• Mary Katherine Blackwood ablası Constance’ı,Richard Plantagenet’ı ve köygöçüren mantarı Amanita phalloides’i seviyor.Ve ailesindeki diğer herkes öldü.

    Gizemli bir eve götürüyor bizi yazar,kasaba halkının yaklaşmaktan bile haz etmediği,güzel bahçesine pek çok şey gömülü olan.

    Gotik edebiyat..En azından benim için karanlık bir odaya adım atma deneyimiydi.Kendine çekip sizinle türlü akıl oyunları oynayan ufak sesler,arkanızda beliren gölgeler..

    Kitapta en çok ilgimi çeken şey ise kitlelerin şiddet eğilimine değinilmesi.Toplum baskısından daha derin bir nokta bu.Yazarın şiddeti anlatırken kullandığı ifadeler çok sert,kasaba halkının aslında her birinin içinde bastırdığı duyguların diğerlerinden destek aldığında nasıl yıkıcı olabildiğini de gösteriyor ve ne yazık ki bu hayal ürünü değil.

    Shirley Jackson çok bilinen ve aslında bir o kadar da bilinmeyen bir yazar.Agorafobiden muzdarip son yıllarında.Bu kitap da o korkunun izlerini taşıyor ve sağlığında tamamladığı son kitap oluyor.1965’te öldüğünde,iki kitap ardında yarım kalıyor.Sıra diğer kitaplarında..
  • Innsmouth Üzerindeki Gölge - H.P Lovecraft

    Lovecraft'ın kendisi oluşturduğu Innsmouth kasabasında geçiyor. Kasaba sakinleri normal insanlara göre baya farklılaşmış, yabancılaşmış bulundukları kasabada yaklaşık 300-400 kişiler ve dışardan gelenlere karşı hiçte hoşgörülü değiller. Bunun yanı sıra kasaba da çok farklı bi yer, korkutucu, karanlık ve gizemli.
    Ana karakterimizin yolu böyle bi yere düşer. Burda ise kendi çöküşü başlar. Kasabanın ilkel ve yabani geçmişiyle beraber delilik ve dönüşüm gelir.

    120 sayfayı bile bulmayan bu novellada sadece bir delilik ve değişim hikayesiyle beraber derin bir mit ve benzersiz bir gotik mekanı da görebiliyoruz. Hayal gücünün yanı sıra edebi yönü de iyi olan bir kitap

    8.5/10
  • “Şeytanın Eli” gecikmiş yorumumu da yapayım :)
    Yazarın okuduğum ilk kitabı ve muhteşem bir fantastik psikolojik gerilim :) kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım.

    Geçmiş de yaşananlar ve günümüz olarak Romanımız değişik iki zamanda ilerliyor.
    Birde günlükler var, arada onları da okuyoruz. Hikâyenin temeli o günlükler :)

    Muhteşem bir kurgu, sanki birkaç kitap birden okuyor gibi …

    Geçmiş de olanları Sara ve Martin den okuyoruz, günümüzü ise Ruthie ve Katherine.

    Olayların yaşandığı yer West Hall kasabası. Kasabada bulunan ve herkesin çok korktuğu ve asla gitmediği o ormanda ele benzeyen çok büyük kayalıklar bulunuyor. Kayalıklara “Şeytanın Eli” diyorlar ve ormanda gezinen tehlikeli şeyler olduğu söyleniyor.

    Geçmiş zaman: Ormanın oradaki evde Sarai ve Babası yaşıyor. Annesi ölünce onu teyzesi büyütmüştür. Teyzesi büyüler, otlar gibi gizemli şeylerle uğraşan biridir.

    Sarai gördüklerini, yaşadıklarını günlüklere yazar ve bir gün onları birilerinin bulmasını ümit ederek hepsini evin farklı yerlerine saklar.

    Günümüz de Ruthie 18 yaşında genç kızımız, küçük kız kardeşi ve Annesi ile yaşıyor. Bir sabah aniden Annesi ortadan kayboluyor. Ruthie işin peşine düşüyor ve Annesini aramaya, ararken de bazı ipuçlarına ulaşıyor.

    Diğer yandan ise Katherine kazada ölen kocası Garry’nin o kasaba da ne yaptığını ve orada kiminle yemek yediğini araştırmaya başlar. Zira çiftin iki yıl önce çocukları da ölmüştür. Ve o günden sonra kocası tuhaf davranışlar sergilemeye başlamıştır. Araştırmalar artıkça o kasabada “uyuyanlar” adı verilen ölümden döndürülmüş kişiler olabileceğini öğrenir ve kocasının ne yapmaya çalıştığını anlayınca şok yaşar :)

    Tüm bu insanların yolu bir şekilde kesişir çünkü herkes o günlüklerin peşindedir, zira orada her şey net yazılmıştır.
    Olaylar tüyler ürpertici olduğu kadar gizemi, gerilimi her satırda hissettim.
    Yaşayan ölüler gerçek mi?
    O Ormanda neler oldu ve korktukları o şey ne?
    Günlüklerde neler yazıyor? Nerede saklı bu günlükler?
    Çok sevdiğiniz birini geri getirme şansınız olsa neleri feda edersiniz?
    Korku-Gerilim birde fantastik le birleşince harika bir roman olmuş. Ben çok beğendim. Tavsiye ediyorum.
  • Sakin bir kasaba Castle Rock
    Açılacak olan yeşil tenteli gizemli bir dükkan
    Merak eden kasaba halkı
    dükkanın açılmasıyla birlikte giderek sonu gelen bir yer
    Dükkana tek gitmeyen kasabanın şerifi Alan Pangborn
    Dükkanın sahibi kim mi ? Bay Gaunt
    şeytanın vücut bulmuş hali

    Anlatım mükemmel ,kitap sizi içine çekiyor
    Tavsiye ederim
    Stephen King- Ruhlar dükkanı
  • Bu güzel küçük kasaba dilimizde ''B.k yoluna gitti Niyazi '' ifadesinde yer alan kişinin doğduğu yermiş. Bu şahıs dönemin Osmanlı Paşalarındanmış. Bir gün payitahta İatanbul'a gitmek üzere gemiye binmiş. Bir rivayete göre tuvalet ihtiyacını gidermek için fırtınalı bir gecede geminin güvertesine çıkan Niyazi Paşa dengesini kaybedip denize düşüp boğulmuş. Diğer bir rivayete göre ise; aynı gemide bulunan hasımları tarafından gece öldürülüp, denize atılmış.
  • Bülbülü Öldürmek, Harper Lee’nin 1960’ta yayınlanan Pulitzer ödüllü romanı. 9 yaşındaki Jean Louise Finch’in (Scout) ağzından anlatılıyor. Romanın ilk yarısında Finch’lerin gizemli komşularına, ikinci yarısında ise siyah bir gencin beyaz bir kıza tecavüz ile yargılanmasına ve kasabanın önyargılarına ve ırkçılığına değiniliyor.

    Mahkeme başkanı, tecavüz suçundan idam istemiyle yargılanan Tom Robbinson karakterini savunmak için Atticus’u tayin ediyor. Neredeyse tüm kasaba, bir zenciyi savunacak olan Atticus’a tepki gösterirken, Atticus tüm bu nefrete göğüs geriyor.

    “Siyah adamı aldatan beyaz adam, iser zengin, ister yoksul, ister iyi, isterse kötü bir aileden olsun değişmez. O adam daima kötü bir adamdır” diyor Atticus Finch. Köleleştirilen, sömürülen ve aşağılanan siyah adam, yıllarca büyük acılar çekmeye mahkum edilmiş. Sırf teninin renginden dolayı, beyazlar, siyahları diledikleri gibi aşağılamış, eziyet çektirmiş, köle gibi her işlerine koşturmuşlar. Harper Lee, Atticus Finch’in ağzından bu ırkçı davranışlara ve vicdansızlıklara bu sözlerle tepki gösteriyor. Atticus karakteri, hoşgörü ve sağduyuyu temsil ediyor.

    Romanın orijinal adı “To Kill A Mockingbird”. Mockingbird aslında bülbül değil, alaycı kuş ya da taklitçi kuş da denilen bir kuş türü. Atticus’un çocuklarına “İstediğin kadar kuş avlayabilirsin, ama sakın bülbüle dokunma. Zararsız olanları öldürmenin günah olduğunu aklından çıkarma.” uyarısı, romanda mecazi anlamda kullanılmış; masum siyahlara da gönderme yapılmış.

    1962 yılında romanın aynı isimle filmi çekilmiş ve beklenen başarıyı göstermiş. Film hem iyi bir gelir elde etmiş, hem de aday olduğu 8 Oscar’dan 3’ünü almış. Gregory Peck, Atticus karakteri ile “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Oscar alırken, film ayrıca “En İyi Sanat Yönetimi” ve “En İyi Uyarlama Senaryo” dallarında da ödül almış.

    Sizin de keyifle okumanız dileğiyle..
  • Clare Vanderpool - Babamı Beklerken
    Sayfa sayısı:408
    Tür:Roman
    Abilene ve babasının hiçbir zaman bir ‘ev’ kavramı olmamıştır.
    Yaprak gibi oradan oraya sürüklenip duran baba-kızın, birbirlerinden ve hikâyelerinden başka kimsesi yoktur.
    Ama Abilene büyüyordur ve bir yuvası olmalıdır artık.
    Derken bir gün yollar ayrılır.
    Abilene şimdi tek başınadır.
    Sahip olduğu en değerli varlığı babası Gideon Tucker, onu bir kasabaya yollamıştır.
    Peki, mesafeler ayırır mı dersiniz?
    Abilene için asla.
    Geçmiş gizemli, gelecek bilinmez, şimdi ise özlem dolu.
    “Baba, neredesin?”

    Bu gece de babamı bekleyerek karşıladım sabahı. Pencereme vuran ay ışığı altında oturup düşündüm uzun uzun. Babamdan hatıra pusulayı elime alıp seslendim gökyüzüne:
    "Şu an benim gibi babam da ay ışığının hüznüyle mi meşguldü?"
    "O da beni özlüyor muydu benim özlediğim gibi?"
    "Biliyorum. Her gidiş mutlaka yanında hüzün taşır ama, bu bizim için değişemez mi baba?"

    *******************************************************************

    Kapağına ve ismine bakınca bir dram hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm ama parodi yayınlarına ait olduğunu gözden kaçırmışım, bir dram vardı ama bu öyle klişe bir dram değildi. Savaş zamanlarını, göçmenlerin zorlu hayatlarını, bir küçük kız Abilene Tucker ve onun Manifest kasabasında yaz bitimine kadar babasını beklerken yaşadıklarıyla alakalıydı kitap. Geçmiş ve bu gün öyle güzel harmanlanmıştı ki, eğer hasta olmasam muhtemelen 406 sayfa bir günde biterdi. Ah Ned Gillen, keşke kurşunlardan daha hızlı koşabilseydin. Sarhoş vaiz Shady, Macar kadın, Mezarcı Underhill ve her birinin hikayesi farklı bir kasaba dolusu göçmen.

    Bazı yerlerde, özellikle Ned'in cepheden yolladığı mektuplarda gözlerim doldu.
    Kitapta Klu Klux Klan gibi ilginç kardeşlik örgütlerine de yer verilmişti. Dün gece aklımda binbir övgüyle bitirdim kitabı ama şimdi hangi birini söylesem derken hepsi birbirine girdi. Bir kasabada birbirinden farklı olduğunu düşünen insanların aynı noktada, aynı insanda buluşması, omuz omuza vermesi. Ve en son da yazar notları, tanıştığımız karakterlerin gerçek hikayeleri, Ellis adası ve dahası.

    Keşke bitmeseydi.

    #book #books #bookstagram #bookish #bookie #green #garden #sky #babamıbeklerken #parodiyayınları #clarevanderpool #read #kitap #okumahalleri