Camilerde bizim bildiğimiz anlamda müezzinlik olmadığı için -müezzinin tek fonksiyonu ezan ve kâmet-, cemaatle namaz bittikten sonra herkes serbest. Bazıları nafile namaza duruyor, bazıları sohbete devam ediyor, bazıları istirahate çekiliyor, bazıları da çıkıp gidiyor. Ama dikkat çekici bir şey var: İnsanların çoğu, namaz sonrasındaki ezkâr ve tesbihatı mutlaka yerine getiriyor.
"Bak, burada gördüğün gibi, sırf olduğun yerde kalabilmek için bile elinden geldiğince hızlı koşman gerekir. Eğer başka bir yere gitmek istiyorsan, en azından bunun iki katı hızlı koşmalısın!"
bize teselli verecek metin ahlâk yapılı, her tesire rağmen faziletkâr gençler, kızlar ve kadınlar da çok var. Fikret’in dediği gibi:
Sen hiç mükedder olma. Senin öz oğulların
Şefkatli kızların da var...
Aşkın Kuralları
Aşkın kuralları olur mu demeyin elbette var. Günümüzde olduğu gibi Orta Çağ'da da vardı bu kurallardan. De Arte Honeste Amandi (Saray Sevgisi Sanatı) adlı kitapta aşkın kuralları şu şekilde yazılmıştır:
1. Evlilik, sevmemek için gerçek bir mazeret değildir.
2. Kıskanmayan sevemez.
3. Hiç kimse çifte aşkla bağlanamaz.
4. Aşkın her zaman arttığı veya azaldığı iyi bilinir.
5. Aşığın, sevgilisinin rızası dışında aldığının tadı yoktur.
6. Erkekler, olgunluk çağına gelene kadar sevmezler.
7. Bir aşık öldüğünde, hayatta kalanın iki yıl dul kalması gerekir.
8. Hiç kimse, iyi sebepler olmadan sevgiden mahrum bırakılma malıdır.
9. Hiç kimse, aşka ikna edilmedikçe sevemez.
10.Aşk, hırsın evinde her zaman bir yabancıdır.