Philistine'lerin en tipik özelliklerinden bir tanesi, hemen her meseleyi kişiselleştirmeleridir. Zira bunlar, kendilerine temelsiz bir önem atfederler ve hayattaki mühim konuları, fikirleri, idealleri, kişileri de gene hiçbir dayanak olmaksızın pervasızca alay konusu haline getirerek, cüretkâr ve müstehzi tavırlarını dünyanın en büyük marifetiymiş gibi kucaklarlar. Bu küstahlıklarını ise -özellikle günümüzde- "eleştiri" adı altında gizlerler. Ancak gözden kaçırdıkları iki nokta vardır: Saldırdıkları insanları da, kendileri gibi istihza ve ironi arasındaki farktan bihaber zannederler ve eleştirinin sağlam dayanaklara sahip olmakla birlikte, özünde bir kültür ürünü olduğunu bilmezler. Bu kültür de, sürekli bir yönetim biçimiyle karıştırılan veya başka bir ifadeyle, yönetim ile ilintili olmasına karşın, yalnızca bu veçhesinden ibaretmiş gibi söz konusu edilen demokrasidir. Demokrasinin ideal anlamıyla tezahür ettiği, yani gerçek demokratik kültürün hâkim olduğu bir ortamda ise, önüne gelen herkes istediği şeyi, istediği zaman, istediği ortamda söyleme hadsizliğinde bulunmaz. Zira demokrasi kültürü ancak denkler arasında tesis edilebilir ve bu denkleri de philistine'lerin oluşturmayacağı açıkça ortadadır. Oysa philistinism'in hüküm sürdüğü geri kalmış, devinimsiz, değişime kapalı, sanata, akla, bilime düşman yozlaşmış toplumlarda ise philistine'lerin işine gelen, istediğini olanca hoyratlığıyla söyleme tavrı, "demokratik" bir hakmış gibi yansıtılır ve demokrasi kavramından türemiş olan sözcükler, her türden cehalet ürününü meşru kılmak için en çok onların dillerinden düşmez.