"Tezer Özlü, Türk edebiyatının gamlı prensesi."
Kendisi için yapılabilecek en güzel tanımlama bu bence. Tezer Özlü'yü bir cümleyle özetlemek, anlatmak bu bence. Melankoli, kasvet, acı, ağrı, sitem, haykırış, gam, keder, hüzün... Ona en çok yakışan şeyler. Onun cümlelerinde en çok karşımıza çıkan şeyler.
Kitabın türüne gelecek olursam anlatı; yer yer deneme, yer yer anı, yer yer günlük tadında bir eser. Tezer Özlü'nün dünyasına, ama en çok iç dünyasına tanıklık ediyoruz. Onun ruhundaki kederi, dünyaya ve insana olan sitemini birinci ağızdan okuyoruz.
Bir kaçışı var Tezer Özlü'nün bir de gidişi. Kimden, neyden, diyecek olursanız: Aslında her şeyden ve kendinden. Bir kaçışı var Tezer Özlü'nün bir de gidişi. Kime, nereye diyecek olursanız: Aslında kendine. Kendine kaçıyor, içine kaçıyor. İçini açıyor. İçini okuruna açıyor. Beni anlayın, ben buyum diyorum. Anlamasanız da olur ama anlayın diyor. Oğuz Atay gibi biraz da...
Satırlarında Pavese'yle yolumuz kesişiyor, Kafka'yla, Svevo'yla. Fazlasıyla etkilendiği, onun yazın hayatına kaynaklık ettiği aşikar olan yazarlarla rastlaşıyoruz sık sık. Onları sevdiğini, başucu yaptığını gizlemiyor Tezer Özlü, özellikle de Pavese'yi. Kafka'nın mezarına gidiyor, Svevo'nun kızıyla görüşüyor, Pavese zaten hiç aklından çıkmıyor.
Tezer Özlü'nün yazdıkları insanın ruhuna dokunuyor, kalbine dokunuyor. Acıyı tadan herkes kendinden bir şeyler bulabilir onun eserlerinde. Beni anlatmış diyebilir. Ben de dedim. Okuduklarımda kendimi gördüm. Ruhumu, içimi, zihnimi gördüm. Geçmişe gittim, sokaklarda yürüdüm, insanların arasından geçtim, hatırladım, unuttum, acı çektim, yalnız kaldım, kalbim ağrıdı mesela. Bana tüm bunları Tezer özlü yaptırdı. Hem de hiç çaba harcamadan. Herkese bir seyler anlatabilir bu kitap. Sadece kapağını açıp içine girmek