Ve sen, onların en sevdikleri, şimdi bir süre benim etimin eti, kanımın kanı, soydaşımın soydaşı, cömert şarap testim olacaksın, sonra da yoldaşım ve yardımcım olacaksın. İntikamın alınacak çünkü onların hiçbiri senin ihtiyaçlarına cevap vermeyecek. Ama şimdiye kadar yaptıkların için cezalandırılacaksın. Bana engel olunmasına yardım ettin. Artık ben çağırınca geleceksin. Beynim sana 'Gel!' dediğinde benim isteğimi yerine getirmek için ülkeler ve denizler aşacaksın. Öyle olursa böyle!'
Türkiye İş Bankası kültür Yayınları modern klasikler dizisi 217·Kitabı okuyor
Söyleme Bilmesinler...
Televizyonda Samime Sanay olsun... "Söyleme bilmesinler..." diye başlasın şarkıya. Nurten eşlik etsin. Masanın altından ayakları ayaklarıma değsin, üşümüş olsun. Kalkıp sandalyesini yanıma çeksin, başını omzuma yaslasın. Samime Sanay "Hiç kimse dolduramaz kalbimdeki yerini" derken eğilip saçlarını öpeyim. Doymadan kalkalım sofradan, elimizi bile yıkamayalım, silelim yeter. Tutayım kolundan Nurten'in, hadi diyeyim gel... .... Ama olmuyor. Olamaz.
Sayfa 124·Kitabı okuyor
Reklam
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
Benden daha güçlü bir düşüncenin talihsiz elçisi değildim, onun oyuncağı ya da kurbanı olmadım. Çünkü o dü­şünce eğer beni ele geçirdiyse bu yalnızca, benim aracılığımla olmuştur ve eninde sonunda o bana denktir. Onu sevdim ve yalnızca onu sevdim ve olup biten her şey olmasını istediğim için oldu ve gözüm yalnızca onu gördü. Nerede olursa olsun ya da ben nerede olursam olayım, yoklukta, mut­suzlukta, ölü şeylerin kaçınılmazlığında, yaşayan­ların gerekliliğinde, iş yorgunluğunda, merakım­dan doğan yüzlerde, doğru olmayan sözcükle­rimde, aldatıcı sözcüklerimde, sessizlikte ve ge­cede ben ona tüm gücümü, o bana tüm gücünü verdi. Böylece bu güç öyle kuvvetli ki, hiçbir şey onu yenemez, belki de bizi ölçüsüz bir mutsuz­luğa mahküm eder, ama eğer böyleyse bu mut­suzluğu üzerime alıyorum, ondan sınırsızca memnunum ve bu düşünceye sonsuzca "Gel," di­yorum ve sonsuzca, o orada.
Burada yağmur yağıyor, Aralıksız yağıyor günlerdir! Ama sen yine de şemsiyeni almadan gel! ilk otobüsle...
Alıntı
"Yağmur yağacak gibi görünüyor."
Küçük bir el yüzümü okşadı. "Her sey yolunda," dedi. "Buraya gel." O benim düğüm olmuş bedenimi çözüp başımı kucağına koyarken usulca ağlamaya başladım. Bir șeyler mırıldanarak alnıma düşen saçlarımı yana çekti. Sıcak yüzüme değen eli serindi. "Biliyorum," dedi kederle. "Bazen çok kötü oluyor. değil mi?" Saçımı nazikçe okşadı ve bu daha da çok ağlamama sebep oldu. Birinin saçlarımı sevecen bir dokunuşla en son ne zaman okşadığını hatırlamıyordum. "Biliyorum," dedi yine. "Yüreğinde bir taş var ve bu bazen cok ağır geliyor. Ama onun yükünü tek başına taşımak zorunda değilsin. Bana gel ben halinden anlarım."
Sayfa 94·Kitabı okudu
Reklam
Reklam