  • Bünyaminle birlikte Kars'a doğru yola çıktık. .Onun acısını ve duygu yoğunluğunu gözlerimizle gördük.
    Zencefil ve Gülbadem'in, nefes kesici öyküsünü çok güzel izledik. Kitabı bitirdiğimde okumamış da film izlemiş gibi hissettim.
    Karakterlerin duyguları o kadar güzel hissettirilmiş ki..
  • "Bizi biz yapan anılarımızdır Tul. Sonunda valizinde koyup yanında aldığın şey anıların oluyor yalnızca. Aşk ve anılar unutulmuyor. Ölürken hayatının film şeridi gibi gözünün önünden geçmesi de bu yüzden. İstediğin anıları yanında götürüyorsun. Valisini topluyorsun anlayacağın."
  • İzlediğinizde size çok şey katacak filmler listesi:

    1. La Vita é Bella (Hayat Güzeldir) 1999 - Roberto Benigni
    2. Schinler's List (Schinler'in Listesi) 1993 - Steven Spielberg
    3. The Pianist (Piyanist) 2002 - Roman Polanski
    4. The Boy in the Striped Pajamas (Çizgili Pijamalı Çocuk) 2008 - Mark Herman
    5. The Diary of Anne Frank (Anne Fran'in Hatıra Defteri) 1959 - George Stevens
    6. The Book Thief (Kitap Hırsızı) 2013 - Brain Percival
    7. Bitva za Sevastopol (Sevastopol İçin Savaş) 2015 - Serhiy Mokrytskyi
    8. Little Boy (Ufaklık) 2014 - Alejandro Monteverde
    9. 12 Angry Men (12 Kızgın Adam) 1957 - Sidney Lumet
    10. Agora 2009 - Alejandro Amenabar
    11. The Shawshank Redemption (Eseratin Bedeli) 1994 - Frank Darabont
    12. Mandela: Long Walk to Freedom (Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol) 2013 - Justin Chadwick
    13. Freedom Writers (Özgürlük Yazarları) 2007 - Richard LaGravenese
    14. The Great Dictator (Şarlo Diktatör) 1940 - Charlie Chaplin
    15. Diarios de Motocicleta (Motosiklet Günlüğü) 2004 - Walter Salles
    16. Django Unchained (Zincirsiz) 2012 - Quentin Tarantino
    17. 3 Idiots (3 Ahmak) 2009 - Rajkumar Hirani
    18. Taare Zameen Par (Yerdeki Yıldızlar/Her Çocuk Özeldir) 2007 - Aamir Khan
    19. PK 2014 - Rajkumar Hirani
    20. Slumdog Millionare (Milyoner) 2008 - Danny Boyle
    21. Life of Pi (Pi'nin Yaşamı) 2012 - Ang Lee
    22. A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) 2001 - Ron Howard
    23. Good Will Hunting (Can Dostum) 1997 - Gus Van Sant
    24. Forrest Gump 1994 - Robert Zemeckis
    25. The Green Mile (Yeşil Yol) 1999 - Frank Darabont
    26. Män Som Hatar Kvinnor (Ejderha Dövmeli Kız) 2009 - Niels Arden Oplev
    27. V for Vendetta 2005 - James McTeigue
    28. Frida 2002 - Julie Taymor
    29. Persepolis 2007 - Marjane Satrapi & Vincent Paronnaud
    30. La Famille Bélier (Hayatımın Şarkısı) 2014 - Eric Lartigau
    31. Det Sjunde Inseglet (Yedinci Mühür) 1957 - Ingmar Bergman
    32. Vertigo (Ölüm Korkusu) 1958 - Alfred Hitchcock
    33. A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) 1971 - Stanley Kubrick
    34. Mephisto 1981 - István Szabó
    35. Yıldızlararası - Interstellar 2014

    Liste genel izleyici kitlesine göre hazırlanmıştır.
    Sizin sevdiğiniz veya tavsiye edeceğiniz film olursa yorum olarak yazabilirsiniz. Listeye eklerim...
  • SABAHATTİN ALİ VE "KUYUCAKLI YUSUF"A DAİR YÜREĞİMDEN GEÇENLER
    Ben zaman zaman bazı kitapları bir an evvel alıp okumak için sabırsızlanırım. Öyle ki kargo beklemeyi bile göze alamam, hemen dışarı çıkıp evime en yakın kitapçıya koşup kitabı alır ve okumaya başlarım. Böyle koştuğum kitaplarda genelde pek yanılmam. O kitabı okumaya nasıl karar verdiğimi soracak olursanız aslında bu tamamen benim dışımda gelişen bir durum olur. Ya bir arkadaşımın ısrarla önerdiği bir filmi izlerim ve film beni öyle derinden sarsar ki hiç beklemeden kitabı da alıp okurum. Yabana Doğru’da (In to the Wild) böyle olmuştu. Ya da bir inceleme okurum çok etkilenirim, o anki ruh halime çok uygun bulurum ve kitabı hemen o an okumak isterim. Ya da bu seferkinde olduğu gibi yazarın başka bir kitabını okurken dili ve üslubu karşısında çarpılıp yazarın başka eserlerine de gitme ihtiyacı hissederim. Sabahattin Ali’nin hikayelerini okurken çok etkilendim. Bu aralar lezzetli eserlere takılmış durumdayım. Konudan çok kitabın cümlelerine vuruluyorum. 1 k sayfasına bolca alıntı bırakmamı mazur görün lütfen.:) Kendimi kontrol ettiğim halde yine iki buçuk A4 sayfası alıntı paylaşmışım. Gecenin kör vaktinde kitabın bendeki büyüsü, boğazımda bıraktığı yumru geçmeden bir şeyler yazmak istiyorum.

    Yazarken türlü türlü ruh hallerinden geçerim ben. Bazı kitaplar daha bitmeden kafamda yazının şablonu oluşur. Böyle okuduğum kitaplarımın her tarafı çizilmiş, kitabın bütün boş alanları notlarla dolmuş olur. Öyle ki geriye sadece paragrafları planlayıp yazması kalır. Bir çırpıda, su gibi yazarım böyle okuduğum kitapları. Bazen de şimdi olduğu gibi tutulur kalırım, akmaz cümlelerim. Bazı kitaplar okunup biter ama yazmaya hiç gönlüm olmaz, onları yazmak için böyle uzun uzun girizgahlar yapmam gerekir. “Huzur” ve “Sevgili Arsız Ölüm”ü yazarken de kitaptan hiç bahsetmeden bir sayfa kendi kendime konuştuğumu fark etmiştim. Sanırım bu kitapta da öyle olacak.:)

    “Kuyucaklı Yusuf”u okumadan önce Sabahattin Ali’nin hayat hikayesini anlatan bir belgesel izledim. İçim paramparça oldu. Hayatının büyük bir kısmı maddi manevi sıkıntılar, hayal kırıklıkları ve polis takibi altında cezaevi duvarlarının gerisinde geçen Sabahattin Ali’nin, 41 yıllık kısa ve çileli hayatına üç roman, on öykü, iki şiir kitabı ve yedi kitap çevirisi sığdırması son derece etkileyici geldi bana. Bilhassa ölümünün üzerindeki sır perdesinin kaldırılamaması, Kızı Filiz Ali’nin babasının ölümüne dair konuşurken gözlerine doluveren yaşlar içimi acıttı. Belgesel bittiğinde içimi müthiş bir isyan dalgası kapladı. “Bu kadar kıymetli bir kalemi nasıl da göz göre göre harcamışız.” dedim içimden. Üstelik bu durum sadece Sabahattin Ali ile sınırlı da değildi. Koca edebiyat tarihimizi gözden geçirdiğimde rahat yüzü görmüş yazar, şair sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Hangi görüşe mensup olursa olsun çoğunun ömrü sürgünlerde, hapislerde göz hapsinde geçmişti. Boğazım düğüm düğümdü, aklım da gönlümle birlikte isyan ediyordu. Okumalıyım ve yazmalıyım dedim kendi kendime ve Kuyucaklı Yusuf’a başladım.
    (belgeselin linki: https://youtu.be/D2EQX4EvDZo)

    Biraz da okuma zevkinizi kaçırmayacak şekilde Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf” romanından bahsetmek istiyorum. Eser, yazarın 1937 yılında yayımlanan ilk romanıdır. Sabahattin Ali’nin bu romanı 30 yaşında yazmış olması ve bu romanın yazarın ilk romanı olmasından dolayı bir acemilik görmedim, tam tersi roman; diliyle, üslûbuyla, kurgusuyla gayet başarılıydı. Bazı kaynaklarda Türk edebiyatının en romantik kahramanı olarak tanıtılan Kuyucaklı Yusuf, Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünde dünyaya geldiği için Kuyucaklı lakabını almıştır. Çok küçük yaşta anası ve babası köyü basan eşkıyalar tarafından öldürülen ve kimsesi olmadığı için kasabaya tetkikat için gelen kaymakam Salâhattin Bey tarafından evlat edinilen Yusuf, hayatının bundan sonraki kısmını kaymakamın evlatlığı olarak Edremit’te geçirecektir. Yiğit ve sözünü sakınmayan bir kahraman olan Yusuf, bu özelliklerinden dolayı pek çok sorun yaşar ama her seferinde -tesadüfler zinciri halinde- bir şekilde kendini kurtarır ve hayatına devam eder. Roman son derece gerçekçi bir dille kaleme alınmıştır. Romanda anlatılan aşk hikayesi ise şimdilerde bize pek inandırıcı gelmeyecek şekilde saf, temiz, masum ve derin bir aşktır. Bu romanı okumak da biraz Yeşilçam filmi izlemek gibi bir deneyimdi benim için. Bunu olumlu bir yorum olarak eklediğimi de belirteyim.

    Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf”unu ben çok sevdim ve pek çok açıdan kendime yakın hissettim, belki de bu sebeple çok alıntı biriktirdim bu romana dair. Kitabımın her tarafını bol bol çizdim. Ben Yusuf’un suskun ve içe dönük hallerini kendime çok yakın buldum. Bir arkadaşım benimle Hasan Ali Toptaş’ın “Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.” sözünü paylaşmıştı. (Geçmiş Şimdi Gelecek, s.68) Kuyucaklı Yusuf’tan alıntıladığım şu cümleler de aslında susmanın da bir anlatma biçimi olduğunu ve Yusuf’un susarak anlattıklarını öyle güzel anlatıyor ki:

    “Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve boş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.” (s.146)
    "(Yusuf) gitgide konuşmayı daha az sever olmuştu. Mektebi bitirdikten sonra babasının işini eline alan Ali ile Bayramyeri'ndeki dükkanın önünde iki alçak ve aralıksız iskemle atarlar, saatlerce hiç konuşmadan yan yana otururlardı." (s. 25)

    "Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür."(s.11)

    Buzzati’nin Tatar Çölü’nü yeniden okuduktan sonra Kuyucaklı Yusuf’u okuduğumda iki karakterde ve yazarların onları anlatış biçimlerinde bir paralellik yakaladım. O alıntıları da burada arka arkaya vermek istiyorum:

    "Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emniyeti vardı ki, acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor; fakat bundan, sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu. Acaba onu sahiden hiç düşünen yok muydu ve o hiç kimseyi düşünmemekte, kendini yalnız bulmakta bu kadar haklı mıydı? Bu ihtimal onun gerilmiş olan sinirlerini biraz gevşetti. Sırtını ağaçtan ayırdı; derin bir nefes aldıktan sonra, kasabaya doğru yürümeye başladı." (Kuyucaklı Yusuf /s. 75)

    "...hatta sadece kalede değil tüm bir dünyada tek bir insanoğlu kendisini düşünmeyecekti; herkesin kendi meşguliyeti vardı, herkes kendi kendine zor yetiyordu, hatta annesi bile, evet, belki de annesi bile şu anda başka şey düşünüyordu." (Tatar Çölü /s. 33)

    Yusuf’ta dikkatimi çeken bir diğer özellik de yalnızlığı kendisine yoldaş edinmiş olmasıydı. Bu halleriyle bana Hesse’nin “yalnız kovboyu” Knulp’u hatırlattı. Tek farkla ki Knulp, ilk aşk deneyimini bir hayal kırıklığı olarak tecrübe ettiği halde Yusuf hem çok sevmiş hem de çok sevilmişti. Hatta bence Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının en güzel aşk romanlarından biriydi aynı zamanda. Yusuf’un yalnızlığını, herkeslerden başkalığını anlatan şu alıntılar bir yazar olarak Sabahattin Ali’nin Hesse’den hiç de geri kalır yanı olmadığını gösterir nitelikte bence:
    "Yusuf kendini de bu muazzam ve yekpare geceye yapışık sandı ve korkuyla ürperdi. Islak ellerini yüzünde dolaştırdı. Kirpiklerinden yanaklarına yağmur suları süzülüyordu. Yaptığı hareketler ona hiçbir yere bağlı olmadığının şuurunu verdi. Hatta yavaş yavaş etrafından ne kadar ayrı olduğunu, ne kadar uzak olduğunu hissetmeye başladı. Bir an içinde deminkinin tamamiyle aksi olan bir yalnızlık duygusuyla sarsıldı." (s. 75)

    "Kendi dili ile bu insanların dili arasında herhalde pek büyük farklar olacaktı, onlar Yusuf'un sözlerinden bir şey anlamayacaklar ve o, anlattığı ile kalacaktı. Sonra insan ancak her hususuna akıl erdirebildiği şeyleri söylemeliydi." (s. 69)
    "Bir türlü anlayamadığı, bir türlü içlerine karışamadığı ve bunu zaten asla istemediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm, onun müracaat ettiği son çareydi."(s. 69)

    Kuyucaklı Yusuf’u okumadıysanız muhakkak ilk fırsatta okuyun derim. Yusuf’un saflığına, temizliğine, o suskun ama derin hallerine vurulacaksınız. Yazımı bana Yusuf’u hatırlatan bir şarkı ile sonlandırmak istiyorum. Sözleri Sabahattin Ali’ye bestesi Ali Kocatepe ve Nükhet Duru’ya ait olan “Ben Gene Sana Vurgunum” şarkısı fonda çalsın ve siz de bir Sabahattin Ali hikayesi ya da romanına başlayın. Keyifli okumalar ve dinlemeler efendim.
    https://youtu.be/ueS2EZWBecE

    BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA VE MÜZİK EŞLİĞİNDE BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:
    https://hercaiokumalar.wordpress.com/...yuregimden-gecenler/

    Not: Bloguma yazımda bahsi geçen belgeseli de ekledim.
  • Yeni Yıl Şarkısı