Puan vermedi·384 syf.··
2025 54. kitabı
31 Temmuz 1921 yılında Vakit gazetesinde tefrika edileceği söylenen ve kısa süre içinde tefrika edilmeye başlanan Çalıkuşu adlı bu roman Güntekin'in o kendine has dil ve üslubuyla okurların hafızasına kazınan ve beğenilerek okunan bir eserdir. Roman gerek ele aldığı konular gerek kahramanların nevi şahsına münhasır halleriyle Türk edebiyatı içinde önemli bir yere sahiptir. Romanın baş kahramanı olan ve gittiği yerlerde "çalıkuşu, gülbeşeker, fındıkkurdu" gibi lakaplarla anılan Feride küçük yaşta annesini kaybeder. Babası mesleği dolayısıyla kızına iyi şartlarda bakamayacağını düşündüğünden onu bir Fransız okuluna kaydettirir; Feride burada bambaşka bir dünyanın içine girer; davranışlarıyla öğretmenlerinin ve arkadaşlarının nazarıdikkatini celbeder. Babasının da vefatı sebebiyle Feride teyzesinin yanında yaşamaya başlar. Feride şen şakrak, yerinde duramayan, hayatın zorluklarını kendine has neşesiyle ve pervasız hareketleriyle gizlemeye çalışan narin bir kızdır. Etrafındaki insanları kızdırmayı, onların söylediklerini göz ardı etmeyi vazife edinmiştir. Feride teyzesinin oğlu olan Kâmran'ı her ne kadar kendi kendine de olsa itiraf etmek istemese de sevmektedir. Büyüklerinin teşvikiyle talebelik zamanında Kâmran ile nişanlanan Feride, mezun olduktan sonra, evlenmelerine kısa bir süre kala Kâmran'ın yurt dışındayken başka bir kızla gönül ilişkisi olduğunu öğrenir. Bu durum karşısında hayal kırıklığı yaşayan kız, kimseye haber vermeden ve nişanlısıyla yüzleşmeden evden ayrılıverir. Feride bu hadiseden sonra hayatını öğretmenliğe vakfeder. Maarif Nezareti'nde geçirdiği türlü zorluklar sonucunda Anadolu'ya gitmeyi başarır. Burada çetin hayat şartlarıyla, Anadolu insanının hayata bakışıyla, devlet dairelerindeki liyakatsizlik ve dalkavukluklarla karşılaşan Feride hayatın
ÇalıkuşuReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2024123,4bin okunma
Yılın zortu
1/10
·648 syf.··
2025 16. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2025 02:16
İNCELEME HAKKINDA UYARI: 1- Spoiler içerir. 2- Oldukça uzun ve ayrıntılıdır. Abartıldığı kadar iyiyse övmek, abartıldığının birazı kadar bile iyi değilse gömmek için okuduğum kitaplardan bugün Quicksilver ile beraberiz. İncelemenin başlığından da anlaşıldığı üzere kitabın tam bir “zort” olduğunu söyleyebilirim. Gömülecek o kadar çok şey var ki (kitabın tamamı desem???) birbirine karıştırmadan nasıl yazacağım bilmiyorum. Ana karakterden başlayarak bodoslama dalacağız artık, napalım? Ana karakterimiz, aynı zamanda hem mavi gözleri ve kuzguni saçlarıyla çok güzel hem de davranışlarıyla tam bir baddie olan Saeris; Zilvaren’in en usta hilebazı, aynı zamanda harika dövüşüyor ve oldukça agresif (+ yatakta bir harika). Öyle ki hana girdiği anda herkesin gözleri ona döner ve etrafta dedikoduları dönmeye başlar. Adını bilmeyen yoktur. Şehirdeki en kötü şöhretli kumarbaz, dolandırıcı ve kaçakçı olan kötü kalpli ama bir o kadar da yakışıklı Carrion Swift’le yatar. Konuşurlarken adamı sürekli olarak tersliyor ve ondan nefret ediyor gibi davranıyor olabilir ama aynı zamanda ne kadar etkileyici biri olduğundan da bahsetmesi de bu işin tuzu biberi elbette. Bakır saçlı, mavi gözlü, güzel yüzlü, geniş omuzlu, özgüvenli ve elbette o kadar uzun ki her zaman ortamdaki en uzun kişiden bile EN AZ OTUZ SANTİM uzun. Ama bu erkeğimiz hikayemizin ana erkek karakteri değil. Bunu anlamak için saç rengine bakmanız bile yeterli. Dikkat ederseniz siyah değil, bakır. Karanlık bir aurası yok, daha çok etrafına ışık saçıyor gibi görünüyor. Kendisi kitapta bayağı gördüğümüz bir karakter ama bunu ayrıntılı olarak sırası geldiğinde konuşacağız, o yüzden ismini aklınızda tutun. Şimdi kendisine küçük bir ara verip tekrardan ana karakterimize odaklanmamız gerekiyor. Kendisi anlat anlat bitmiyor
QuicksilverCallie Hart · İndigo Kitap · 2025329 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
SESSİZ DEVRİM (spoiler içerir)
8/10
·76 syf.··
2025 9. kitabı
Okula gitmek isteyen kız çocuklarına "gerek yok" denilen bir köy... Ve bir kız çocuğunun kaderine dokunan bir öğretmen... Her satır ,Duyşen' in mücadelesiyle sizi Kırgız bozkırlarına zincirliyor; bırakamıyorsunuz.. Altınay... Bir zamanlar çamurlu sokaklarda yürüyen, hor görülen bir kız çocuğu.. Bugünse bir bilim insanı. Aradaki farkı yaratan tek şey mi? Bir öğretmenin yaktığı ışık..Gerçek kahraman kimdir? "Kızın okulda ne işi var?" "Aman evlenip gidecek zaten." Duyşen öğretmen işte bu sığ düşüncelere bir devrimci gibi savaş açıyor. Elinde bir silah yok. Silahı; kara tahta, tebeşir ve umut.."Ben o gün kalem tutmayı değil, kendime inanmayı öğrendim" "Okula gitmek için yalınayak yürüdüğüm yollarda, ben yalnızca harfleri değil; kendimi de buldum" Altınay' ın bu sözleri, sadece bir çocuğun değil, hâlâ öğretmenini bekleyen binlerce kız çocuğunun ortak sesi.. Duyşen' in kararlılığı, Altınay' ın azmi... Ve Cengiz Aytmatov un büyüleyici anlatımıyla; İlk Öğretmenim , unutulmaz bir yolculuk... Mutlaka okuyun. Mutlaka okutun..
1000Kitap
İlk ÖğretmenimCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202110,7bin okunma
Kafka sevenler buraya! 100. sayı üzerine ilk inceleme!
9/10
·50 syf.··
2025 66. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2025 17:16
Yarası yarasına denk düşeni sever insan, Acısı acısını anlatanı, Yüreğinde yüreğini bulduğunu…”Bazı ruhlar evvelden aşinadır birbirine.” Bundan belki de Franz Kafka’yı böylesine sevişimiz. Varoluşşsal sancılarımızla, aile yaralarımızla, tutunamayışımızla ve kalabalıklar içerisinde kimseye dokunmadan geçip giden ruhlarımızla onda buluyoruz kendimizi. “Çok kalabalıktı, ancak insanlar birbirlerine çarpmadan geçiyorlardı. Bu çağın insanının yeteneği bu olmalıydı.” Öyle bir buluş ki bazen Gregor Samsa, bazen K. oluyor, kendimizi yitiriyoruz. Yitirişlerin en anlamlısı başka bir bedende var olmak değil mi? “Benimkisi edebiyata ilgi değil, ben edebiyattan ibaretim.” Oysa herkes öldürür sevdiğini, diyor Oscar Wilde bir şiirinde, “Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever.” Var olduğumuz gün başlıyor varoluşşsal sancılarımız. İlk katili de babası oluyor Kafka’nın. –Bir defa ölmüyor insan neticede, bir kez doğduğunu bilsek de.- “Aile denen vazgeçilmez cehennem. Üç kız kardeşi Yahudi soykırımında ölüyor da hiçbirinin ölümü babasının “varlığı” kadar dokunmuyor ona. Ne der Şükrü Erbaş, “Anne gam yükü, baba bir boşluk fotoğrafıydı.” “Hayatla giriştiği mücadele onu anlayışşsız, otoriter, bağırıp çağıran birine dönüştürmüştü.” Halil Güneşli gelmesin hemen aklınıza, bir yandan “işine, ailesine son derece bağlı, disiplinli, toplumda saygı gören biri.” youtube.com/shorts/hJQr-AOB0zk “Sık sık intiharı düşündüğü için bir mektubunda Brod’a şöyle sordu: Fabrikada iki hafta mı yoksa intihar mı yazmama daha çok engel olur?” Çoğumuz okuyarak tutunabiliyoruz hayata değil mi? Onu hayatta tutan da yazmak… Bedenen güçlü babasının altında ezilen, zayıf, hasta bir bedene ve ruha sahip bir karakter. Belki de o hasta değil, onu hasta gören diğer insanların normal olduğunu düşünen ve kendince bir
Dergi
KafkaOkur - Sayı 100 (Haziran-Temmuz 2025)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 2025301 okunma
Amcam Evlenmek İstiyor, Lütfen Uyanmayın :)
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2024 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2024 16:27
Amcanın Rüyası Fyodor Dostoyevski ’nin karanlık, ağır ve bol iç monologlu evreninden kısa bir mola verdiren, okurken çok eğlendiğim bir eseri. Bu kez trajedi yok, sadece taşra, dedikodu ve rüya gibi bir damat var. Roman, taşra Rusyasının tam ortasına bir skandal bombası bırakıyor. Özetle: Dede gelir, evlenmek ister, herkes çıldırır. (Koşun koşun dedeyi kim kaparsa…:)) Ana karakterimiz Prens K., yaşlı, zengin ve kafa olarak bazen bu dünyada, bazen öbür rüyada olan dedemiz. Adamın kasabaya gelir gelmesiyle dedikodu çarkı dönmeye başlar. Evlenmek istediğini söyleyen bu prensin zihinsel durumunun ne kadar stabil olduğu tartışılır çünkü adam birine bakarken diğerini düşünüyor, sonra o düşündüğü kişiyi rüyasında görüp evlilik teklif ettiğine inanıyor. Yani tam anlamıyla “offline damat” kontenjanından. Şimdi gelin bu tabloya kasaba halkını, evlenmek istemeyen ama kaderin ortasına fırlatılmış genç kızı ve onun “kurtuluş Petersburg’da” kafasında olan annesini ekleyin. İşte size Rus taşrasının ilk reality show’u. (Üf! Kısmetse Olur’a taş çıkartır.:)) Zinaida, <bu ismi çok mu aradın Dosto> yani müstakbel gelinimiz, aslında bu evliliği hiç istemiyor. Çünkü kendisinin yaş aralığıyla prensinki arasında Nuh’la Elon Musk arası bir zaman dilimi var. Biri tufandan gelmiş, öbürü Mars’a gitmek üzere. Ama kızın annesi bu ilişkiyi kaçırmak istemiyor. Öyle ki, prensin evlilik teklifine “Petersburg biletidir” gözüyle bakıyor. Sanki yüzyıllar öncesinden “kızını zenginle evlendirme simülasyonu” yapılmış da bu senaryo yazılmış gibi. Zinaida ise öyle tepkisizleşiyor ki, düğün konuşulurken ruhen çeyiz sandığına girmiş durumda. Derken romanın ortasında Fyodor Dostoyevski, bir rüya sahnesi patlatıyor. Prens’in rüyasında yaşadığı olaylar bir anda gerçek dünyaya sızıyor. Ama öyle bir sızma ki, “Bu neydi şimdi? Gerçek mi?
1000Kitap
Amcanın RüyasıFyodor Dostoyevski · Antik Kitap · 20134,352 okunma
Puan vermedi·71 syf.··
2025 4. kitabı
BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT 71 sayfalık bir kitap bir gün de bitirdim. Akıcıydı. Konusu merak uyandırıcıydı. Şimdi konusuna değinelim. Eşinin vefatından sonra soylu bir kadının kendisinden yaşça küçük, kumarhanede kayıplar vermiş eğitimli bir kumar bağımlısı genç adama, 24 saat içerisinde nasıl olduğunu anlamadan ve gerçekten böyle hissedeceğini bilmeden aşkının tutkusuna kapılması ve iki farklı kişiliğe sahip bu genç adamın ilki hayranlık uyandırıcı nazik bir beyefendiden, ikinci kişiliği bağımlılıktan gelse gerek öfke problemli adama geçişi ile soylu kadının bu hikâyeyi burda bitirip şehri terk edip yoluna sancılarla devam etmesini anlatıyor. 24 yıl boyunca yaşadıklarını içinde tutuyor ve bir gün tatildeyken yaşadığı olaya benzer bir olay yaşayan evli bir kadını görünce yaşadıklarını anımsıyor ve kendini yadırgamayacağını düşündüğü hiç tanımadığı birine başından geçenleri anlatıyor bir nebze de olsa rahatlamak için. Kahramanımız M.C çocukları olan eşini kaybeden soylu bir hanımefendi. Bir gün bir kumarhanede kumar oynayan elleri analiz eder bu özelliği eşinden aldığını söylüyor. Ve bir çift el dikkatini çeker bu eller genç bir adama ait ve bu genç adam kumarı kaybetmesi üzerine kumarhaneyi terk eder yağmurlu bir havada adeta sarhoşmuşçasına bir bankta oturup kendini ölüme terk eder. M.c bu adamı istemsizce takip eder ve ona yardım etmek ister. Ona tamamen acıma duygusu ile yaklaşan Mc , genç adamı bir otele yerleştirir ve acıma duygusu dışında hiçbir duygusu olmayan bu adamla nasıl olduğunu anlamadan birlikte olur ve sabah uyandığında şaşkınlık içerisinde odayı terk etmek ister. Ancak yardım ettiği birlikte olduğu bu adama son kez bakmak ister. Adamın yüzünde hoş bir gülümseme ve bir sakinlik. MC bu yüz ifadesini görünce bir insanı ölümün kıyısından
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024151,1bin okunma