• HENRY İLE JUNE GÜNCE ( 1931 - 1932 )
    Yazar: Anais Nin
    Çeviren: NEDRET TANYOLAÇ ÖZTOKAT
    Yayınevi: CAN YAYINLARI
    Sayfa: 216 sayfa
    Basım Tarihi: 1. Baskı 1993

    Neuilly’de doğmuş, Brüksel, Arcachom ve Barselona’da büyümüş olan olan Anais Nin, on bir yaşında, Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken Fransa’da geçen çocukluğunu ve ünlü bir piyanist, yetenekli bir besteci olan İspanyol asıllı babasını geride bırakarak annesiyle Avrupa’dan ayrılmıştır. Yaşamı daha en baştan kozmopolit bir çizgi izliyordu… 1929 yılında, yirmi altı yaşındayken ailesiyle Seine nehrine bakan sakin bir kasaba olan Louveciennes’e yerleşti. Güzel sanatlara meraklı bir bankacıyla evlendi. Bir bölümü Madame fu . Barry’nin topraklarında bulunan evine özgü, sevimli sicak,şaşırtıcı, özellikle de dost ağırlamaya uygun görünümü göz önüne alarak seçti. On bir penceresi olan evininin sarmaşıklarla kaplı cephesi, arkasında da sık ağaçlar ve otların büründüğü gizli bahçesi uzanıyordu…

    İki yıl sonra Anais Nin, kırk beş yaşında ölen D.H Lawrence’le ilgili incelemesinin bitirir; Rimbaud ve Andre Breton etkileri taşıyan ilk şiirsel anlatısı House Of Incest’i ( Ensest Evi) yazmaya başlar. Yaşamını bir olay alt üst edecektir; Henry Miller’le karşılaşması. Anais Nin 1932’den 1934’e dek uzanan bir dönemi kapsayan Günce’sinin en güzel sayfalarını Miller’e adayacaktır.

    Gündüzleri Anais Nin’in işleriyle ilgilenen, geceleri de bohem yaşamı süren genç avukat Richard Osborn, bir gün, Bookly’den gelen yarı gezgin, yarı serseri, yarı yarı ya da açlıktan ölen bir yazarı, Henry Miller’i ağırlar evinde. Miller Anais için bildik bir addır; Bunuel’in L’ Age d’Or’u ( Altın Çağ ) üzerine yazdığı Nin yeni okumuş ve ‘’ olağanüstü etkili ‘’ bulmuştur. Öte yandan, Miller’in elinde Anais’in Lawrence’le ilgili elyazması vardır. ‘’ Böylesine etkileyici, bir o kadar da incelikle dile getirilmiş gerçekleri okumamıştım hiç ‘’ der. Anais, Günce’sinde, şöyle yazar : ‘’ Böylece incelik şiddetle karşılaşacak ve birbirlerine meydan okuyacaktır. ‘’

    Böylece Osborn, ikisini bir araya getirir. Her zaman olduğu gibi Miller, bir yemek uğruna, bir gece Louveciennes’e giden Osborn’un peşine takılır. Ancak yemeğin lezzetinde, evin güzelliğini ya da odun ateşinin Sıçaklığından çok, ince, zeki canlı, yaşama sanatını bilen ve lüks içindeki evsahibesi, Miller’in ilgisini çeker. Daha sonra 1977’nin Ocak ayında Los Angeles’te ölen bu dostunun ardından Miller şunları demiştir: ‘ Yaşamım boyunca tüm kadınların narasında, güzellik ve kadınsı çekicilik yönünden Anais’e erişen çok azdır. O, hem baştan çıkarıcı, hem aristokrattı; hem yardıma gerek duyanlara güvenlik bir sığınak olurdu, hem de kendini insanlardan son derece sakınan bir kişiydi. ‘’

    Anais Nin, kendisini de belirttiği gibi, ‘’ Henry’nin her derdine koşan dostu ‘’ olur. Ona çömertçe, dostça ve incelikle yardım eder, onu dinler, ona güç verir; o sıralarda yazmakta olduğu Yengeç Dönencesi’yle olduğu kadar mide ağrılarıyla da ilgili öğütler verir ona… Yazarın, sonunda yerleştiği Clichy’deki daireyi döşer, lamba, daktilo, kitaplar, gramafon, bisiklet, v.b. alır ona. Geceleri ikisi gizemli, karanlık bir Paris’i fethetmeye çıkarlar. 1923 yılında, yirmi yaşındayken evlendiği kocasının, kendisinin ve ailesinin kibar, şık, yüksek sosyete yaşamı üzerine kurulu dünyasından, Miller’in barlar, gece kulüpleri, sokak şenliklerinden oluşan gece dünyasına atlar. Kentin kötü şöhretli sokaklarını ev meyhanelerinin üstüne sabahın ilk saatlerinde çöken önlüğünü tanımaya başlar…

    Kentin aşağı mahalleleri olarak gördüğü bu yerlere yolculuk nedendi? Bir baba arayışıyla savaşmak için, diye açıklamaya çalışıyor Anais Nin görüştüğü Dr. Allendy. Babası kim mi? Çekici, ancak uçarı, acımasız sadist bir adam. ( Anais ve iki erkek kardeşini kırbaçlarmış. Anais bir gün onun bir kediyi sopayla döverek öldürdüğünü görmüş) Yine de onu tutkuyla sevmekte ve ondan ayrılmış olmaktan hep acı duymaktadir. Öte yandan içinde yetiştiği sıkı ve katı ilkeleri olan Katoliklikten de kurtulmak istemektedir.Kendisinden daha yaşlı ve babası gibi açık mavi ve buz gibi donuk gözleri olan Miller, Nin’i bu duygudan kurtaracak, kendini aşmasını sağlayacak ve onu kendine getirecektir. Ancak Miller’den, hatta psikanaliz seanslarından ya da sonradan tanıştığı tüm insanlardan çok, ona kendini tanımasında yardım eden, kendi kendini ona güç veren, kabullenmesi, yaşaması ve yaşamını sürdürmesi için Günce’yi kaleme alması olmuştur. Babasından kopmakla derinden yaralanan Nin, on bir yaşındayken ona uzun bir mektup yazmaya karar verir. Bu mektubu hiç göndermeyecektir, ancak hiç bitmeyecekmiş gibi yazmayı sürdürür. Bu mektup, önce Fransızca, sonra İngilizce yazdığı Günce’sini oluşturacaktır: ON BEŞ BİN SAYFALIK bir anıt ve eylemden çok, düşünceye yönelik olmasını istediği yaşamnı yansıtan Günce’sinin, uzun uzun betimlediği insanların özel yaşamlarına – hukuksal açıdan saygı duyarak, ancak bazı bölümlerini yayımlar…

    Birçok kişi Nin’i bu günceden ayırmak isteyecektir, tıpkı bir zamanlar babasından ayırdıkları gibi. Ancak bir uyuşturucu, bir büyü bir yaşam kimliğine dönüşmüş olan güncesinin, güven veren, sessiz, avutucu içtenliğinden kimse ayıramayacaktır onu. Böylesine büyük bir işe kalkışmasaydı kim bilir ne çok roman yazacaktı? Miller’in deyişiyle onun ‘’ bitmeyen senfoni’si bugün karşımıza eşi olmayan modern bir yapıt, Nin’in başyapıtı olarak çıkıyor.

    Ünlü çağdaşların anlatması için bir çizgi, bir satır yetiyor. Henry Miller’in ‘’ düzensiz yaşamını, merakını ,canlılığını, ahlak tanımazlığını, duygusallığını, kötü şakalarını… gözlemler. Antonin Artaud’nun ‘’ bitkinlikten mavi, acıdan kararmışalmış gözlerini… , Zadkine’in ‘’ çabuk, canlı hareketlerini, alaycı ve yergici yüz ifadesini ve kırmızı gözlerini… ‘’ güncesine alır.

    Anais Nin’in Günce’sinde her şeyi titizlikle yazmış, bilinçle, dürüstlükle, açıklıkla ve alışılmışın dışında bir bellek, keskin bir algılama, neredeyse kahince bir derinlik ve kavrayışla gözlemlemiş, betimlemiş, incelemiştir.
  • Halkının neden terk ettiği bilinmeyen, gizemli karanlık bir kasaba, bu kasabaya atandığı halde gidemeyen bir posta müdürü, yalnızlığın timsali bir istasyon şefi, Alamancı bir genç kadın...Metafor mu Alegori mi yoksa?

    Kısalığının şaşırtıcılığı onun roman oluşunun gerçekliğini değiştirmiyor.
    Yaşar Kemal
    Sayfa 73 - Yapı Kredi Yayınları
  • Philip K. Dick Toplu Öyküleri Cilt 2: Kader Ajanları

    5 ciltlik Toplu Öyküler serisinin 2. cildi olan Kader Ajanları, dilimize ilk kez Alfa’nın bir alt markası hüviyetindeki Büyülü Fener Yayınları tarafından 2014 yılında çevrildi. Orijinal adı The Collected Stories of Philip K. Dick, Volume 2: Second Variety olan eser, daha sonra yenilenmiş haliyle Alfa Yayınları tarafından 2018 yılında tekrar basıldı. Çevirisini Berna Kılınçer’in üstlendiği kitapta PKD’nin 3’ü hariç 24 bilimkurgu öyküsü bulunuyor. Tamamı 1952 ve 1955 yılları arasında yazılan bu hikayeler zamanda yolculuk, robotlar, yabancı türler, gerçekliği sorgulamak ve askeri bilimkurgu temaları etrafında toplanıyor.

    Philip K. Dick’in gençlik yıllarında kaleme aldığı öyküler yer yer basit anlatımlarıyla dikkat çekse de Dick’in usta yazarlık kariyerine attığı sağlam adımlar niteliğinde. Zira bazı öyküleri etkileyici olmasa bile, vermek istediği mesajları sade anlatımıyla zihinlerimize işliyor. Norman Spinrad’ın önsözüyle başlayan kitap, PKD’nin 1974’te paranoya hakkında kısacık bir röportajına da yer vermektedir. Norman Spinrad’ın 1986’daki önsüzünde, Dick’in yazdığı öykülerin yazarın iç dünyasına bakmamızı sağlayan birer pencere olduğu önemle anlatılıyor. Ayrıca PKD’nin kısa bir röportajının yanı sıra kitabın sonuna eklenen notlar bölümüyle de öyküler hakkında bilgi bulunuyor.

    Kurabiye Hanım

    Hansel ve Grater masalını anımsatan Ray Bradbury tarzındaki bu fantastik kısa öykü, ona kurabiye pişiren, nazik ve yaşlı hanımı ziyaret eden “Bubber” adlı tombul bir genç çocuğu anlatıyor. Ama Bubber’in bilmediği şey, kurabiye hanımının göründüğü kadar nazik olmadığı.

    Kapının Arkasında

    Larry, karısı Doris’e eski bir guguk saati hediye eder. Bu guguk saatinin evlerine girmesiyle hali hazırda bozuk olan birliktelikleri daha da kötüye gider. Doris, kocasının kıskançlığı ve kendisine gösterdiği sert tavırları nedeniyle vaktinin tümünü guguk saatiyle geçirir. Kıskançlık, kötü ilişkiler ve guguk kuşuna duyulan sevgi beklenmedik bir cinayetle kapının ardındaki katili gözler önüne serer.

    Öyküye Ait Kısa Film

    İkinci Tür

    Sovyetler Birliği ile Batı arasındaki nükleer savaş, dünyanın büyük bir kısmını çorak araziye çevirir. Ancak savaş, insanlığın dağınık kalıntıları arasında devam ederken Batılı güçler, kendi taraflarında savaşmak için özerk ve kendi kendini kopyalayan robotlar olan “pençeleri” geliştirirler. Pençeler kendilerine tanınan bu özerklikleri ile zamanla geliştirerek farklı türlere ayrılır. Bu gelişmeden haberi olmayan Binbaşı Hendricks, Sovyetlerin müzakere isteğini kabul ederek Sovyet Komuta Merkezine gider. Öykü, Binbaşı Hendricks ve 3 Sovyet yanlısı askerin geriye kalan 2. Tür adlı robotu bulma çabalarını ürpertici ve kasvetli bir atmosferde ele alıyor.

    →İncelemesini Oku

    Jon’un Dünyası

    Jon’un Dünyası bir önceki hikâyenin devamıdır ve daha ileri bir gelecekte geçmektedir. Kastner ve Caleb Ryan, yakın zamanda tamamlanmış bir zaman makinesi ile Pençeleri tasarlayan bilim adamı Schonerman’ın zamanına giderek belgeleri ele geçirmeye çalışırlar. Bu görev sırasında istedikleri belgeleri ele geçirirler fakat bilim adamını da yanlışlıkla öldürürler. Geçmişi değiştiren Kastner ve Caleb Ryan, şimdiki zamanlarına dönerken kendilerini nasıl bir dünyanın bekledikleri üzerinde düşünmeye çoktan başlamışlardır bile.

    Kozmik Avcılar

    İlk kez 1953’de yayımlanan ‘Kozmik Avcılar’ Sirius sisteminde gezegenler arası Polis timinin komutanı olan Shure’nin, şüpheli bir şekilde Terran topraklarında seyahat eden Adharan adlı böcek türünü takip etmesini ve bu şüpheli yolculuğun arkasındaki gizli planları öğrenmesini anlatır.

    Oğullar

    Öykü, hükümet tarafından zorunlu olarak uygulanan çocuk yetiştirme programlarının, aileleri nasıl dağıttığını çarpıcı ve öngörülür bir şekilde anlatıyor. Zira çocukların gelişimi ve eğitiminin yanı sıra hangi mesleğe sahip olacakları da 9 yıllığına tamamen robotların elindedir. Dick, robotların himayesinde büyüyen çocuğun bakış açısından bizleri robotların nasıl gördüğünü ortaya çıkarıyor.

    Bazı Hayatlar

    Sürekli patlak veren savaşlar sonucunda Bob Clarke ordu tarafından çağrılır. Bob’un gidişinden sonra oğlu ve karısı da savaş için hazırlanırken Bayan Clarke ‘Peki geriye kim kalacak?’ sorusuyla zihinleri meşgul ediyor. Bazı Hayatlar adlı bu öykü, tüketici bir toplumun, ülkeyi savaşa nasıl zorunlu hale getirdiğini acımasız ve anti-militarist bir yaklaşımla anlatır.

    Marslılar Geliyor

    Sıradan bir Amerika kasabasında geçen bu öykü, kendi gezegenlerinde gerçekleşen ekolojik tehlikeler nedeniyle yok olmak üzere olan Marslıların, bulutlarla birlikte her iki yılda bir kasabaya inmelerini ve kasaba sakinlerinin Marslıları hiç düşünmeden öldürme arzularını anlatmaktadır.

    Yolcu

    Tren İstasyonu Yöneticisi olan Bob Paine, Crichet adındaki küçük bir adamın, olmayan bir yer için bilet almak istediğini ve gerçeği öğrendiğinde ise birden yok olduğunu iş arkadaşlarından öğrenir. Öykü, bu gizemli olayı araştırmaya karar veren ve araştırmaları sonucu banliyöyü bulan Crichet’in macerasını anlatır.

    İstediği Dünya

    Alternatif dünyalar teorisinin mükemmel bir örneği olan İstediği Dünya adlı bu öykü, Larry Brewster’ın bu Dünyanın kendisi için var olduğunu ve kendisine hizmet ettiğini söyleyen bir kadınla tanışmasını anlatır. Olağanüstü şansı ile Bay Larry’i şaşırtan kadın aslında yanlıyor olabilir miydi?

    Yüzey Baskını

    Uzun süren savaşlar sonrası yeraltında yaşayan Teknokratlar yüzeye çıkarak baskınlar düzenler ve ‘sap’ ismini verdikleri insanları köle olarak kullanmak için kaçırırlar. Genç bir Teknokrat olan Harl, ‘sapların’ kendi ataları olduğunu öğrenince yüzeye yaptıkları bir baskında dişi bir ‘sap’ ile yakın ilişki kurunca her şey değişir.

    Proje: Dünya

    Üç küçük çocuk, gizli bir proje hakkında harika bir kitap derleyen yaşlı Edwards Billings’i gizlice araştırırlar. Aralarında en meraklısı olan Tommy, yakaladığı ilk fırsatta Billings’in evini inceler. Öykü, Tommy’nin, arka bahçede parmak kadar olan 9 insanı bulmasıyla daha da ilginçleşir.

    Kürelerin Derdi

    Robotların tüm işleri yaptığı bir gelecekte insanlar, uyumak, beslenmek ve eğlenmek dışında başka bir şeyle uğraşmazlar. Bu sıkıcılığı değiştiren şey ise Packman adında bir gencin tasarladığı küreleri piyasaya sürmesiyle son bulur, zira bu küreler ile insanlar kendi dünyalarını ve ırklarını yaratarak birbirleriyle yarışırlar.

    Alacakaranlıkta Kahvaltı

    Kendilerini bir nükleer savaşın ortasında bulan McLeans ailesi, duruma el koyan polis Douglas’ın yardımlarıyla 7 yıl geleceğe geldiklerini öğrenirler. Öykü, Mcleans ailesinin kendi zamanlarına dönüp dönmeme kararında hemfikir olmaya çalışırlarken maruz kaldıkları bombardıman sonucunda yaşadıklarını anlatır.

    Pat’in Hediyesi

    Ganymede’ye iş gezisine giden Eric, karısına uzaylı bir Tanrı satın alır. Karısı ve arkadaşını Tanrı ile tanıştıran Eric, olayların ne denli değişeceğinin farkında bile değildir. Tanrı ve ev sakinleri arasında gerçekleşen sohbet, Tanrı’ya yöneltilen hakaretler sonucu Pat’in taş kesilmesi ve Eric’in arkadaşının kurbağaya dönüşmesiyle içinden çıkılmaz bir soruna neden olur.

    Başlıkçı

    Telepatların etkin rol oynadığı bir toplumda vatandaşlar, yönetimden hiçbir şey saklayamaz durumdadır. Bunun bir sorun olduğunu düşünen mucit Cutter zamanla bir başlık tasarlayarak insanların zihinlerinin okunmasına engel olmaya çalışır.

    Kurumuş Elmalar

    Genç bir kız, yaşlı ve ölmek üzere olan bir elma ağacını günlerce ziyaret etmektedir. Son ziyaretinde ağaç tarafından kendisine sunulan elmayı eve dönerken yiyen kız gece vakti ölür. Kızın ölümünden sonra mezarı ziyarete gelen aile, mezarın yanı başındaki elma ağacını gördüklerinde Lori’nin ziyaret ettiği elma ağacını akıllarına getirirler.

    Yayınlanmış Sesli Öykü

    İnsan Dediğin

    Kocası Lester’ın Rexoria adlı gezegeni ziyaretinden sonra çok değiştiğinin farkına varan Jill, gerçeği kocasının iş arkadaşları tarafından öğrenir. Lester’ın arkadaşlarına göre, ölmek üzere olan bir Rexorialı Lester’ın bedenine girerek O’nun yerini almıştır.

    Kader Ajanları

    Sıradan bir hayatı olan emlakçı Ed, bir sabah işine geç kalır. Ed’in geç kalması, yanlışlıkla bir gerçeklik değiştirici yapılması planlanan T137 sektörüne girmesine sebep olur. Görmemesi gereken bir olaya tanıklık eden Ed’in hayatı bu olayla tamamen değişir.

    Öykünün Filmi

    Olmayan Gezegen

    Çok yaşlı ve zengin bir kadın efsane olarak anılan insanların yaşadığı Dünya gezegenini görmek ister. Bunu fırsat bilen kaptan Lawrence, Bayan Gordon’u tek uydusu ve bulunduğu sistemde 3. Gezegen olarak adlandırılan bir gezegene götürür.

    Sahtekâr

    Dışuzaylılar olarak bilinen istilacı yabancılara karşı silah tasarlayan ekibin bir üyesi olan Olham, Binbaşı Peters tarafından sabotaj düzenleyen bir robot olmakla suçlanır ve tutuklanarak öldürülmesi istenir. Olham’ın kendine yönelik bu suçlamaları çürütmesinin tek yolu ise asıl robotu bulmaktır.

    James P. Crow

    İnsanların robotlara hizmet ettiği bir gelecekte James P. Crow, 20 sınıfın bulunduğu insanlar ve robotların toplumunda en üst sıraya geçmek için sınavlara girer. İnsanların 20. Sınıfta olduğu ve hiçbirinin 19. Sınıfa bile geçemediği bu sınava karşı James P. Crow’ın, robotların dahi bilmediği bir silahı vardır.

    Ziyaretçiler

    Nükleer savaştan yüzyıllar sonra insanlar, saklandıkları sığınaklardan çıkarak hayatta kalan diğer insanları aramaya başlarlar. Yaptıkları aramalar sonucunda birçok türde canlıya rastlayan arama ekipleri, sığınakta kaldıkları süre boyunca Dünya’nın, mutantlara ve canavarlara ev sahipliği yaptığını öğrenirler.

    Küçük Kasaba

    Kasabadaki diğer tüm insanlar tarafından ezilen ve hor görülen Haskel, işi bırakarak hayatının çoğu zamanını çocukluğundan beri tutkusu olan minyatür kasabasıyla geçirir. Karısının kendisini aldatması ve hayattan tamamen sıkılması sonunda minyatür kasabasını kendi istediği bir düzene sokan Haskel, sonunda minyatür kasaba ile ortadan kaybolur.

    Hediyelik Eşya

    Uzun zamandır kayıp olan koloni, zamanla efsaneleşen Dünya gezegeninde Galaktik Hükümet tarafından bulunur. Keşfedilen koloninin eski kültürlere dayalı bir hayat yaşadığını öğrenen hükümet koloniye bir sözleşme teklif eder. Kendilerine sunulan sözleşmeyi reddeden koloni, yüksek teknolojiye sahip Galaktik Hümümeti ile savaş hazırlıklarına başlar.

    İnceleme Ekibi

    Nükleer savaş sonrası gezegenlerini yaşanamaz hale getiren insanlar, Güneş Sistemindeki tüm gezegenlerde inceleme yaparlar. Mars dışındaki tüm gezegenleri eleyen yetkililer, Mars’a bir ekip gönderirler. Mars’a giden inceleme ekibi buradaki araştırmalarını sürdürürken gezegenin tüm kaynaklarının tükenmiş olduğunu ve kim tarafından tüketildiğini de acı bir şekilde öğrenirler.

    Meşhur Yazar

    Hikâye, Ellis’in yeni bir ulaşım aracı olan gezdirgeç için test görevlisi olarak seçilmesiyle başlar. Gezdirgeçi işyerine gidip gelirken kullanan Ellis, bir gün tüneldeki bir yarıktan küçücük insanları görmesi sonucunda hiç ummadığı bir üne kavuşur.

    KAYNAK: http://www.bilimkurgukulubu.com/...lt-2-kader-ajanlari/
  • Mary Katherine Blackwood ablası Constance’ı,Richard Plantagenet’ı ve köygöçüren mantarı Amanita phalloides’i seviyor.Ve ailesindeki diğer herkes öldü.

    Gizemli bir eve götürüyor bizi yazar,kasaba halkının yaklaşmaktan bile haz etmediği,güzel bahçesine pek çok şey gömülü olan.

    Gotik edebiyat..En azından benim için karanlık bir odaya adım atma deneyimiydi.Kendine çekip sizinle türlü akıl oyunları oynayan ufak sesler,arkanızda beliren gölgeler..

    Kitapta en çok ilgimi çeken şey ise kitlelerin şiddet eğilimine değinilmesi.Toplum baskısından daha derin bir nokta bu.Yazarın şiddeti anlatırken kullandığı ifadeler çok sert,kasaba halkının aslında her birinin içinde bastırdığı duyguların diğerlerinden destek aldığında nasıl yıkıcı olabildiğini de gösteriyor ve ne yazık ki bu hayal ürünü değil.

    Shirley Jackson çok bilinen ve aslında bir o kadar da bilinmeyen bir yazar.Agorafobiden muzdarip son yıllarında.Bu kitap da o korkunun izlerini taşıyor ve sağlığında tamamladığı son kitap oluyor.1965’te öldüğünde,iki kitap ardında yarım kalıyor.Sıra diğer kitaplarında..
  • Innsmouth Üzerindeki Gölge - H.P Lovecraft

    Lovecraft'ın kendisi oluşturduğu Innsmouth kasabasında geçiyor. Kasaba sakinleri normal insanlara göre baya farklılaşmış, yabancılaşmış bulundukları kasabada yaklaşık 300-400 kişiler ve dışardan gelenlere karşı hiçte hoşgörülü değiller. Bunun yanı sıra kasaba da çok farklı bi yer, korkutucu, karanlık ve gizemli.
    Ana karakterimizin yolu böyle bi yere düşer. Burda ise kendi çöküşü başlar. Kasabanın ilkel ve yabani geçmişiyle beraber delilik ve dönüşüm gelir.

    120 sayfayı bile bulmayan bu novellada sadece bir delilik ve değişim hikayesiyle beraber derin bir mit ve benzersiz bir gotik mekanı da görebiliyoruz. Hayal gücünün yanı sıra edebi yönü de iyi olan bir kitap

    8.5/10
  • Roman Hamsun'un okuduğum ikinci kitabı. Bundan sonra Dünya Nimeti ve Göçebe kitaplarını okumayı düşünüyorum. (Kitapları almıştım ve şu an sırada bekliyorlar.)

    Romanın 23 bölümünün her birine küçük küçük bir şeyler söyleyebilirim. Romanın hikayesini anlatmadan da bunu yapamam. O yüzden size hikayeden bahsetmek istemiyorum. O zaman okurken zevk almazsınız ve bir anlamda keşfedemezsiniz. Kitap hakkında sadece adı ve yazarını bilerek okumaya başlamak kitabı keşfetmektir çünkü.

    Hamsun bu romanında da merak uyandıran bir giriş yapmış. İlk paragrafı buraya alıntılayacağım :

    "Geçen yaz ortasında Norveç'in küçük kıyı kasabalarından biri epeyce sıra dışı olaylara sahne oldu. Bir yabancı geldi; Nagel adındaki bu ilginç, kendine özgü şarlatan, yığınla tuhaflık yapıp geldiği gibi birdenbire ortadan kayboldu. Dahası, genç ve gizemli bir kadın, kim bilir ne için, onu ziyaret etti; ancak birkaç saat kalma cesareti gösterdikten sonra kendi yoluna gitti. Ama olaylar böyle başlamıyor..."

    Açlık ve Dünya Nimeti romanlarının da girişleri böyle merak uyandırıcı.

    Hamsun'u okumak bana zevk veriyor. Hayat hikayesine bakarsanız oldukça sıkıntı çektiğini, bir sürü farklı iş yapıp bazı yerlere gittiğini görürsünüz. Hayatındaki çeşitliliği romanlarına konu olarak yansıtmış. Bu kitapta ana olay içinde bir sürü farklı konudan konuşma ve çeşit çeşit küçük hikayeler var. Mesela Tolstoy üzerine kıyasıya bir tartışma, sosyalizm ve Marx eleştirisi (bence pek haklı değil) Victor Hugo'ya değindirme ; Martha'ya, Doktor'a, Bayan Kielland'a ve çevredeki diğer insanlara, Nagel'in başından geçtiğini anlattığı anılar, düşler ve garip olaylar... Böyle çeşitliliğin olması çok iyi bence.

    Sonra Nagel'in uzun konuşmaları var. Bir iki defa bunlar sıktı beni ama onlarda bile bir şeyler buldum. Ve Nagel'in konuşmalarındaki havayı da çok beğendim; bazen teklifsiz, bazen öyle şaşırtan tahminler ve sürekli canlı oluşuyla "Hehehe..." benzeri ünlemleri...

    Dagny Kielland ismi olaya ayrı bir büyü katmıştı bence ismiyle. Kielland'ın söylenişi çok hoş geliyor bana. Doktorun karşı çıkışları komikti. Minik ayrı bir hava katıyordu. Küçük kasaba, ormanlar, otel, Bayan Stenersen, Sara...

    Sanırım Norveç'e, Nobel de almış yazarın memleketine, anlattığı yerleri görmek için gitmek istiyorum. Küçük kasabalar, sokaklar...

    Ve bir başka konuşmamızda Hamsun'un Nazi işgalini desteklediği için hapse atıldığını öğrenmiştim. Doğruluğunu araştırmadım ama kitaplarını evin önüne bile yığmışlar bu yüzden okurları.

    Son olarak kafamdan geçen incelemeyle hiç uyuşmayan bu incelemeye aynı kitabın çok daha önce "Düğüm" diye çevrildiğini keşfettim, sahafta çalıştığım sırada almıştım kitabı. Bu çeviri biraz farklı görünüyor ama okunabilir bence...
  • “Şeytanın Eli” gecikmiş yorumumu da yapayım :)
    Yazarın okuduğum ilk kitabı ve muhteşem bir fantastik psikolojik gerilim :) kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım.

    Geçmiş de yaşananlar ve günümüz olarak Romanımız değişik iki zamanda ilerliyor.
    Birde günlükler var, arada onları da okuyoruz. Hikâyenin temeli o günlükler :)

    Muhteşem bir kurgu, sanki birkaç kitap birden okuyor gibi …

    Geçmiş de olanları Sara ve Martin den okuyoruz, günümüzü ise Ruthie ve Katherine.

    Olayların yaşandığı yer West Hall kasabası. Kasabada bulunan ve herkesin çok korktuğu ve asla gitmediği o ormanda ele benzeyen çok büyük kayalıklar bulunuyor. Kayalıklara “Şeytanın Eli” diyorlar ve ormanda gezinen tehlikeli şeyler olduğu söyleniyor.

    Geçmiş zaman: Ormanın oradaki evde Sarai ve Babası yaşıyor. Annesi ölünce onu teyzesi büyütmüştür. Teyzesi büyüler, otlar gibi gizemli şeylerle uğraşan biridir.

    Sarai gördüklerini, yaşadıklarını günlüklere yazar ve bir gün onları birilerinin bulmasını ümit ederek hepsini evin farklı yerlerine saklar.

    Günümüz de Ruthie 18 yaşında genç kızımız, küçük kız kardeşi ve Annesi ile yaşıyor. Bir sabah aniden Annesi ortadan kayboluyor. Ruthie işin peşine düşüyor ve Annesini aramaya, ararken de bazı ipuçlarına ulaşıyor.

    Diğer yandan ise Katherine kazada ölen kocası Garry’nin o kasaba da ne yaptığını ve orada kiminle yemek yediğini araştırmaya başlar. Zira çiftin iki yıl önce çocukları da ölmüştür. Ve o günden sonra kocası tuhaf davranışlar sergilemeye başlamıştır. Araştırmalar artıkça o kasabada “uyuyanlar” adı verilen ölümden döndürülmüş kişiler olabileceğini öğrenir ve kocasının ne yapmaya çalıştığını anlayınca şok yaşar :)

    Tüm bu insanların yolu bir şekilde kesişir çünkü herkes o günlüklerin peşindedir, zira orada her şey net yazılmıştır.
    Olaylar tüyler ürpertici olduğu kadar gizemi, gerilimi her satırda hissettim.
    Yaşayan ölüler gerçek mi?
    O Ormanda neler oldu ve korktukları o şey ne?
    Günlüklerde neler yazıyor? Nerede saklı bu günlükler?
    Çok sevdiğiniz birini geri getirme şansınız olsa neleri feda edersiniz?
    Korku-Gerilim birde fantastik le birleşince harika bir roman olmuş. Ben çok beğendim. Tavsiye ediyorum.