Saraybosna;
Tarihin en uzun kuşatmasını yaşayan onurlu şehir, Bosna direnişinin sembolü..
Savaş hakkındaki kitapları farklı perspektiflerden, savaşa katılmış farklı ülkelerdeki insanlardan ilk ağızdan okumaya özen gösteririm. Bu sefer de savaşı bir çocuğun gözüyle okudum.
Bu kitap, 1992-1995 yıllarındaki Bosna/Sırp mücadelesini derinden yaşayan Bosnalı bir çocuğun hayat hikâyesini anlatıyor. Yazarın o zamanlar 7 yaşındaki ta kendisi..
Onun gözünden savaşın başlama anı:
“Ailemle oturuyorduk, televizyon seyrediyorduk. O anda, başrollerden birinde benim olduğumu tahmin bile etmiyordum. Oysa yıllarca sürecek olan o filmin, yüz binlerce başrolü vardı. Ama bunu nerden bilecekti, daha yedi yaşına bile girmemiş bir çocuk.
Daha sonra, şehrimin sokaklarından görüntüler yayınlanmaya başladı. Yüzlerce insan sokaktaydı. Bağırıyorlardı, birilerine isyan ediyorlardı, haykırıyorlardı. "Bu şehri vermeyiz," diyorlardı. O kadar insan niye toplandı, niye bağırıyorlardı, diye soruyordum kendi kendime.
Bir kadın kanlı elini gösteriyordu televizyonda,
"Kameralar bu kanlı elimi göstersin," diye haykırıyordu. "Bu kan az önce vurulan kişinin kanı," diyordu.
Ve ben o görüntülerden çok korkuyordum..”
Kitap, tamamen yazarın çocukluk anılarından oluşuyor. Kitabı okurken bu yaşananların gerçek olduğuna inanmak istemedim. Ancak, insanların sevdiklerinin bedenlerinin parçalarını farklı yerlerden toplayıp birleştirdikleri gerçekti. Çocukların oyun oynuyoruz diyerek kurşun parçalarını toplayıp, keskin nişancıların hedefi olmamak için zikzak çizerek okula gitmek zorunda kaldıkları gerçekti. Kadınların tenekeden soba, pirinçten peynirli börek, mercimekten kıymalı börek yapmaya çalışmaları gerçekti. Erkeklerin şofbenlerden bomba, borulardan silah yapmaya çalışmaları gerçekti. Düşünsenize, yıllarca