"Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında."
Wake Forest üniversitesinde felsefe tarihi ve zaman felsefesi üzerine dersler veren Adrian Bardon'un, 40 farklı kaynak kitapla argümanlarını desteklediği zaman felsefesine ait bu kısa ama dolu dolu kitabın neredeyse her sayfası bilgi ve düşünce hazinesi diyebilirim.
Bardon, Antik çağdan günümüze kadar zaman felsefesiyle uğraşmış bir çok filozof ve fizikçinin teorileri üzerinden görelilik, uzayzaman kuramına temel düzeyde geçiş sağlıyor. Peki zaman felsefesi dediğimiz şey nedir ve eski bilginler zaman dediğimiz başı sonu belli olmayan, bildiğimiz; sürekli bir akış halinde olan bu kavramı nasıl tarif etmişler kısa kısa özet geçelim;
Eğer konu değişim ve zamansa tabi ki bu konuda ilk söz sahibi Parmenides olmalı. Çünkü Parmenides değişimin bir yanılsama olduğunu, gerçekliğin değişmez ve bölünmez bir bütün olduğunu savunmuştur. Bu görüş, zamanın akışının bir yanılsama olabileceği fikrini ortaya attı.
Çağının bir başka filozofu Herakleitos ise her şeyin sürekli bir değişim içinde olduğunu, "aynı nehre iki kez girilemeyeceğini" söyleyerek zamanın akışkanlığını vurgulamıştır.
Platon (Eflatun), zamanı "ebediyetin hareketli bir imgesi" olarak tanımladı. Duyusal dünyanın bir özelliği olarak zamanın, ideal formlar dünyasında olmadığını ileri sürdü. Öğrencisi Aristoteles ise zamanı "önce ve sonra bakımından harekete göre sayı" olarak tanımladı. Zamanı, değişimin bir ölçüsü olarak gördü ve evrenin ebedi olduğunu savundu, dolayısıyla zamanın bir başlangıcı olmadığını düşünüyordu.
Görüldüğü üzere Antik Yunan çağının büyük filozofları uzayzaman konusunu gözlemleyemedikleri için rasyonel didaktif tartışmalarla bir yanıt aramaya çalıştılar.
Orta çağa gelindiğinde konu rasyonalizmse ve görülmeyeni görmekten geçiyorsa tabi ki Augustinus'un düşüncelerini es geçemeyiz. Çünkü kendisi zamanın Tanrı'nın yaratımıyla başladığını savunuyordu. Geçmişin artık var olmadığını, geleceğin henüz var olmadığını ve şimdinin sürekli bir geçiş anı olduğunu vurgulamıştı. Zamanın zihinsel bir yapı olabileceği fikrini öne sürdü. Eğer bu tanımlama yeterli gelmediyse
Augustinus'un şu meşhur sorusuna kulak verelim;
"O halde zaman nedir? Benden bir açıklamanın beklenmediği durum da, gayet iyi biliyorum. Ancak bana, zamanın ne olduğu sorulduğunda ve onu açıklamaya çalıştığımda bilmiyorum." diyerek insanı derin düşüncelere daldırıyor.
O halde zaman insan icadıdır ve dolayısıyla kendi içinde var olduğundan, ne Augustinus'un "sonsuzluk" diye adlandırdığı Parmenidesçi zamansız durumda var olan Tanrı'ya, ne de evrene uygulanabilir. Bu, Augustinus'un teolojik sorununu çözer çünkü zamanın geçişi Tanrı'ya uygulanamıyorsa, Tanrı'nın evren yaratılmadan önce ne yaptığı ya da evreni neden başka bir anda değil de tam da yarattığı anda yaratmaya karar verdiği sorusu anlamını yitiriyor öyle değil mi?
Ancak yeni çağa geçince biliyorsunuz ki René Descartes ve Baruch Spinoza ile doruğa ulaşan rasyonalizm, üç aydınlanmacı filozof Locke, Hobbes ve Hume ile birlikte Empirik, yani deneyci felsefenin yolu açılmış, artık gözlem yerine deneme yanılma yöntemiyle sonuca ulaşarak gerçek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Yeni çağın en büyük bilim insanı Isaac Newton zamanı, evrensel ve mutlak bir akış olarak tanımlıyor. Fiziksel olaylardan bağımsız, kendi başına var olan bir "mutlak zaman" kavramını ortaya atmıştı. Bu kavram XIX. yüzyıla kadar bilim dünyasında kabul gördü. Bir başka Yeni çağ filozofu Immanuel Kant ise Parmenides'çi bakış açısıyla zamanı, deneyimimizin a priori bir formu, yani zihnimizin dünyaya anlam vermek için kullandığı önsel bir kategori olarak ele almıştı.
Ve son olarak günümüze gelindiğinde konu uzayzaman ve fizik kanunları olunca Albert Einstein'dan bahsetmek olmaz. Einstein, Görelilik teorisiyle zamanın mutlak olmadığını, gözlemcinin hareketine ve yerçekimi alanına bağlı olarak değişebileceğini göstermeyi başarıyor. Uzay ve zamanın ayrı değil, "uzay-zaman" adı verilen dört boyutlu bir süreklilik olduğunu ileri sürüyor. Bu teori, zaman felsefesi üzerinde derin etkiler yaratmıştır.
Henri Bergson bu görüşe karşılık zamanı, mekanik ve nicelendirilebilir bir şey olmaktan ziyade, sürekli ve niteliksel bir "süre" olarak deneyimlediğimizi savunmuştu.
Ayrıca Bardon, eserinde nesnelerin ve olayların uzayzamanda nasıl sıralandığını gösteren diyagramları resimlerle anlatarak görelilik kuramını en temel, en basit düzeyde anlatması bile insanı fizik ötesi konularda fikir sahibi ediyor.
Kitabın suyunu çıkartıp posasını atmış gibi bir inceleme oldu farkındayım ancak detaylı inceleme paylaşmayı sevdiğim için kitapta ki filozofların bahsedilen ve bahsedilmeyen görüş ve teorilerini "konudan sapmadan" paylaşmak istedim. Tabi bu anlattıklarım kitabın buz dağının görünen kısmı, detayını öğrenmek isteyen buyursun okusunlar efendim.