Benim verecek bir şeyim kalmadı Alacağın varsa da al git vuslata. Ben artık ben değilim Delirmiş bir aklın, Sahipsiz bir yüreğiyim. Korkmadan al git gözlerini Beni hiç tanımamış gibi, Al da git yoluna.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Şiir
Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Çıldırmanın beni ne kadar ilgilendirdiğini biliyorum, bu yüzden onu kendi kafamda ve beynimde yaşamaya kalktım. Akıl ve çılgınlık arasındaki ufak, yıldırım hızına sahip atlayışı sözcüklerle nasıl anlatabilirim. Beyin, düşünce kendini özgürleştiriyor, fırlıyor, bir roket gibi evrene, boşluğa, sonsuz boşluğa. Onunla birlikte gövde de. Ya da gövde kalıyor da, düşünce gövdeyi koparıp sonsuz boşluğa doğru uçmaya başlıyor. Acı veren bir şey bu. Çok acı veren. Ürküten. Hem de nasıl ürküten! Çılgınlığı bilmeden aklın sınırları son derece can sıkıcı. Kabul edilemez. Yetersiz. Aklın dünyası dışında başka şeyler olmalıydı. Ben çılgınlık dünyasına en derin, en uzun, en sonsuz yolculuğu yaptım. En acı veren yolculuğu. Tüm öbür acılar, akıldan çılgınlığa geçişle karşılaştırıldığında kabul edilir. Çılgınlık yoluyla kurtuluşumu ne büyük bir cesaretle tamamladım, tüm acılardan, gövdelerden, güneşlerden, ana-babalardan ve çocuklardan, güvenden ve güvensizlikten, tüm düzenlerden. Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku... Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur –artık hiçbir yerdesin. Tüm raylardan git, denizin her türlü grisinin tadını çıkart. Çılgınlığın boyutları yok. Sallanan, boyutsuz bir boşluk. Orada daha yüksek, daha geniş, daha derin algılanıyor, boyut yok. Oluşumunu yaratan spermalara dek geri gidebilir düşüncen. Kendi embriyonluğunu anımsayabilirsin, annenin karnında
Sayfa 47
Alıntı
Reklam
Gel desen gelemem Git desen gidemem Öl desen kanım akmaz Anladım artık seni sevmek yüce bir şey Anladım seni sevmek tanrı ya yaklaşmak gibi.
"Yetersiz beslenme. Parçalanma. Kıtlık. Mevcut altyapının her parçasının yiyecek üretimine ve savaşa aktarılması. Toplum bütünüyle çökecek. Salgınlar da yaşanacak. Hem de bir sürü. Dünyanın dört bir yanında. Çünkü sağlık sistemi çökecek. Başka zaman olsa kolaylıkla kontrol altına alınabilecek salgınlar kol gezecek." ​Yüzünü bana çevirdi. "Savaş, kıtlık, salgın ve ölüm. Astrofaj, kıyametin bir diğer adı. Tek şansımız Meryem Ana. Fazladan bir başarı şansı kırıntısı bile kazanabilmek için her şeyi gözden çıkarmaya hazırım." ​Yatağıma sırtüstü uzanıp gözlerimi kaçırdım. "Vicdanını nasıl rahatlatabiliyorsan artık." ​Kapıya geri dönüp tıklattı. Korumalardan biri kapıyı açtı. "Öyle işte. Sana bunu niye yaptığımı açıklamak istemiştim sadece. Bu kadar hatırın var." ​"Cehenneme git." ​"Ah, merak etme, gideceğim. Sen Tau Ceti'ye gidiyorsun. Geri kalanlarımızsa cehenneme gidiyoruz. Daha doğrusu, cehennem ayağımıza geliyor." ... ​Öyle mi diyorsun? Eh, cehennem hakikaten ayağına geliyor, Stratt. Benim o cehennem işte. ​Yani... ona ne diyeceğime dair en ufak bir fikrim yok. Ama açacağım ağzımı yumacağım gözümü. Pis konuşacağım.
Alıntı
Ve sonra bir gece o trajedi yaşandı. İlkbahar mevsimiydi,o geceki masal anlatılmış, Jane yatağında uykuya dalmıştı .Wendy, elindeki dikişi görebilmek için şöminenin çok yakınında yerde oturuyordu, çünkü odada başka ışık yoktu; tam dikişe oturduğunda bir horoz ötüşü duydu. Sonra, eskiden olduğu gibi pencere bir esintiyle açılıverdi ve Peter pat diye yere indi. Tıpatıp aynıydı. Wendy'nin ilk fark etiği, hala ağzında süt dişlerinin durduğuydu. O küçük bir oğlan çocuğu, Wendy ise bir yetişkindi. Hareket etmeye cesaret edemeyerek şöminenin yanında büzüşen, çaresizlik, suçluluk içinde yetişkin bir kadın. "Selam Wendy," dedi Peter, hiçbir değişiklik görememişti, çünkü aklı fikri kendisindeydi; o loş ışıkta Wendy'nin üzerindeki beyaz giysi, pekala da kızı ilk gördüğünde üzerinde olan beyaz gecelik olabilirdi. "Selam Peter," diye yanıtladı Wendy zayıf bir sesle; büzüşmüş, olabildiğince küçülmüştü. İçinden bir ses şöyle haykırıyordu: "Kadın, kadın, içimden çık git." "Hey, John nerede?" diye sordu oğlan, bir anda üçüncü yatağın olmadığını fark ederek. "John artık burada değil," diye iç geçirdi Wendy. "Michael uyuyor mu," diye öylesine sordu Jane'e bir bakış atarak. "Evet," diye yanıtladı Wendy ve o an hem Jane'e hem de Peter'e karşı dürüst olmadığını fark etti. "O Michael değil," dedi hızla daha fazla yanlış anlaşılmamak için. Peter ona baktı, "Hey, bu yeni biri mi?" "Evet." "Kız mı, oğlan mı?" "Kız." Evet şimdi anlayacaktı durumu; ama hayır, hiçbir şey anlamamıştı.
Alıntı
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Reklam
Reklam