Puan vermedi
Haziran ayına oldukça etkileyici bir kitapla başladım. Daha önce H.G. Wells'in Zaman Makinesi eserini okuyup çok sevdiğim için bu kitaptan da beklentim yüksekti. Neyse ki beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Kitap, geçirdiği gemi kazasının ardından kendisini gizemli bir adada bulan Edward Prendick'in yaşadıklarını anlatıyor. Adanın sahibi Doktor Moreau'nun yürüttüğü deneyler ve adada yaşayan tuhaf canlılar, hikâyenin merkezini oluşturuyor. İlk sayfalardan itibaren merak duygusunu canlı tutan eser, ilerledikçe gerilimi artırıyor ve okuyucuyu sürekli bir sonraki sayfaya yönlendiriyor. Ben kitabı büyük bir heyecanla okudum. Özellikle adanın gizemli atmosferi ve yazarın yarattığı huzursuzluk hissi beni hikâyenin içine çekti. Sadece bir bilimkurgu romanı olmanın ötesinde; insan doğası, ahlak, bilimsel sınırlar ve güç kavramı üzerine düşündüren yönleri de oldukça etkileyiciydi. H.G. Wells'in yıllar önce yazmış olmasına rağmen günümüzde hâlâ tartışılan etik konulara değinmesi beni ayrıca etkiledi. Kitap boyunca "İnsan nedir?" ve "Bilimin sınırı olmalı mı?" gibi sorular zihnimde dönüp durdu. Akıcı dili, sürükleyici kurgusu ve düşündüren alt metni sayesinde kitabı elimden bırakmak istemedim. Bilimkurgu ve klasik eserleri sevenlerin mutlaka şans vermesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu.
Doktor Moreau’nun AdasıH. G. Wells · İthaki Yayınları · 201810bin okunma
8/10
·83 syf.··
2026 10. kitabı
Küçük hacmine rağmen insanın zihnine çivi gibi çakılan türden bir hikâye. Olay aslında basit gibi başlıyor: bir gemi yolculuğu, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic ve onun karşısında sessiz, gizemli Dr. B. Ama Zweig öyle bir atmosfer kuruyor ki, sayfalar ilerledikçe “bu bir satranç kitabı değil, insan zihninin sınırlarıyla ilgili bir gerilim” demeye başlıyorsun. Dr. B’nin hikâyesi özellikle insanı sarsıyor. Yalnızlık, izolasyon ve zihnin kendi kendini tüketmesi… Bir noktadan sonra satranç onun için bir oyun değil, hayatta kalma meselesi oluyor. En çarpıcı tarafı da şu: zeka bazen kurtuluş değil, tam tersine bir hapishane olabiliyor. Czentovic ise tam zıt kutup. Donuk, kaba ama inanılmaz pratik bir zekâ. Zweig burada “doğuştan yetenek vs. sonradan kazanılan bilgi” çatışmasını çok net hissettiriyor. Kitap ilerledikçe gerilim artıyor, finaldeki maç sahnesi de neredeyse nefes tutarak okunuyor. Ama asıl vurucu olan satranç değil; insan zihninin baskı altında nasıl değiştiği. Kısa ama tokat gibi bir kitap. Bitirince bir süre kafanın içinde dönüp duruyor.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,1bin okunma
Reklam
“Dokunmadan” Üzerine
10/10
·352 syf.··
2026 7. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 13:26
DokunmadanDokunmadan: Hayatın Kıyısında Bir Vicdan Yolculuğu (Spoiler İçerir!) Bazı kitaplar olay örgüsüyle, bazıları karakterleriyle, bazılarıysa diliyle hafızamızda yer eder. Yazarla tanışma kitabım olan “Dokunmadan” benim için üçüncü gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey ne Adalet’in yolculuğu ne de romanın sürprizleri oldu; zihnimde en çok yer eden şey, yazarın kelimelerle kurduğu dünyaydı. Kahramanımız Adalet, henüz yirmi dokuz yaşında olmasına rağmen ölüm döşeğinde karşımıza çıkıyor. Hastane odasında ölümü beklerken hayatını sorguluyor ve kendine çok temel bir soru soruyor: “İlk gerçek günahım neydi?” Bu soru onu çocukluğuna, vicdanının en karanlık köşelerine ve yıllardır taşıdığı suçluluk duygusuna götürüyor. Adalet’in en belirgin özelliği, hayatı boyunca yakasını bırakmayan suçluluk hissi. Yaptıkları için, yapmadıkları için, düşündükleri için hatta bazen yalnızca var olduğu için suçluluk duyuyor. Bu nedenle roman sadece bir geçmişe dönüş hikâyesi değil; aynı zamanda vicdanın insan hayatını nasıl şekillendirebildiğinin de hikâyesi. Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri hiç şüphesiz ölümle yüzleştiği ilk sayfalar. Adalet şöyle diyor: “Ölecektim. Öyle yaşlanıp elden ayaktan kesilince değil üstelik, bugün yarın. Belki yeni bir mevsim göremeden, tek bir yeşil erik daha yiyemeden, kıymetli defterimin sonuna gelemeden… Her an kapımı çalmasından çekindiğim arsız bir misafiri bekler gibi hazır olacaktım ölüm hazretlerinin teşrifine. İçimden bir ses, ‘Buraya kadarmış Adalet,’ diye fısılyordu. Ürperiyordum.” (syf: 8) Bu satırlarda beni etkileyen şey ölüm korkusundan çok, insanın yaşayamayacaklarını düşünmesi oldu. Yeni bir mevsim görememek… Bir daha erik yiyememek… Kıymetini çoğu zaman fark etmediğimiz sıradan güzelliklerin ölüm karşısında
Roman
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,4bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 49. kitabı
Beyaz Gemi, dedesiyle birlikte bir orman koruma alanında yaşayan ve yalnızlığını hayal dünyasıyla süsleyen küçük bir çocuğun hüzünlü hikayesini anlatıyor. Çocuğun en büyük hayali, gölde gördüğü beyaz gemiye ulaşıp orada çalıştığına inandığı babasına kavuşmaktır. Cengiz Aytmatov, efsanelerle örülü bu kurguda, çocuk saflığı ile yetişkinlerin dünyasındaki acımasızlık, doğa talanı ve yozlaşma arasındaki çatışmayı sarsıcı bir dille gözler önüne seriyor.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,3bin okunma
7/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:57
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne serüvenimiz kaldığı yerden devam ediyor. Dünyanın Hakimi (Efendisi) eserinde bizleri neler bekliyor. Hızlıca başlayalım. Bu eserde bizler özellikle hızlı arabaların konu edildiği bir döneme geçiyoruz. Kitap 1904 yılında yayımlandığı için araba bulmanın güç olduğu bir devirde adeta hızlı araçların gündeme getirilmesi bile Jules Verne’nin düşünce gücünü açığa çıkarıyor. Bu defa Amerika’ya uzandığımız eserde bizler Carolina – Morganton'a konuk oluyoruz. Burada insanlar yüksek ses nedeniyle uykularından uyanırken aynı zamanda da Great Eyrie adındaki bir dağdan gelen parlak ışıklara şahit oluyorlar. Hemen Washington emniyetinden Müfettiş Strock da görevlendirilir bu konuda ve detaylara bakmak için harekete geçer. Onun göreve gelmesi sonrası çok hızlı bir araba yanında aynı şekilde bir gemi, uçak ve denizaltı da hikayeye dahil oluyor. Tam, bu hikaye nereye gidiyor diye sorgularken bir de gizemli diyebileceğimiz ‘Ulusa Sesleniş’ konulu diyebileceğimiz mektuplar ortaya çıkıyor. Kitaba devam ettiğimizde Jules Verne’nin çok farklı düşündüğünü, 4 farklı bölgedeki 4 farklı aracın 4 ayrı mesaj ama genelden baktığımızda da bir bütünlük içeren gönderme yaptığını gözlemliyoruz. Burada biraz ‘Biyoloji’ işin içine girdiği için 4 element olarak değerlendirme yapıldığını ve kitabın buna göre şekillendiğini ekleyelim. Ancak çok önemli bir detay var ki bundan mutlaka bahsetmemiz gerekiyor. FBI olarak bildiğimiz büronun öncü kuruluşu olan Soruşturma Bürosu 1908 yılında kurulurken Verne kitabı bundan birkaç yıl önce kaleme alıyor. Yani tamam teknolojik yenilikler hadi biraz beklenti biraz hayal gücüyle denk geldi diyebiliriz ama bu noktada bu kadar ufak ve önemli bir detayı es geçemeyiz. Verne bence yalnızca tahmin yürütmüyordu. Bildiği kısımlar da vardı.
Dünyanın HâkimiJules Verne · Alfa Yayınları · 2021184 okunma
Starnone Modern Edebiyatın Başta Gelen Temsilcilerinden
9/10
·166 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Bu hikâyeyi anlatan adam otuz sekiz yaşında ve senarist. On yıldan fazla süredir zeki, güzel ve işinden memnun bir kadın olan Livia ile evli. Çiftin üç çocuğu var (en küçüğü on aylık) ve evlilik hayatları tutkulu ve kusursuz. Ancak özellikle kaotik bir öğleden sonra, önemsiz bir olay meydana geliyor. Genç koca ve baba, karısı bir konferansta olduğu için çocuklarıyla ilgilenirken, bir yandan da televizyon senaryoları yazdığı meslektaşı Claudia ile acil iş mesajları alışverişinde bulunuyor. Aceleyle bir hata yapıyor: Livia'ya göndermesi gereken bir aşk mesajını Claudia'ya gönderiyor. Elbette, ciddi ve güvenilir meslektaşının da onu sevdiğini ve uzun zamandır sevdiğini söylememesi sorun olmazdı. Yanlış anlaşılmayı gidermek acil olurdu, ancak bunun yerine bir tereddüt her şeyin hızla ilerlemesi ve kahramanın zihninde gizli bir şeyin, yeni bir olasılığın ortaya çıkması için yeterli oluyor. Birdenbire, Claudia farklı bir ışıkta görülüyor; O, artık sadece bir iş arkadaşı olmaktan çıkıp, "sinirsel patlamalar, sabırsızlık, alaycılık, net onaylamalar ve aynı derecede net inkarlar, tutku patlamaları, mantıksız talepler" sergileyebilen, büyüleyici ve karmaşık bir kadına dönüşüyor. Bunu yapmaya karar vermeden –ya da herhangi bir anda karar vermeden– kahraman, asla yapacağını düşünmediği bir şeyi yapıyor. Hafif ve zarif bir adımla, üzerinden geçtiği uçurumu görmezden geliyormuş gibi yaparak, Yanlış Hedef bize kesinliklerimizin ne kadar kırılgan olduğunu, en küçük düşünce ve eylemlerin bile bazen yarattığı dayanılmaz ağırlığı anlatıyor. Giderek artan bir anlatı gerilimiyle büyülenmiş bir şekilde, kaçınılmaz bir şekilde bir gemi enkazına yapılan pervasız hazırlığa tanık olurken, sözde mutlu bir varoluşu mahvetmenin ne kadar kolay olduğunu fark ediyoruz. Alıntıdır:
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 202670 okunma
Reklam
Reklam