recepivedik: kan görüyorum vahşet görüyorum kitap version
6/10
·392 syf.·
2025 39. kitabı
Selamun aleyküm 1k ahalisi İncelemeyi anlık bir kararla yazmaya karar verdim. Olabildiğince kısa tutmaya çalışıcam. Kısaca konusundan bahsedecek olursam; bir katilimiz var annelerini öldürdüğü çocukları kaçırıp sol gözlerini çıkarıyor ve 45 saat 7 dakika süre veriyor yaşayan diğer ebeveynininde bu sürede çocuğu bulabilmelsi gerek yoksa çocuk ölüyor. Bu caniliğe de saklambaç oyunu adını veriyor. Bu sürenin sol gözün ve diğer detayların birer anlamı var bunu da kitabın sonlarına doğru öğreniyoruz. Yorularıma gelecek olursak açıkçası ben kaçmalı kovalamalı, şifre çözmeli bir kedi fare oyunu bekliyordum nitekim bi kısmı öyle oldu ama sadece bir kısmı.. İşin içine medyumluk, geçmişi geleceği görme, halüsinasyon vs girince tüm hevesim gitti. Polisiye gerilim kitaplarında bu konuları sevmiyorum ve beni kitaptan koparıyor çünkü olabildiğince gerçekçilik istiyorum ama bu bana gerçekçi gelmiyor polisiyeden çok fantastik okuyormuşum hissiyatı veriyor ve bundan hoşlanmıyorum. Belki çok az bahsedilse görmezden gelinebilirdi ama tüm kitap bunun üstüne kurulu. Yani araştırmak detaylar üzerinde yoğunlaşmak yada ne bileyim bu gibi yollardan gitmek varken neden her şey öngörü dedikleri bir şeye bağlı kalıyor ki, saçma geliyor bana. O kadar boş ki. Katil dalga geçiyor bir süreden sonra, çünkü önemli ipuçlarını büyük bir kısmı detayları anlatılmak isteneni kendi söylemeye başlıyor ve bi önemi kalmıyor sonrasının. Sadece katil kim onu merak ediyorsunuz. Bunun yanısıra yazarın anlatımı da karışıktı olaylara adapte olamadım ne gerçek ne öngörü ne oluyor vs beni sıktı, kitaba istediğim gibi giremedim. Belki bu benlik bir sorundur bilemiyorum ama kitabı okumamı zorlaştırdı. Bazı şeyler havada kaldı sanırım ikinci kitabı varmış belki orada açıklığa kavuşur ama alır mıyım bilmiyorum. Bana
Edebiyat
Göz KoleksiyoncusuSebastian Fitzek · Pegasus Yayıncılık · 2018773 okunma
7/10
·96 syf.··
2025 24. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2025 15:57
Samipaşazade Sezai' nin Sergüzeşt 'ini okudum ve bittiğinde uzun bir süre öylece kaldım, elimdeki kitabın ağırlığını kaldıramadım çünkü. Bu nasıl bir düzendir ki, küçücük bir kız çocuğu pazarlarda alınıp satılıyor, bir eşya gibi elden ele dolaştırılıyor? İnsan mı bu düzeni kuranlar? Bir çocuğun kaderi nasıl olurda üç beş kuruşa satın alınabilir anlayamıyorum? İçim doldu ama bu kadar acıyı daha fazla taşımak istemiyorum. Düşüncelerim karma karışık; bir yandan insanlık adına utanıyor, bir yandan bu kadar eziyeti niye bu kadar uzun yazdığını sorguluyorum. Dilber’in hayatı, her sayfada bir eziyet, bir çile. Ama ne yazık ki, sürekli aynı şeyler... Hani bir yere kadar acıyı hissediyorsun ama sonra “Yeter!” diyorsun. O kadar anlatmaya gerek yok. Samipaşazade Sezai 'nin amacını anlıyorum ama okur olarak gerçekten çok yoruldum. Evet, dil sağlam, ama acı bu kadar uzatılır mı? Kitap bitince ne hissettim, biliyor musunuz? Bir yere gitmek istedim, bir nefes almak... Kitap bana sadece bir şey gösterdi: Acı, evet, ama sonunda fazlası hiç bir işe yaramaz.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · İş Bankası Kültür Yayınları · 202356,5bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·128 syf.·
Beğendi
·
2023 137. kitabı
Bugün çok özel bir kitabı konuşacağız. Çocuk, Köstebek, Tilki ve At. Charlie Mackesy’nin yazdığı bu kitap; dört karakterin, bazen sessiz bazen içten bir yolculuğunu anlatıyor. Ama aslında anlattığı şey çok tanıdık: Hayat. Yalnızlık, dostluk, korkular, cesaret, affetmek, iyilik ve umut. Hikâye bir çocukla başlıyor. Biraz yalnız. Kafasında bir sürü soru var. Kimi zaman karlarla kaplı bir ovada, kimi zaman güneşli bir kırda yürüyor. Ve bir gün… bir köstebek çıkıyor karşısına. Köstebek küçük bir canlı. Ama büyük bir merakı ve büyük bir kalbi var. Çocuğa çok sorular soruyor, bazen de pastayı düşünüyor. Evet, köstebek her fırsatta pasta istiyor. Ama belki de o pastanın içinde biraz da mutluluk arıyor. Birlikte yürürken doğanın içinde bir başka canlıyla karşılaşıyorlar: Tilki. Ama eğer bir köstebekseniz, bir tilkiyle karşılaşmak cesaret ister. Çünkü tilki sessizdir. Çünkü tilki, hayat tarafından incitilmiştir. O yüzden dikkatli ve temkinlidir. Konuşmaz çok. Ama oradadır. Onların yanındadır. Bazen yanında olmak, konuşmaktan daha çok şey anlatır.
1000Kitap
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2025 10. kitabı
Yine Anne Bronte'nin yazdığı Windfell Konağı Kiracısı benim en sevdiğim klasiklerden biri olduğu için bu kitabı çok büyük bir hevesle alıp okudum ama ne yazık ki umduğumu pek bulamadım. Kitabın anlatımı mükemmeldi, Pınar Kür'ün çevirisine de bayıldım. Ama Agnes'ın sürekli mağdura yatmasından bir noktada içim sıkıldı. Kitap zaten mantık evliliğiyle aşk evliliği arasında yapılan karşılaştırmaların çevresinde dönüyor. Bir yandan da mürebbiye olan Agnes'ın yaşadıklarını ve gözlemlerini okuyoruz ama bu kadar işkence çekmesinin temeli çok zayıf kurulmuştu bana göre. Agnes'ın annesi ve babası bir aşk evliliği yapmışlar. Annesi, papaz olan babasını çok severek evlenmiş ve birbirleri için her şeyden vazgeçmişler. Sonra babasının başına gelen çok büyük bir talihsizlik sonucu birikimlerini kaybetmişler ve babası üzüntüden hasta olmuş. Agnes da ailesinin maddi sıkıntılarına biraz olsun yardımcı olabilmek için mürebbiye olmaya karar veriyor ve civarda ne kadar şımarık, salak çocuk varsa hepsinin başına salıyorlar bu kızcağızı. Çocuklarının niteliklerine kör, sağır anne babalar mı dersin; her şeyden mürebbiyeyi sorumlu tutan kalpsiz ve beyinsiz asalaklar mı, her türden insanla karşılaşıyor Agnes böylece. İyi olanlar hariç. Gerçekten, kitaptaki tek düzgün insana da aşık oldu zaten, neden acaba?? Yani tamam annene babana yardımcı olmak istiyorsun ama mürebbiye arayan çocuk mu bitti yani? Kuyuya atılan Hazreti Yusuf'un sabrı bir, bu kızınki iki. Üstelik gerek de yoktu yani bu kadarına. Sanki Brontë, dönemin kadınına biçilen “erdemli acı çekici” rolünü o kadar didaktik sunmak istemiş ki Agnes artık bir karakter değil, bir ahlak dersi broşürüne dönüşmüş gibiydi. Şunu anlamakta güçlük çektim, ilk işinden çıkarıldığı zaman ikinci işini kendi ilanını gazeteye vererek buluyor ve cevaplar
Agnes GreyAnne Brontë · Can Yayınları · 2024142 okunma
Gitmek mi zor kalmak mı ?
Puan vermedi·256 syf.··
2025 16. kitabı
insanın acısını insan alır doğru olsa gerek. Çünkü bu kitabı okuduğum zaman ve mekan, alttaki klasik müziğin ve balkondaki çam manzarasının da desteğiyle acıma merhem gibi geldi. sözcükler ve meydana getirdiği cümleler akıp gidiyor zihinden kalbe doğru. Üslup; hafif, kolay anlaşılır ve fakat bir o kadar da sarsıcı. Gitmek ve yalnızlık temaları ağırlıklı olmakla birlikte türlü türlü nice başlıktaki yazılardan oluşmakta. Gitmek mi zor kalmak mı diyenlere kesinlikle kalmak diyen bir eser. Geçmişe dönük ya da yaşanmış tüm hassas ve karanlık dönemlerinize bir fener, geçmişin bıraktığı çizgilere yada hızar izlerine bir mikroskop tutar edasıyla şükrü abimizin bu kitabını özellikle çok çok beğendiğimi ifade eder tabi ki tavsiye etmekle beraber şu alıntı ile noktalamak isterim; ''Gitmek, uzaklar ve yolculuklar, doğanın insan tekine olan bu cimriliğine karşı, insanın bulduğu bir varoluş mucizesidir.''
İnsanın Acısını İnsan AlırŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814bin okunma
Gidecek yeri olmayanlar, incinmişler, ruhu yaralılar için...
10/10
·480 syf.··
2025 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2025 06:38
Bitti, Bir ömür kadar uzun, Bir an kadar kısa geldi okurken, Hindistan'dan Osmanlı'ya nice diyarlara gidip geldim, Olduğum yerde kalakaldım, Ruhumla bedenimi ayırdı kitap, son cümlesiyle bitene dek aynı bedende buluşturamadım: "Öğrenme aşkıyla geçti ömrümüz, aşkı öğrenemesek de..." "Bütün sevdiklerini gömüp nefes almaya devam etmek, lanettir." Ah Çota, Seni tanımadan önce filler hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Ve sen Filbaz Cihan, bir hayvan nasıl sevilir, o sevgi insan ömrüne nasıl yayılır senden öğrendim. "Ömür boyu sorumlusun, gönül bağı kurduğun şeyden," diyordu Küçük Prens, nasıl bir bağdı o öyle, insanla insan arasında kurulması bile güç olan... Oysa herkes öldürürdü sevdiğini, aslan bakıcısını öldürmedi mi? 16. Yüzyıl... Sultan Süleyman tahta çıkar çıkmaz boğdurmadı mı kardeşlerini birer birer? Ölüm üzerine kurulu bir dünyaydı... Kimse kimseyi öldürmese bir veba salgını baş gösteriyor, alıp gidiyordu birer birer. Bir deprem, hepsini birden! "İnsanlar topluca ölüp topluca gömüldüler." Sevdikleri birer birer giderken hayatta kalmak da bir lanetti. 6 Şubat dün gibi, daha bugün hatırlattı İstanbul depremi... "Hayatı yalanlar ve kabuklarla doluydu." Aytmatov'a ithaf edilen bir söz var: "Gün gelir ve anlar ki insan, yaşadığı her şey bir yalandır. Geriye, vazgeçemediği bir aşk ve kabullenemediği bir yalnızlık kalır." Hayattaki en büyük korku, hayatındaki gerçekleri hayata veda ederken görmek olsa gerek... Sancha, yer ettin yüreğimde: Kadın olduğu halde erkek, söyleyecek çok sözü olduğu halde dilsiz, mimar olduğu halde odalık. Dilsiz çırak, dilim tutuldu seni tanıdıkça... "Beni unutma Yusuf," dedi Cihan. Sancha başını eğdi, "Unutur muyum Hintli." Ve her şeyi bırakıp öylece gitmesi... Bir ömürden kalan ne varsa. Hangimiz yapabiliriz? "Filler hiçbir şeyi
Edebiyat
Ustam ve BenElif Şafak · Doğan Kitap · 201314,3bin okunma