Sözlerin altında aranan gerçek, kahve falı gibiydi; istediğin tarafa yor... Zaman içinde, gerçekler tokadını suratına çarptığında, beş parmağın beşinin de izi kalıyordu.
Kadim Mezopotamya döneminden İran ve İslâm imparatorluklarına geçmiş bir âdet, yıldızlara bakarak gelecek hakkında haber vermek, yani astroloji, Osmanlı sarayında da devam etmiştir. Müneccimbaşı her yıl takvîm veya ahkâm-i sâl adıyla geçmiş olaylara ve yıldızlara bakarak gelecek üzerinde bilgi içeren bir risâle hazırlardı. Padişahlar bu kehânetlere inanır, önem verirdi. Gelecek hakkında başmüneccimin haberlerine saray, devlet erkânı, daima büyük ilgi duymuştur. XVII. yüzyılda Cinci Hoca gibi Müneccimbaşı Hüseyin Efendi de geleceğe dair kehânetleriyle şöhret yaptı; 20 yıl (1630-
1650) sarayda müneccimbaşılıkta kalarak küçük, büyük tüm devlet adamlarını kendine bağladı. Hüseyin bu yolla inanılmaz servetler yığdı. "Vekil-i kâinât" sıfatıyla "esrâr-i ilâhiye'yi keşfediyor", sarayın, padişah ve Harem'in kararlarını etkiliyordu.
Dinler ve çeşitli felsefi akımlar da dahil bütün inisiyatik-ezoterik kurumların amacı Hakikat'i aramaktır. Herkesin aradığı Hakikat bir tekdir. O Hakikat de Hak, yani Allah'tır. Hakikat, gerçeklerden hareket edilerek aranır. Gerçek (Reality) ve Hakikat (Verity veya Truth) birbirinden ayrı kavramlardır. Gerçekler çoktur; yani, çoğuldur. Bu nedenle, bilinen gerçeklere göre Hakikat'i arama yöntemleri değişiktir. Ama, Hakikat tek ve tekildir. Gerçek ve Hakikat kavramları birbirine karıştırılmamalıdır. Aralarındaki fark basittir. Gerçek, insanın düşünce ve bilincinden bağımsız olarak somut şekilde var olandır. Gerçek, insan istese de istemese de, veya idrak etse de, edemese de vardır. Hakikat, gerçeğin insan düşüncesindeki soyut yansımasıdır; yani, gerçek insan düşüncesinde bilinçlenince Hakikat olur. Hakikat mutlaka gerçeğe dayanır; gerçeğe dayanmayan hakikat değildir; yalan, bâtıl ve hurafe olur.