"Üçü de; o, annesi ve kız kardeşi babalarının ölümünden ayrı ölçüde sarsılsa da bu gerçeği farkli tanımlamışlardı, bu ölüme her biri başka bir neden ve anlam yakıştırmış, babalarından yalnızca bir hikâye içinde, her birinin yaşamına dolanmış, yavaş yavaş uzaklaşan bir son gibi söz ediyorlardı yalnızca. Babalarının ölümüne her biri başka bir ad koymuştu, herhalde bu tanımlamalar, bu adların temelinde yatan gerçeğin hiç olmazsa örtülmesine, hatta unutulmasına yardımcı oluyordu, böylece açık halde bekleyen uçurumun yaşayanları da yeraltına çekmesi önleniyordu. Ancak doktorlar, babanın ölüm nedeni olarak ölüm kütüğüne mesleklerinin gerektirdiği doğrultuda büyük bir nesnellikle bilimsel bir gerekçe yazmışlardı: Kalp yetmezliği."
Sayfa 155·Kitabı okudu
Bir insanda kabiliyet olmaması, ödüllendirilmemesi için gerekçe olabilir ama cezalandırılması için değil.
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kötülüğe gerekçe uydurmanın manası yok.
Sayfa 417·Kitabı okudu
“Acı, nadiren hiçbir neden ya da gerekçe olmadan ortaya çıkar.”
Korkak insanlar bahane üretir.
Korkak insan, kendi arzularının ve bencilliğinin tutsağı olan kişidir. Bu nedenle özgür değildir. Çıkarları için boyun eğen, yalan söyleyen, en yakınını kazıklamaya çalışan, şükürcü evet efendimci bir yapıya sahiptir, Çok zorda kaldığında en yakınlarına bile ihanet etmekten çekinmez. Her hatasına kılıf uydurmakta ustadır. Gerekçe bulmakta üstüne yoktur.
Sayfa 110 - Nesin Yayınevi
Alıntı
O an aklına Sokrates'in hikâyesi geldi. Hani idam kararı verildiğinde, karısı, "Seni haksız yere mahkûm ettiler," demişti ya... Sokrates o bilge alaycılığıyla, "Daha iyi ya, haklı olarak mı mahkûm etselerdi?" diye cevap vermişti. Ankara meyhanelerinde bu anekdotu anlatır, rakı kadehleri tokuşturur, Sokrates'in zekâsına hayran kalırlardı. Ama hapishaneye düşüp bu gri duvarların arasında kalınca anlamıştı ki Sokrates yanılmıştı. Haklı olarak mahkûm edilmek, haksızlık yapılmasından çok daha iyiydi. Haksız yere içeri atıldığında, ortada ne bir suç ne bir gerekçe ne de bir anlam vardı. Belirsizlik, bir zehir gibi damarlarına işlerdi. Gece gündüz, uyur uyanık, "Niye buradayım? Niye?" diye sorardı kendine. Haksızlığa uğrama hissi, öfkeyle karışıp içini kemirirdi. Keşke bir suçu olsaydı. Keş ke bir hata yapmış olsaydı da, "Tamam, bunu ben seçtim, bedelini ödüyorum," diyebilseydi. Haklı yere cezalandırılmak, haksız yere çürümekten bin kat daha katlanılır olurdu. Keşke bu düzen, onu hapse atarken haklı olsaydı. Keşke bu ceza, toplumun iyiliği için, adaletin bir parçası olarak verilmiş olsaydı. Keşke evrensel insan haklarına uygun, anlamlı bir bedel olsaydı bu. O zaman, en azından bir teselli bulabilirdi ruhunda; pişmanlıkla, suçtan tiksinerek kendini yeniden inşa edebilirdi. Ama hapishanede pişmanlık bile lüks olmuştu orada. Pişman olmak istiyordu ama neye pişman olacağını bilemiyordu. Ve onun çektiği bu acı, ailesinin üzüntüsü toplumun zerre kadar işine yaramıyordu.
Sayfa 131·Kitabı okudu